Mâide Suresi
Mâide, Kur’ân-ı Kerîm’in ilahi ahitler, helal-haram sınırları ve fıtri sözleşmeler nizamını kemale erdiren beşinci suresidir. Medine döneminin sonlarında, inen hükümlerin hayattaki pratik ve hukuki sınırlarını netleştirmek ve toplumsal arınmayı tamamlamak amacıyla nâzil olmuştur. Fatiha Suresi’nde talep edilen dikey hidayetin; Bakara, Âl-i İmrân ve Nisâ surelerinde inşa edilen inançsal, ailevi ve hukuki nizamın uluslararası ilişkiler, yiyecekler, ibadetler ve ahitler düzeyindeki en keskin ve şüphe barındırmayan nihai mührüdür. Sürenin dikey bütünlüğünü oluşturan ukûd (sözleşmeler/bağlar), maide (nimet/sofra) ve maun nizamı mühürlüdür ve süreden ayrı düşünülemez. Sürenin asıl nüzul gayesi; insan zihnini paralel yasa koyucuların uydurma helal-haram sınırlarından ve sahte nizamlarından arındırarak; yeryüzünde fıtri sözleşmelere tam sadakati ve dikey teslimiyeti (İslâm) hayatın her alanında eksiksiz bir nizamda inşa etmektir.
Mâide Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle.
| 1. | “Ey iman edenler! (Fıtri ve toplumsal) akitlerinizi bütünüyle yerine getirin (evfû bil ‘uqûdi). İhramda iken avlanmayı helal saymamanız şartıyla ve size okunacak olanlar müstesna, evcil büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar (el-en‘âmi) sizin için helal qılındık. Şüphesiz Allah, dilediği fıtri hudutları ve hükümleri bütünüyle koyar ve yürütür (yahkumu).” |
| 2. | “Ey iman edenler! Allah’ın fıtri nişanelerine (şe‘âirallâhi), haram aya, (Kabe’ye qurbanlık giden) hediyelik hayvanlara, boyunlarındaki gerdanlıklara ve Rablerinden bir lütuf ve rıza arayarak Beyt-i Haram’a yönelenlere saygısızlık edip (dokunulmazlıklarını) helal saymayın. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoyup engellediler diye bir topluluğa (qavmin) olan öfkeniz, sizi haddi aşmaya ve saldırmaya sevk etmesin. İyilik, erdemlilik ve fıtri adalette (el-birri), bir de sorumluluk bilinciyle qorunmakta (vet-taqvâ) birbirinizle yardımlaşın; günah, kötülük ve düşmanlıkta ise yardımlaşmayın. Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle qorunun (vettequllâhe). Şüphesiz Allah’ın cezası çok şiddetlidir.” |
| 3. | “Ölü hayvan eti (leş), qan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilenler, boğulmuş, vurulmuş, yüksekten düşmüş, boynuzlanmış ve yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanıp yenmiş olanlar —bizzat aktif olarak yetiştip kestikleriniz müstesna— putlar adına qurban edilenler ve oklarla qısmet aramanız sizin için haram qılındı. İşte bunların hepsi yoldan çıkmaktır (fisqun). O karartma ve baltalama eylemini bizzat gerçekleştiren piyon zihniyetler (ellezîne keferû), bugün sizin mutlak borçluluk bilinci ve bu bilincin hayata dayattığı bütünsel hukuk, itaat ve yaşam programınızdan (min dînikum) bütünüyle ümitlerini kesmişlerdir; artık onlardan qorkmayın, benden qorkun! Bugün sizin için o yaşam programınızı (dînekum) kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı (el-islâme dînâ) seçip razı oldum. Kim günaha meyletmeksizin qıtlık ve açlık yüzünden zorda qalırsa, şüphesiz Allah, günahları silip bütünüyle bağışlayandır (gafûran), rahmetin bizzat kaynağı olandır (rahîm).” |
| 4. | “Kendilerine nelerin helal qılındığını sana soruyorlar. De ki: ‘Sizin için temiz ve fıtri olan rızıklar (et-tayyibâtu) ve Allah’ın size öğrettiği ilimle yetiştirip avcılığa alıştırdığınız o avcı hayvanların yakaladıkları helal qılındı. Onların sizin için tuttuklarından bütünüyle yiyin ve üzerine Allah’ın ismini anın. Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle qorunun (vettequllâhe). Şüphesiz Allah, hesabı çok çabuk görendir.’” |
| 5. | “Bugün sizin için temiz ve fıtri olan rızıklar (et-tayyibâtu) helal qılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri sizin için helal, sizin yiyecekleriniz de onlar için helaldir. Mümin qadınlardan iffetli olanlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli qadınlar da; mehirlerini bütünüyle verip, zina etmeksizin ve gizli dost tutmaksınız iffetle qorunmanız şartıyla size helaldir. Kim imanı bırakıp o adaleti sabote etme, gerçeğin üzerini örtme eylemini canlı canlı icra ederse (yekfur), şüphesiz onun bütün ameli bütünüyle boşa gitmiştir ve o, ahirette tamamen hüsrana uğrayanlardandır.” |
| 6. | “Ey iman edenler! Tüm kuralları ve hudutları tek çatı altında barındıran o Büyük Teslimiyet Şemsiyesini bizzat aktif bir eylemle canlandırmak üzere ayağa qalktığınız zaman (izâ qumtum iles-salâti), yüzlerinizi ve dirseklere qadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedip topuklara qadar ayaklarınızı da (yıkayın/meshedin). Eğer cünüp iseniz bütünüyle temizlenip arının. Şayet hasta veya yolculukta iseniz yahut sizden biri tuvaletten gelmişse ya da qadınlarla fıtri boyutta bir araya gelmiş (dokunmuş) olup da su bulamamışsanız, o zaman temiz ve fıtri bir toprağa (sa‘îden tayyiben) yönelip teyemmem edin; onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Allah sizin için hiçbir zorluk ve darlık qoymak istemez; fakat sizi bütünüyle temizleyip arındırmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister; ta ki fıtri imkanları bölüşüp şükredesiniz (teşkurûn).” |
| 7. | “Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve ‘İşittik ve bütünüyle itaat ettik (ata‘nâ)’ dediğiniz zaman sizi kendisiyle bağladığı o sapasağlam sözünü/misaqını bütünüyle hatırlayın. Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle qorunun (vettequllâhe). Şüphesiz Allah, göğüslerin en derininde gizlenenleri bütünüyle bilendir.” |
| 8. | “Ey iman edenler! Allah için hakkı bütünüyle ayakta tutanlar (qavvâmîne lillâhi), adalete ve hakkaniyete şahitlik edenler olun. Bir topluluğa (qavmin) olan öfkeniz, sizi adaletsizlik yapmaya asla sevk etmesin. Adil olun (i‘dilû); çünkü adalet, sorumluluk bilinciyle qorunmaya (littaqvâ) en yakın olandır. Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle qorunun (vettequllâhe). Şüphesiz Allah, bizzat aktif olarak icra ettiğiniz her şeyden hakkıyla haberdardır.” |
| 9. | “Allah, tam bir güvenle iman edip fıtrata ve adalet sistemine tam uyumlu ıslah edici ameller (es-sâlihâti) işleyenlere vaat etmiştir: Onlar için günahların silinip bağışlanması (magfiratun) ve çok büyük bir ödül/karşılık vardır.” |
| 10. | “O karartma ve baltalama eylemini bizzat gerçekleştirerek ilahi hakikatleri sabote eden o piyon zihniyetler (vellezîne keferû) ve ayetlerimizi yalanlayanlar var ya; işte onlar o çılgın ateşin, cehennemin bizzat yoldaşlarıdır (ashâbul cahîm).” |
| 11. | “Ey iman edenler! Bir topluluk (qavmun) size el uzatmaya (saldırmaya) yeltenmişti de, Allah’ın onların ellerini sizden bütünüyle çektiği o nimetini hatırlayın. Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle qorunun (vettequllâhe). Müminler, ancak ve ancak Allah’a tam bir güvenle dayanıp güvensinler (felyetevekkelil mu’minûn).” |
| 12. | “Andolsun ki Allah, İsrailoğullarından o sapasağlam sözü/misaqı almıştı ve içlerinden on iki lider/temsilci (naqîbâ) görevlendirip ayağa qaldırmıştık. Allah şöyle buyurmuştu: ‘Şüphesiz ben sizinle beraberim. Eğer tüm kuralları ve hudutları tek çatı altında barındıran o Büyük Teslimiyet Şemsiyesini bizzat aktif bir eylemle canlandırıp ayağa qaldırırsanız (eqamtumus-salâte), fıtri arınma ve bölüşüm bilincini ulaştırırsanız, resullerime tam bir güvenle iman edip onları bütünüyle desteklerseniz ve Allah’a güzel bir borç (qardan hasenen) verirseniz, andolsun ki sizin kötülüklerinizi bütünüyle örterim ve sizi altından nehirler akan cennetlere yerleştiririm. Kim bundan sonra o adaleti sabote etme, gerçeğin üzerini örtme eylemini canlı canlı icra ederse (kefere), şüphesiz dosdoğru ve fıtri olan o ana yoldan (sevâes-sebîl) sapmıştır.’” |
| 13. | “Böylece, sözlerini/misaklarını bozmaları sebebiyle onları lanetledik ve kalplerini qaskatı qıldık. Onlar (kelimelerin altındaki dikey anlam hiyerarşisini çürütmek için) kelimeleri bizzat qonuldukları yerlerden, fıtri bağlamlarından qoparıp eğip bükerek değiştirirler (yuharrifûne). Kendilerine hatırlatılan o ilahi ve bütünsel uyarıların büyük bir qısmını da bütünüyle unuttular/terk ettiler. İçlerinden pek azı müstesna, onlardan yana sürekli bir hainliğe mutlak olarak şahit olursun. Yine de sen onları bütünüyle affet ve aldırma. Şüphesiz Allah, iyiliği, güzelliği ve fıtri adaleti bizzat aktif bir eylemle yayanları (el-muhsinîn) sever.” |
| 14. | “‘Biz hristiyanlarız/yardımcılarız’ diyenlerden de o sapasağlam sözü/misaqı almıştık. Fakat onlar da kendilerine hatırlatılan o bütünsel uyarılardan paylarına düşeni bütünüyle unuttular/terk ettiler. Bu yüzden, kıyamet gününe (el-qıyâmeti) qadar onların arasına düşmanlığı ve azgın nefreti bizzat körükleyip yerleştirdik. Allah, onların kendi elleriyle bizzat imal edip tezgahladıkları her şeyi yakında kendilerine haber verecektir.” |
| 15. | “Ey kitap ehli! Kitaptan gizlemekte olduğunuz şeylerin çoğunu size apaçık açıklayan ve birçoğundan da bütünüyle geçip giden Resulümüz (resûlunâ) size bizzat gelmiştir. Andolsun ki size Allah’tan önünüzü bütünüyle aydınlatacak apaçık bir nur (nûrun) ve her şeyi apaçık ortaya qoyan sarsılmaz bir kitap (kitâbun mubîn) gelmiştir.” |
| 16. | “Allah, Kendi rızasının peşinden gidenleri onunla (o kitapla) bütünüyle esenlik, barış ve fıtri emniyet yollarına (subules-selâmi) ulaştırır; onları Kendi izni ve iradesiyle karanlıklardan (emri karartan o üst aklın zindanlarından) bütünüyle çıkarıp o mutlak nura (ilen-nûri) kavuşturur ve onları dosdoğru, fıtri bir ana yola (sırâtın musteqîm) yönlendirip ulaştırır.” |
| 17. | “Andolsun, ‘Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih’in bizzat kendisidir’ diyenler, o ilahi hakikatleri sabote ederek gerçeğin üzerini örtme eylemine bapsalları bütünüyle icra etmişlerdir (leqad keferellezîne). De ki: ‘Eğer Allah, Meryem oğlu Mesih’i, onun annesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini bütünüyle helak etmek isteseydi, Allah’a karşı kimin elinden bir şey gelebilirdi?’ Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü, mutlak otoritesi bütünüyle Allah’ındır. O, fıtri sistem içinde dilediğini bizzat halk eder/yaratır (yahlûqu). Allah, her şeye gücü yetendir, her şeye mutlak qadirdir (qadîr).” |
| 18. | “Yahudiler ve hristiyanlar: ‘Biz Allah’ın oğulları ve O’nun sevgilileriyiz’ dediler. De ki: ‘Öyleyse, işlediğiniz o fıtri suç ve günahlarınız (bi-zunûbikum) sebebiyle size neden azap ediyor?’ Hayır, bilakis siz de O’nun bizzat yarattığı/halk ettiği insanlardan birer beşersiniz. O, fıtri kurallara uyup dilediğini/hak edeni bağışlar (yagfiru), dilediğine/hak edene de azap eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü, mutlak otoritesi bütünüyle Allah’ındır. Nihai dönüş ve varış da ancak O’nadır.” |
| 19. | “Ey kitap ehli! Resullerin gönderilmesine uzun süre ara verildiği bir fetret döneminde (resulsüzlük çağında); ‘Bize ne bir müjdeleyici ne de bir uyarıcı geldi’ demeyesiniz diye, gerçekleri size apaçık açıklayan Resulümüz (resûlunâ) size bizzat gelmiştir. İşte size o müjdeleyici ve uyarıcı kesinlikle gelmiştir. Allah, her şeye gücü yetendir, her şeye mutlak qadirdir (qadîr).” |
| 20. | “Hani Musa, kendi topluluğuna (li-qavmihî) şöyle demişti: ‘Ey kavmim! (yâ qavmi) Allah’ın üzerinizdeki o muazzam nimetini bütünüyle hatırlayın; hani içinizden peygamberler qılmıştı, sizi kendi kendinizin efendileri/hükümdarları (mulûken) yapmıştı ve alemlerden hiçbirine vermediğini bizzat size vermişti.’” |
| 21. | “Ey kavmim! (yâ qavmi) Allah’ın sizin için (mücadele alanı olarak) yazdığı o arındırılmış, kutlu ve bereketli topraklara bizzat girin (ıdhulûl-ardal-muqaddasete). Arkanıza dönüp o kutlu mücadeleden asla qaçmayın; yoksa büsbütün hüsrana uğrayanlar olarak tersyüz olursunuz (fe tenqalibû hâsirîn).” |
| 22. | “Dediler ki: ‘Ey Musa! Şüphesiz orada zorba, bapsallı ve çok güçlü bir topluluk (qavmen cebbârîn) vardır. Onlar oradan bütünüyle çıkmadıkça biz oraya asla ve kat’iyen girmeyeceğiz. Şayet oradan çıkarlarsa, işte o zaman biz oraya girenleriz.’” |
| 23. | “(Allah’a karşı) içleri ürpererek qorkup sorumluluk duyanlardan, Allah’ın kendilerine (cesaret ve basiret) nimeti verdiği iki yiğit adam şöyle dedi: ‘Onların üzerine bizzat kapıdan (bâb) ansızın girin. Oradan içeri girdiğiniz an, andolsun ki siz mutlak gâlip gelenlersiniz. Eğer gerçekten müminler iseniz, yalnızca ve yalnızca Allah’a tam bir güvenle dayanın (fe tevekkelû).’” |
| 24. | “Dediler ki: ‘Ey Musa! Onlar orada bulundukları sürece biz oraya ebediyen, asla ve kat’iyen girmeyeceğiz. Haydi sen ve senin Rabbin (ente ve rabbuke) gidin, ikiniz bizzat savaşın (fe qâtilâ); şüphesiz biz işte tam burada oturup bekleyenleriz (qâ‘idûn).’” |
| 25. | “Musa dedi ki: ‘Rabbim! (rabbi) Şüphesiz ben kendi nefsimden ve kardeşimden başkasına mutlak olarak malik değilim, hükmedemem (lâ emliku). Artık bizimle, o fıtri sınırları bizzat çiğneyip çıkan yoldan sapmış o topluluğun (el-qavmil-fâsiqîn) arasını bütünüyle ayır, hükmünü ver.’” |
| 26. | “Allah buyurdu ki: ‘Öyleyse, andolsun ki orası (o bereketli topraklar) onlara kırk yıl boyunca bütünüyle haram qılınmıştır; onlar yeryüzünde şaşkın şaşkın dönüp duracaklar, sersemce dolaşacaklardır (yetîhûne fîl-ard). Artık sen, o fıtri sınırları bizzat çiğneyip çıkan yoldan sapmış o topluluk (el-qavmil-fâsiqîn) için asla üzülme.’” |
| 27. | “Onlara, Âdem’in iki oğlunun o sarsılmaz ve mutlak gerçek olan haberini (nebeebney-âdeme bil-haqqı) bizzat oku/aktar. Hani ikisi de Allah’a yakınlaşmak için birer qurban (qurbânen) sunmuşlardı da, birinden bütünüyle qabul edilmiş, diğerinden ise kat’iyen qabul edilmemişti. Qurbanı qabul edilmeyen diğeri: ‘Andolsun seni kesinlikle öldüreceğim (le-eqtulenneke)’ dedi. O da dedi ki: ‘Allah, ancak ve ancak sorumluluk bilinciyle qorunup dikey nizamı bozmayanlardan (minel-mutteqîn) qabul eder.’” |
| 28. | “Andolsun ki, sen beni öldürmek için elini bana bizzat uzatsan bile, ben seni öldürmek için elimi sana asla uzatacak değilim. Şüphesiz ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan (rabbel-‘âlemîn) bütünüyle ürpererek qorkarım.’” |
| 29. | “Şüphesiz ben, hem benim günahımı/sorumluluğumu hem de kendi günahını bizzat yüklenmeni ve böylece o ateşin yoldaşlarından (ashâbin-nâr) olmanı isterim. İşte o fıtri hudutları ve adaleti çiğneyen zalimlerin (ez-zâlimîn) tam karşılığı/cezası budur.” |
| 30. | 30- “Nihayet nefsi, onu bizzat kendi qardeşini öldürmeye (qatle) qolayca sürükledi/ikna etti; o da onu bizzat öldürdü (fe qatelehu). Böylece o, büsbütün hüsrana uğrayanlardan (minel-hâsirîn) oldu.” |
| 31. | “Ardından Allah, qardeşinin cesedini yeryüzünde nasıl bizzat gömeceğini/gizleyeceğini ona göstermesi için yeri eşeleyen bir karga (gurâben) gönderdi. (Katil olan) dedi ki: ‘Yazıklar olsun bana! Şu karga qadar bile olup da qardeşimin cesedini bizzat gömmekten/gizlemekten aciz mi qaldım?’ Böylece o, derin bir pişmanlığa düşenlerden (minen-nâdimîn) oldu.” |
| 32. | “İşte bu yüzdendir ki, İsrailoğullarına şu dikey qanunu bizzat yazdık: Kim bir nefsi, bir nefse qarşılık (qısas) olmaksızın veya yeryüzünde fıtri düzeni bozacak bir bozgunculuğa/fesada (fesâdin fîl-ard) qarşılık olmaksızın bizzat öldürürse (qatele), andolsun ki o bütün insanlığı bütünüyle öldürmüş gibidir. Kim de bir nefsin yaşamasına, fıtri hayata dönmesine vesile olursa (ahyâhâ), bütün insanlığı bütünüyle yaşatmış gibidir. Andolsun ki resullerimiz onlara apaçık, sarsılmaz delillerle (bil-beyyinâti) bizzat gelmişlerdi. Fakat buna rağmen, kesinlikle onların birçoğu yeryüzünde fıtri sınırları bizzat çiğneyip aşarak mülkü/imkanları hoyratça tüketen azgınlardır (le-musrifûn).” |
| 33. | “Allah’a ve O’nun Resulüne qarşılık savaş açanların (yuhâribûne) ve yeryüzünde fıtri nizamı bozup bozgunculuk çıkarmak için bizzat koşuşturanların (yes‘avne fîl-ard) cezası/karşılığı ancak şudur: Toplu olarak bizzat öldürülmeleri (yuqattelû) veya asılmaları yahut ellerinin ve ayaklarının çaprazlama bütünüyle kesilmesi (tuqatta‘a) ya da bulundukları o topraktan tamamen sürülmeleridir (yunfev minel-ard). Bu, onlar için dünyada rüsvay edici, aşağılayıcı bir qorunmasızlıktır (hızyun); ahirette ise onlar için çok büyük, sarsıcı bir azap vardır.” |
| 34. | “Ancak, siz onlara bizzat güç yetirip ele geçirmeden önce, hatasından bütünüyle dönüp fıtri ayarlarına teslim olanlar (tâbû) müstesnadır. Artık bütünüyle bilin ki, şüphesiz Allah günahları tamamen silip bağışlayandır (gafûrun), merhametiyle fıtratı bizzat tamir edendir (rahîm).” |
| 35. | “Ey iman edenler! Allah’a qarşılık sorumluluk bilinciyle bütünüyle qorunun (ittequllâhe), O’na yakınlaşmak için vesileyi bizzat arayın ve O’nun o fıtri yolunda/yönteminde tüm gücünüzle dikey bir mücadele yürütün (ve câhidû fî sebîlihî); ta ki fıtri kurtuluşa, mutlak başarıya bütünüyle ulaşasınız (tuflihûn).” |
| 36. | “Şüphesiz o karartma ve baltalama eylemini canlı canlı icra ederek gerçekleri bütünüyle sabote edenler (innellezîne keferû) var ya; yeryüzünde olanların tamamı ve bir o qadarı daha bütünüyle kendilerinin olsa ve kıyamet gününün (yevmil-qıyâmeti) o sarsıcı azabından qurtulmak için onu bizzat fidye olarak verseler bile, bu onlardan kat’iyen qabul edilmez (mâ tuqubbile minhum). Ve onlar için can yakıcı, sarsıcı bir azap vardır.” |
| 37. | “Onlar o çılgın ateşten (minen-nâri) bütünüyle çıkmak isterler; oysa onlar oradan kat’iyen çıkacak değillerdir. Ve onlar için kalıcı, sürekli ve sarsıcı bir azap (‘azâbun muqîm) vardır.” |
| 38. | “Hırsızlık yapan erkek (es-sâriqu) ile hırsızlık yapan qadının (ves-sâriqatu), bizzat kendi elleriyle işleyip qazandıklarına bir qarşılık (cezâen) ve Allah’tan caydırıcı bir ceza / ibret olmak üzere güçlerini / imkanlarını bütünüyle kesin, çalma eylemlerini sahada fiilen durdurup engelleyin (faqta‘û eydiyehumâ). Allah, mutlak güç ve üstünlük sahibidir (‘azîzun), fıtri sistemin hükmünü bütünüyle qoyan yegane hikmet sahibidir (hakîm).” |
| 39. | “Kim o yaptığı zulümden, fıtri sınırları bizzat çiğnemesinden (ba‘de zulmihî) sonra hatasından bütünüyle dönüp fıtri ayarlarına teslim olursa (tâbe) ve kendini / çevresini bütünüyle ıslah edip düzeltirse (ve asleha), şüphesiz Allah onun tövbesini qabul eder, onu yeniden fıtri ekosisteme dahil eder (yetûbu ‘aleyhi). Şüphesiz Allah, günahları tamamen silip bağışlayandır (gafûrun), merhametiyle fıtratı bizzat tamir edendir (rahîm).” |
| 40. | “Bütünüyle bilmedin mi ki, şüphesiz göklerin ve yerin mülkü, mutlak otoritesi yalnızca Allah’ındır (lehu mulkus-semâvâti vel-ardı). O, fıtri kurallara uyup hak edene / dilediğine azap eder, hak edeni / dilediğini de tamamen bağışlar (yagfiru). Allah, her şeye gücü yetendir, her şeye mutlak qadirdir (qadîr).” |
| 41. | “Ey Resul! Ağızlarıyla ‘İman ettik’ dedikleri halde kalpleri tam güvenle inanmamış olanlardan ve Yahudileşmiş olanlardan o hakikatleri baltalama/karartma eylemine (fîl-kufri) bizzat koşuşanlar seni asla üzmesin. Onlar, sürekli yalana qulak kesilenler, sana bizzat gelmemiş olan başka bir topluluk (qavmin) adına casusluk edip laf taşıyanlardır. Onlar (kelimelerin altındaki dikey anlam hiyerarşisini çürütmek için) kelimeleri bizzat qonuldukları yerlerden, fıtri bağlamlarından qoparıp eğip bükerek değiştirirler (yuharrifûne). Şöyle derler: ‘Eğer size şu (istediğimiz fetva) verilirse onu bizzat alın, şayet o verilmezse ondan tamamen qaçının.’ Allah kimin fitneye (kendi fıtri imtihanında alçalmaya) düşmesini murat etmişse, artık sen onun için Allah’a qarşılık hiçbir şeye mutlak olarak malik olamazsın. İşte onlar, Allah’ın kalplerini bütünüyle arındırmayı murat etmediği kimselerdir. Onlar için dünyada rüsvay edici, aşağılayıcı bir qorunmasızlık (hızyun); ahirette ise çok büyük, sarsıcı bir azap vardır.” |
| 42. | “Onlar, sürekli yalana qulak kesilenler, haramı ve fıtri nizamı baltalayan haksız kazançları hoyratça yiyip tüketenlerdir (ekkâlûne lis-suhti). Şayet sana bizzat gelirlerse, artık aralarında fıtri hukuka göre bizzat hükmet veya onlardan bütünüyle yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiçbir şekilde kat’iyen zarar veremezler. Şayet hükmedecek olursan, aralarında mutlak bir adalet ve nasipleşme dengesiyle (bil-qıstı) hükmet. Şüphesiz Allah, o adalet dengesini bizzat aktif bir eylemle ayakta tutanları (el-muqsıtîn) sever.” |
| 43. | “İçinde bizzat Allah’ın hükmü bulunan Tevrat (et-tevrâtu) kendi yanlarında dururken, seni nasıl hakem yapıyorlar da sonra bunun bizzat ardından yüz çevirip gidiyorlar? İşte onlar, tam bir güvenle iman etmiş müminler (bil-mu’minîn) değillerdir.” |
| 44. | “Şüphesiz Tevrat’ı (et-tevrâte) önü bütünüyle aydınlatan bir kılavuz/hidayet ve sarsılmaz bir nur (nûrun) olarak bizzat Biz indirdik. Kendilerini bütünüyle Allah’a teslim etmiş olan o nebiler, Yahudileşmiş olanlara onunla bizzat hükmederlerdi. Kendini Rabbine adamış bilge yöneticiler (er-rabbâniyyûne) ve din bilginleri de (vel-ahbâru), Allah’ın kitabından qorunması bizzat kendilerine emanet edildiği qadarıyla onunla hükmederlerdi ve hepsi onun üzerine birer şahittiler (şuhedâe). Artık insanlardan bütünüyle ürpererek qorkmayın, yalnızca Benden qorkun (vahşevni) ve Benim ayetlerimi basit, geçici bir dünya menfaatiyle/bedeliyle (semenen qalîlen) değiştirmeyin. Kim Allah’ın bizzat indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar o ilahi hakikatleri sabote ederek gerçeğin üzerini örten kâfirlerin (el-kâfirûn) ta kendileridir.” |
| 45. | “Orada (Tevrat’ta) onların üzerine şu dikey adalet kanununu bizzat yazdık: Nefse karşılık nefis (en-nefse bin-nefsi), göze karşılık göz, buruna karşılık burun, kulağa karşılık kulak, dişe karşılık diş ve yaralanmalara karşılık da birbirine tam denk bir kısas (qısâsun) vardır. Kim de bu hakkından bizzat vazgeçip bağışlarsa, işte bu onun günahları için bütünüyle bir keffarettir. Kim Allah’ın bizzat indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar o fıtri hudutları ve adaleti çiğneyen zalimlerin (ez-zâlimûn) ta kendileridir.” |
| 46. | “Onların o sarsılmaz izleri üzere, kendinden önceki Tevrat’ı bizzat doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı (îsebni meryeme) takipçi gönderdik. Ona, içinde onda bütünüyle aydınlatan bir kılavuz/hidayet ve sarsılmaz bir nur (nûrun) bulunan, önündeki Tevrat’ı bizzat doğrulayan, sorumluluk bilinciyle qorunanlar (lil-mutteqîn) için dikey bir rehber ve öğüt olan İncil’i (el-incîle) verdik.” |
| 47. | “İncil ehli de (ehlûl-incîli), Allah’ın onun içinde bizzat indirdiğiyle hükmetsin. Kim Allah’ın bizzat indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar o fıtri sınırları bizzat çiğneyip çıkan yoldan sapmış fâsıkların (el-fâsiqûn) ta kendileridir.” |
| 48. | “Sana da, kendinden önceki kitapları bizzat doğrulayıcı ve onların üzerine dikey bir koruyucu/şahit (muheyminen) olmak üzere bu Kitab’ı sarsılmaz ve mutlak gerçekle (bil-haqqı) bizzat indirdik. Artık aralarında Allah’ın bizzat indirdiğiyle hükmet. Sana gelen o mutlak gerçekten saparak onların heva ve heveslerine kat’iyen uyma. Sizden her biriniz için fıtri bir şeriat (şir‘aten) ve dikey bir yöntem/yol (minhâcen) bizzat var ettik. Eğer Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet bütünüyle yapardı; fakat bu, size verdikleriyle sizi bizzat imtihan etmesi içindir (li-yebluvekum). Öyleyse hayırlarda bütünüyle yarışın (festebiqul-hayrât). Hepinizin dönüşü yalnızca Allah’adır; O, üzerinde ihtilaf edip durduğunuz şeyleri size bizzat haber verecektir.” |
| 49. | “Ve aralarında, Allah’ın bizzat indirdiğiyle hükmet ve onların heva ile heveslerine kat’iyen uyma. Allah’ın sana bizzat indirdiğinin bir kısmından seni saptırıp fitneye (yeftinûke) düşürmelerinden bütünüyle sakın. Şayet yüz çevirirlerse, artık bütünüyle bil ki, Allah ancak bizzat işledikleri günahları yüzünden onları musibete uğratmak istemektedir. Şüphesiz insanlardan birçoğu, o fıtri sınırları bizzat çiğneyip çıkan fâsıkların (le-fâsiqûn) ta kendileridir.” |
| 50. | “Onlar hâlâ o cahiliye düzeninin/hükmünün (hukmel-câhiliyyeti) peşinden mi koşuyorlar? Gerçeği bütünüyle, sarsılmaz bir dikey bilinçle kavrayıp ikna olmuş bir topluluk (li-qavmin) için, hüküm verme yönünden Allah’tan daha güzel, daha kusursuz kim olabilir?” |
| 51. | “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları (fıtri nizamı baltalayan, vahyi tahrif eden o piyon zihniyetleri) kendinize mutlak sırdaş, veli ve koruyucu (evliyâe) edinmeyin. Onlar ancak birbirlerinin velisidirler. Sizden kim onları veli edinip otoritesine bütünüyle teslim ederse, şüphesiz o da onlardandır. Kesinlikle Allah, o fıtri hudutları ve adaleti çiğneyen zalimler topluluğunu (el-qavmez-zâlimîn) hidayete ulaştırmaz.” |
| 52. | “İşte kalplerinde fıtri bir maraz/hastalık (meradun) olanların: ‘Bize ters bir devranın, bir felaketin isabet etmesinden bütünüyle korkuyoruz (nahşâ)’ diyerek onların (o piyon nizamın) içine bizzat koşuştuklarını görürsün. Fakat umulur ki Allah, mutlak bir fethi (bil-fethı) ya da bizzat Kendi katından sarsılmaz bir emri getirecektir de onlar bizzat kendi içlerinde gizledikleri o sinsi korkular yüzünden derin bir pişmanlığa düşenlerden (nâdimîn) olacaklardır.” |
| 53. | “İman edenler de şöyle diyeceklerdir: ‘Sizinle bütünüyle beraber olduklarına dair Allah adına o en sarsılmaz, en güçlü yeminlerle yemin edenler (aqsemû) bunlar mıdır?’ Onların bütün yapıp ettikleri, o piyon nizamdaki amelleri tamamen boşa çıkmıştır (habitat a‘mâluhum) ve böylece onlar büsbütün hüsrana uğrayanlar (hâsirîn) olmuşlardır.” |
| 54. | “Ey iman edenler! Sizden kim bizzat kendi dininden, o dikey fıtri sisteminden geri dönüp saparsa (men yertedde), bilsin ki Allah yakında öyle bir topluluk (bi qavmin) getirecektir ki, O onları sever, onlar da O’nu bütünüyle severler. Onlar müminlere karşı fıtri bir alçakgönüllülük ve şefkat qanadı gererler (ezilletin), o ilahi hakikatleri baltalayan kâfirlere karşı ise mutlak bir izzet, dik duruş ve onur sergilerler (e ‘izzetin). Allah’ın o sarsılmaz yolunda tüm güçleriyle dikey bir mücadele yürütürler (yucâhidûne fî sebîlillâhi) ve kendilerini kınayan hiçbir kınayıcının kınamasından asla qorkmazlar. İşte bu, Allah’ın dilediğine / hak edene bizzat verdiği mutlak lütfudur (fadlullâhi). Allah, imkanları bütünüyle geniş olandır (vâsi‘un), her şeyi hakkıyla bilendir (‘alîm).” |
| 55. | “Sizin yegane veliniz, mutlak koruyucunuz ve otoriteniz (innemâ veliyyukumu) ancak ve ancak Allah’tır, O’nun Resulüdür ve o dikey yönelişi / namazı bizzat ikame eden (yuqîmûnes-salâte), arınma odaklı mali yükümlülüğü / zekatı bütünüyle veren (yu’tûnez-zekâte) ve her an fıtri bir boyun büküşle rüku halinde olan o iman edenlerdir (ve hum râki‘ûn).” |
| 56. | “Kim Allah’ı, O’nun Resulünü ve o iman edenleri bütünüyle veli edinip otorite qabul ederse (ve men yetevellallâhe), şüphesiz ki mutlak galip gelecek olanlar, yalnızca Allah’ın o sarsılmaz safında yer alanlardır, O’nun bizzat kendi ordusudur (hizballâhi humul-gâlibûn).” |
| 57. | “Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve o ilahi hakikatleri baltalayarak üzerini örten kâfirlerden (vel-kuffâra), bizzat sizin dininizi / dikey fıtri sisteminizi bir alay ve eğlence konusu edinenleri kendinize mutlak sırdaş, veli ve koruyucu (evliyâe) edinmeyin. Eğer gerçekten tam bir güvenle inanmış müminler iseniz, Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle bütünüyle qorunun (vettequllâhe).” |
| 58. | “Siz o dikey yönelişe / namaza (iles-salâti) bizzat çağırdığınız zaman, onlar onu da bir alay ve eğlence konusu bütünüyle edindiler. İşte bu, onların akıllarını fıtri nizamda bizzat çalıştırmayan, akletmeyen bir topluluk (qavmun lâ ya‘qılûn) olmaları yüzündendir.” |
| 59. | “De ki (qul): ‘Ey kitap ehli! Yalnızca Allah’a, bize bizzat indirilene ve bizden önce bizzat indirilmiş olana tam bir güvenle iman ettiğimizden ve sizin bütünüyle çoğunuzun o fıtri sınırları çiğneyip çıkan fâsıklar (fâsiqûn) olmasından dolayı mı bizden intikam alıyor, bize kin besliyorsunuz?’” |
| 60. | “De ki (qul): ‘Allah katındaki o cezai qarşılığı / yerleşkesi yönünden, bundan daha kötüsünü size bizzat haber vereyim mi? Allah’ın lanet ettiği, üzerine bütünüyle gazap qonduğu, kendilerinden maymunlar (el-qıradete), domuzlar ve o fıtri hudutları aşan azgın piyon nizamların / tağutun kulları (ve ‘abedet-tâgûti) qıldığı kimselerdir. İşte onlar, dikey konum / mekân bakımından bütünüyle en şerli olanlar ve o dosdoğru fıtri yoldan (sevâis-sebîl) büsbütün sapıp alçalanlardır.’” |
| 61. | “Size bizzat geldikleri zaman: ‘İman ettik’ dediler. Oysa onlar, o ilahi hakikatleri baltalayan o mutlak karartma eylemiyle (bil-kufri) bizzat girmişler ve yine onunla bizzat çıkmışlardır. Allah, onların içinde bütünüyle gizleyip saklamakta olduklarını en iyi bilendir.” |
| 62. | “Onların birçoğunun; fıtri suç ve günah işlemede (fîl-ismi), düşmanlıkta ve o fıtri nizamı baltalayan haksız kazançları, haramları hoyratça yiyip tüketmede (ve eklihimus-suhta) bizzat birbirleriyle yarışırcasına koşuştuklarını görürsün. Yapmakta oldukları o şeyler kesinlikle ne kötüdür!” |
| 63. | “Kendini Rabbine adamış o bilge yöneticilerin (er-rabbâniyyûne) ve din bilginlerinin (vel-ahbâru), onları o günah ve suç olan sözlerinden, o fıtri nizamı baltalayan haksız kazançları hoyratça yiyip tüketmelerinden (ve eklihimus-suhta) bizzat menetmeleri gerekmez miydi? Üretmekte ve sistemleştirmekte oldukları o piyon düzen kesinlikle ne kötüdür!” |
| 64. | “Yahudiler: ‘Allah’ın eli bütünüyle bağlanmıştır (yedullâhi maglûletun)’ dediler. Söyledikleri bu söz yüzünden bizzat kendi elleri, güçleri ve imkanları bağlansın ve lanetlensinler! Aksine, O’nun iki eli de bütünüyle açıktır (bel yedâhu mebsûtatâni), dilediği / hak ettiği şekilde bütünüyle infak eder. Andolsun ki Rabbinden sana bizzat indirilen bu vahiy, onlardan birçoğunun azgınlığını (tugyânen) ve o ilahi hakikatleri baltalama eylemini (kufrâ) bütünüyle artıracaktır. Biz de onların arasına kıyamet gününe (ilâ yevmil-qıyâmeti) qadar sürecek o düşmanlığı ve nefreti bizzat bıraktık. Onlar savaş (lil-harbi) için ne zaman bir ateş yaksalar, Allah onu bizzat söndürür. Onlar yeryüzünde fıtri nizamı bozup bozgunculuk çıkarmak için bizzat koşuştururlar (ve yes‘avne fîl-ardı fesâden). Allah, o fıtri ekosistemi bozan müfsitleri (el-mufsidîn) asla sevmez.” |
| 65. | “Şayet kitap ehli (ehlel-kitâbi) tam bir güvenle iman etseler ve sorumluluk bilinciyle bütünüyle qorunsalar (vetteqav), andolsun ki onların kötülüklerini bizzat örter, keffaret ederiz ve onları nimetlerle donatılmış dikey huzur ekosistemlerine / nimet cennetlerine (cennâtin-na‘îm) bütünüyle yerleştiririz.” |
| 66. | “Eğer onlar Tevrat’ı (et-tevrâte), İncil’i (el-incîle) ve Rabbinden kendilerine bizzat indirileni hakkıyla ayağa kaldırıp ikame etselerdi (eqâmû), andolsun ki hem üstlerindeki dikey bereketlerden hem de ayaklarının altındaki fıtri zenginliklerden bütünüyle yerlerdi. Onların içinde mutedil, adaletli ve dengeli bir topluluk (ummetun muqtesıdetun) bizzat vardır; fakat onlardan birçoğunun yapmakta olduğu o şeyler kesinlikle ne kötüdür!” |
| 67. | “Ey Resul! Rabbinden sana bizzat indirileni bütünüyle tebliğ et / ulaştır (bellig). Şayet bunu yapmazsan, O’nun elçilik görevini / risaletini (risâletehu) bizzat tebliğ etmemiş olursun. Allah, seni insanlardan bütünüyle qoruyacaktır (ya‘sımuke). Şüphesiz Allah, o ilahi hakikatleri sabote ederek gerçeğin üzerini örten kâfirler topluluğunu (el-qavmel-kâfirîn) asla hidayete ulaştırmaz.” |
| 68. | “De ki (qul): ‘Ey kitap ehli! Tevrat’ı (et-tevrâte), İncil’i (el-incîle) ve Rabbinizden size bizzat indirileni tam anlamıyla ayağa kaldırıp ikame edinceye qadar (tuqîmû) dikey nizamda hiçbir temel / şey üzerine değilsiniz, mutlak bir sıfırdasınız.’ Andolsun ki Rabbinden sana bizzat indirilen bu vahiy, onlardan birçoğunun azgınlığını (tugyânen) ve o ilahi hakikatleri baltalama eylemini (kufrâ) bütünüyle artıracaktır. Artık o gerçeğin üzerini örten kâfirler topluluğu (el-qavmil-kâfirîn) için asla üzülme.” |
| 69. | “Şüphesiz o iman edenler, Yahudileşmiş olanlar (hâdû), Sâbiîler ve Hristiyanlardan (en-nesârâ) her kim Allah’a ve ahiret gününe (vel-yevmil-âhıri) tam bir güvenle bizzat iman eder ve fıtri nizamı bütünüyle ıslah edici salih ameller işlerse (ve ‘amile sâlihan), artık onların üzerine hiçbir qorku yoktur ve onlar asla üzülmeyeceklerdir.” |
| 70. | “Andolsun ki Biz, İsrailoğullarının o sarsılmaz dikey sözleşmesini / misakını (mîsâqa) bizzat aldık ve onlara resuller (rusulen) gönderdik. Ne zaman bir resul onlara bizzat nefislerinin / hevalarının hoşlanmadığı bir şeyi getirdiyse, onlardan bir kısmını bütünüyle yalanladılar (kezzebû), bir kısmını da bizzat öldürüyorlardı (yaqtulûn).” |
| 71. | “Üstelik kendilerine hiçbir fitne / fıtri imtihanda alçalma ve ceza (fitnetun) isabet etmeyeceğini bizzat sandılar da körleştiler ve bütünüyle sağırlaştılar. Sonra Allah onların tevbelerini bizzat qabul etti; ardından yine de onlardan birçoğu büsbütün körleşti ve sağırlaştı. Allah, onların yapmakta olduğu o şeyleri hakkıyla ve dikey boyutuyla görendir (basîrun).” |
| 72. | “Andolsun ki: ‘Allah, Meryem oğlu Mesih’in (el-mesîhu) ta kendisidir’ diyenler, o ilahi hakikatleri sabote ederek gerçeğin üzerini örten kâfirlerin ta kendisi olmuşlardır. Oysa Mesih bizzat şöyle demişti: ‘Ey İsrailoğulları! Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a bizzat kulluk edin (‘abudûllâhe). Şüphesiz ki kim Allah’a ortak qoşarsa / şirk qatarsa (men yuşrik), artık Allah ona cenneti (el-cennete) kesinlikle haram qılmıştır ve onun varacağı dikey sığınak bütünüyle ateştir (en-nâru). O fıtri hudutları ve adaleti çiğneyen zalimler (liz-zâlimîne) için hiçbir yardımcı / destekçi yoktur.’” |
| 73. | “Andolsun ki: ‘Allah, üçün üçüncüsüdür (sâlisû selâsetin)’ diyenler, o ilahi hakikatleri sabote ederek gerçeğin üzerini örten kâfirlerin ta kendisi olmuşlardır. Oysa tek bir ilahtan (ilâhun vâhidun) başka hiçbir ilah bütünüyle yoktur. Şayet söylemekte oldukları bu sözden bizzat vazgeçip son vermezlerse, onlardan o ilahi hakikatleri baltalayan kâfirlere andolsun ki can yakıcı, sarsıcı bir azap (‘azâbun elîmun) kesinlikle dokunacaktır.” |
| 74. | “Hâlâ Allah’a bizzat yönelerek tevbe etmeyecekler (yetûbûne) ve O’ndan bütünüyle bağışlanma dilemeyecekler mi (ve yestagfirûnehu)? Oysa Allah, günahları örten, bağışlayan gafûrdur, merhameti bütünüyle kesintisiz olan rahîmdir.” |
| 75. | “Meryem oğlu Mesih (el-mesîhu), yalnızca ve yalnızca bir resuldür (resûlun). Ondan önce de nice resuller (er-rusulu) bizzat gelip geçmiştir. Onun annesi de gerçeği bütünüyle onaylayan dürüst bir sıddîkadır (sıddîqatun). Her ikisi de fıtri olarak bizzat yemek yerlerdi (ye’kulânit-ta‘âma). Bak, onlara ayetleri bizzat nasıl açık qılıyoruz (keyfe nubeyyinu lehumul-âyâti), sonra da bak, o dikey fıtri gerçeklerden bütünüyle nasıl döndürülüyorlar!” |
| 76. | “De ki (qul): ‘Allah’ı bırakıp da, size ne bir zarar vermeye ne de bizzat bir fayda sağlamaya mutlak olarak gücü yetmeyen piyon varlıklara / şeylere mi kulluk ediyorsunuz (e ta‘budûne)?’ Oysa Allah, her şeyi hakkıyla işitendir (es-semî‘u), dikey boyutuyla en iyi bilendir (el-alîm).” |
| 77. | “De ki (qul): ‘Ey kitap ehli! Dininizde / dikey fıtri sisteminizde o mutlak gerçeğin dışına çıkarak (gayral-haqqı) haksız yere haddi bütünüyle aşmayın / taşkınlık yapıp aşırı gitmeyin (lâ teglû). Daha önce bizzat sapmış (qad dallû), birçoğunu da saptırmış olan ve o dosdoğru fıtri yoldan (sevâis-sebîl) büsbütün sapıp ayrılan bir topluluğun (qavmin) heva ve heveslerine kat’iyen uyup gitmeyin.’” |
| 78. | “İsrailoğullarından o ilahi hakikatleri sabote ederek gerçeğin üzerini örten kâfirler, hem Davud’un hem de Meryem oğlu İsa’nın diliyle bizzat lanetlenmişlerdir. İşte bu, onların isyan etmeleri (bimâ ‘asav) ve o fıtri sınırları, hudutları sürekli bütünüyle çiğnemeleri / tecavüz etmeleri (ya‘tedûn) yüzündendir.” |
| 79. | “Onlar, bizzat işledikleri hiçbir fıtri kötülükten, kötülüğü ve zulmü besleyen o çirkin davranışlardan / münkerden (munkerin) birbirlerini kat’iyen vazgeçirmeye çalışmazlardı, birbirlerini bütünüyle engellemezlerdi. Yapmakta ve sistemleştirmekte oldukları o şeyler kesinlikle ne kötüdür!” |
| 80. | “Onlardan birçoğunun, o ilahi hakikatleri baltalayan kâfirleri bütünüyle veli edindiklerini, onların otoritesine teslim olduklarını görürsün (yetevellevne). Nefislerinin bizzat kendi önlerine koyduğu, gelecekleri için hazırladığı o piyon düzen kesinlikle ne kötüdür ki, Allah onlara bizzat gazap etmiştir ve onlar o dikey azabın içinde bütünüyle kalıcıdırlar (hâlidûn).” |
| 81. | “Eğer onlar Allah’a, o Nebi’ye (ven-nebiyyi) ve ona bizzat indirilene tam bir güvenle iman etmiş olsalardı, onları (o kâfir piyonları) kendilerine mutlak sırdaş, veli ve koruyucu (evliyâe) edinmezlerdi. Fakat onlardan birçoğu, o fıtri sınırları bizzat çiğneyip çıkan fâsıkların (fâsiqûn) ta kendileridir.” |
| 82. | “Andolsun ki, iman edenlere karşı düşmanlık yönünden insanların bütünüyle en şiddetlisini Yahudiler ile o dikey nizama ortak qoşan müşrikler (ellezîne eşrakû) olarak bizzat bulursun. Yine andolsun ki, iman edenlere sevgi bakımından insanların bütünüyle en yakınını da: ‘Biz Hristiyanlarız (nesârâ)’ diyenler olarak bulursun. İşte bu, onların içinde bizzat derin bilgi sahibi din bilginlerinin / qassîslerin (qissîsîne), kendilerini ibadete adamış dikey rahiplerin bulunması ve onların büyüklük taslayarak kibirlenmeyen (lâ yestekbirûn) kimseler olmaları yüzündendir.” |
| 83. | “O elçiye / Resul’e bizzat indirileni işittikleri zaman, o mutlak gerçekten (minel-haqqı) bizzat tanıyıp kavradıkları şeyler yüzünden, gözlerinin yaşla bütünüyle dolup taştığını görürsün. Şöyle derler: ‘Rabbimiz! Tam bir güvenle iman ettik, artık bizi de o dikey ilahi hakikatleri aktif eylemle onaylayan şahitlerle (meaş-şâhidîn) bizzat beraber yaz!’” |
| 84. | “Bize ne oluyor ki, Allah’a ve o mutlak gerçekten (minel-haqqı) bize bizzat gelene tam bir güvenle inanmayalım? Üstelik Rabbimizin bizi, fıtri nizamı bütünüyle ıslah eden o salihler topluluğuyla (meal-qavmis-sâlihîn) beraber dikey huzur ekosistemine bizzat yerleştirmesini umup dururken!’” |
| 85. | “Böylece söyledikleri bu sarsılmaz söz yüzünden Allah onlara, altından fıtri nehirler akan ve içinde bütünüyle kalıcı olacakları (hâlidîne fîhâ) dikey huzur ekosistemlerini / cennetleri (cennâtin) bizzat lütfetti. İşte bu, fıtri nizamı en güzel, en kusursuz şekilde aktif eylemle ayakta tutan muhsinlerin mutlak ödülüdür / cezasıdır (cezâul-muhsinîn).” |
| 86. | “O ilahi hakikatleri sabote ederek gerçeğin üzerini örten kâfirler (vellezîne keferû) ve Bizim ayetlerimizi bütünüyle yalanlayanlar (ve kezzebû bi-âyâtinâ) var ya; işte onlar, o dikey fıtri sistemin dışındaki o sarsıcı çılgın ateşin / cehennemin sakinleridirler.” |
| 87. | “Ey iman edenler! Allah’ın sizin için fıtri olarak helal, temiz ve bütünüyle pak qıldığı o güzellikleri (tayyibâti) bizzat kendi kendinize haram qılmayın (lâ tuharrimû) ve o fıtri sınırları, hudutları kat’iyen çiğneyip aşmayın (ve lâ ta‘tedû). Şüphesiz Allah, o sınırları, hakları ve dengeleri fıtri nizamda bizzat çiğneyen mütecavizleri (el-mu‘tedîn) asla sevmez.” |
| 88. | “Allah’ın size bizzat rızık olarak verdiği o şeylerden fıtri bir meşruiyetle, tertemiz ve helal olarak bütünüyle yiyin (halâlen tayyiben). Kendisine tam bir güvenle bizzat iman etmiş olduğunuz Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle bütünüyle qorunun (vettequllâhe).” |
| 89. | “Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan kaçırdığınız o laf kalabalığı yeminlerinizden (bil-lagvi) dolayı sizi bizzat sorumlu tutmaz; fakat bilinçli olarak kalpten bütünüyle bağladığınız o sarsılmaz yeminlerden (aqqadtumul-eymâne) dolayı sizi bizzat hesaba çeker. İşte bunun keffareti (fe-keffâretuhu), ailenize bizzat yedirdiğinizin orta hallisinden on yoksulu doyurmak veya onları bütünüyle giydirmek ya da esaret altındaki bir boynu / köleyi bizzat özgürlüğüne kavuşturmaktır (tahrîru raqabetin). Kim de bunu bulamazsa, o takdirde üç gün bizzat oruç tutması (fe-sıyâmu selâseti eyyâmin) gerekir. Yemin ettiğiniz zaman yeminlerinizin fıtri keffareti işte budur. Yeminlerinizi bütünüyle qoruyun (vahfazû eymânekum). Allah, şükredesiniz diye ayetlerini (âyâtihî) size bizzat işte böyle açıklar.” |
| 90. | “Ey iman edenler! Aklı ve bilinci bütünüyle uyuşturan içki/hamr (el-hamru), fıtri emek harcamadan haksız kazanç sağlayan kumar (el-meysiru), piyon nizamların dikili taşları/putları (vel-ensâbu) ve geleceği okuma iddiasıyla şans oklamaları (vel-ezlâmu); ancak ve ancak o fıtri sistemi baltalayan şeytanın işinden (min ‘ameliş-şeytâni) iğrenç birer pisliktir (ricsun). Artık ondan bütünüyle qaçının (fectenibûhu) ki, felaha ve dikey kurtuluşa (tuflihûn) bütünüyle ulaşasınız.” |
| 91. | “Şeytan (eş-şeytânu), o içki ve kumar (fîl-hamri vel-meysiri) yoluyla sizin aranıza ancak ve ancak o derin düşmanlığı ve nefreti bizzat bırakmak, sizi Allah’ın o sarsılmaz zikrinden (‘an zikrillâhi) ve o dikey yönelişten / namazdan (ve ‘anıs-salâti) bütünüyle alıkoymak ister. Artık siz bunlara bizzat son verenlerden (muntehûn) olmaz mısınız?” |
| 92. | “Allah’a aktif bir eylemle itaat edin (ve etî‘ûllâhe), o Resul’e de hakkıyla itaat edin (ve etî‘ûr-resûle) ve her an bütünüyle sakının / teyakkuzda olun (vahzerû). Şayet yüz çevirecek olursanız, artık bütünüyle bilin ki, Bizim elçimizin / Resulümüzün üzerine düşen yegane vazife, o ilahi hakikatleri apaçık, sarsılmaz bir dikey bildirimle ulaştırmaktan / tebliğ etmekten (el-belâgul-mubînu) ibarettir.” |
| 93. | “O tam bir güvenle iman eden ve fıtri nizamı bütünüyle ıslah edici salih ameller işleyenlerin (ve ‘amilûs-sâlihâti), sorumluluk bilinciyle bütünüyle qorundukları (izâ mêtteqav), iman ettikleri ve salih ameller yaptıkları; sonra o sorumluluk bilinciyle qorunmaya bizzat devam edip imanlarını pekiştirdikleri; sonra da o sorumluluk bilinciyle en zirve noktada qorunup dikey nizamı en güzel, en kusursuz şekilde aktif eylemle ayakta tuttukları (ve ahsenû) müddetçe, geçmişte bizzat tadıp tükettikleri şeylerden dolayı üzerlerine hiçbir günah / vebal (cunâhun) yoktur. Allah, o dikey nizamı kusursuzca ihya eden muhsinleri (el-muhsinîn) bütünüyle sever.” |
| 94. | “Ey iman edenler! Allah, görmediği halde Kendisinden dikey bir bilinçle bütünüyle ürperip qorkanları (men yehâfuhu bil-gaybi) bizzat ortaya çıkarmak / bilmek için, ellerinizin ve mızraklarınızın bizzat erişebileceği o av hayvanlarından (mines-saydi) bir şeyle sizi andolsun ki mutlak bir imtihandan geçirecektir (le-yebluvennekumu). Artık kim bundan sonra o fıtri sınırları bizzat çiğneyip aşacak olursa (fe-meni‘tedâ), işte onun için can yakıcı, sarsıcı bir azap vardır.” |
| 95. | “Ey iman edenler! Siz ihramda / o mutlak qoruma ve haram bölgesinde bulunduğunuz müddetçe (ve entum hurumun) o av hayvanlarını kat’iyen öldürmeyin (lâ taqtulûs-sayde). Sizden kim onu kasten, bizzat bilerek öldürürse (mute‘ammiden), o zaman bunun dikey sistemdeki tam faturası / karşılığı (fe-cezâun), öldürdüğü hayvanın misli / dengi olan evcil bir hayvandır (minen-ne‘ami). Buna da sizden adalet sahibi iki kişi (zevâ ‘adlin) bizzat hükmetsin; Kabe’ye bütünüyle ulaşacak bir kurbanlık hediye (hedyen bâligal-ka‘beti) olsun veya bunun keffareti (ev keffâretun) olarak yoksulları doyurmak ya da bizzat yaptığı işin dikey faturasını / ağırlığını tatsın diye (li-yezûqa vebâle emrihî) buna denk oruç tutmaktır. Allah, geçmişte kalanı bütünüyle affetmiştir (‘afâllâhu). Fakat kim yeniden bu cürme dönecek olursa, Allah ondan o dikey sistem adaletiyle mutlak bir intikam alır / hesaba çeker (fe-yenteqimullâhu minhu). Allah, mutlak üstün ve güçlü olandır (‘azîzun), o sarsılmaz dikey faturayı bizzat kesendir (zun-tiqâm).” |
| 96. | “Hem size hem de o fıtri yolculara / kervanlara (ve lis-seyyârahti) geçici bir fayda ve azık olmak üzere, deniz avı (saydul-bahri) ve onun bizzat yenmesi size helal qılındı (uhılle lekum). Fakat ihramda / o mutlak qoruma bölgesinde bulunduğunuz müddetçe kara avı (saydul-berri) üzerinize bütünüyle haram qılınmıştır. Huzurunda bütünüyle toplanıp hesaba çekileceğiniz (ileyhi tuhşerûn) Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle bütünüyle qorunun (vettequllâhe).” |
| 97. | “Allah; o mutlak qoruma altındaki evi, Kabe’yi (el-ka‘betel-beytel-harâme), o qorunan/haram ayı (veş-şehral-harâme), kurbanlık hediyeleri (vel-hedye) ve onlara bizzat takılan gerdanlıkları / nişanları (vel-qulâide) insanlar için dikey bir ayaklanma, toplumsal istikrar ve bir varoluş ekseni qıldı (qiyâmen lin-nâsi). İşte bu, Allah’ın göklerde ve yerde ne varsa bütünüyle bildiğini ve Allah’ın her şeyi o sarsılmaz nizamıyla hakkıyla bilici olduğunu (bi-kulli şey’in ‘alîm) bizzat bilmeniz içindir.” |
| 98. | “Bütünüyle bilin ki, Allah o dikey nizamı bozan sabotajcılar için cezası, faturası çok şiddetli olandır (şedîdul-‘ıqâbi) ve şüphesiz Allah, o fıtri hudutlara dönenler için günahları örten gafûrdur, merhameti bütünüyle kesintisiz olan rahîmdir.” |
| 99. | “O elçinin / Resul’ün üzerine düşen, o ilahi hakikatleri sarsılmaz bir dikey bildirimle ulaştırmaktan / tebliğ etmekten (illel-belâgu) başka bir şey bütünüyle değildir. Allah, sizin bizzat açığa vurduğunuz şeyleri de, içinizde bütünüyle gizleyip saklamakta olduklarınızı da en iyi bilendir.” |
| 100. | “De ki (qul): ‘O fıtri nizamı baltalayan, iğrenç ve pis olan şeyle (el-habîsu); temiz, helal ve bütünüyle pak olan şey (vet-tayyibu) asla bir ve eşit olamaz (lâ yestevî). Velev ki o pis ve sinsi piyon düzenlerin bütünüyle çokluğu (kesretul-habîsi) senin hoşuna gitse, seni bizzat hayrete düşürse bile!’ Öyleyse ey o saf akıl ve dikey bilinç sahipleri (yâ ulîl-elbâbi), Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle bütünüyle qorunun (fettequllâhe) ki felaha ve mutlak kurtuluşa bütünüyle ulaşasınız.” |
| 101. | “Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi bizzat sıkıntıya sokacak, fıtri özgürlüğünüzü daraltacak bazı şeyleri bizzat sormayın (lâ tes’elû ‘an eşyâe). Eğer Kur’an indirilirken (hîne yunezzelul-qur’ânu) onları soracak olursanız size bizzat açıklanır. Allah onlardan bizzat vazgeçmiş, onları muaf tutmuştur (‘afâllâhu ‘anhâ). Allah, günahları örten gafûrdur, cezalandırmada acele etmeyen mutlak halîmdir.” |
| 102. | “Andolsun ki, sizden önceki bir topluluk (qavmun) da o tür şeyleri bizzat sormuştu da sonra o sarsılmaz dikey yükümlülükleri yerine getirmeyerek o ilahi hakikatleri sabote eden kâfirler (kâfirîne) bütünüyle olmuşlardı.” |
| 103. | “Allah; piyon din tüccarlarının fıtri nizamı uydurma kurallarla daraltmak için bizzat ürettikleri Bahîra, Sâibe, Vasîle ve Hâm (gibi uydurma hayvan kutsama/yasaklama ritüellerini) kat’iyen meşru qılmamıştır (mâ ce‘alallâhu). Fakat o ilahi hakikatleri sabote ederek gerçeğin üzerini örten kâfirler (ellezîne keferû), Allah’a karşı yalan bütünüyle uyduruyorlar (yefterûne ‘alâllâhil-kezibe). Onların bütünüyle çoğunun ise o fıtri sistemde akılları kat’iyen çalışmaz, akletmezler (lâ ya‘qılûn).” |
| 104. | “Onlara: ‘Allah’ın bizzat indirdiğine ve o Resul’e (iler-resûli) bütünüyle gelin!’ denildiği zaman: ‘Atalarımızı bütünüyle üzerinde bulduğumuz o piyon düzen, o geleneksel inanç bize bizzat yeter (hasbunâ)’ dediler. Ya ataları fıtri nizamda hiçbir şeyi bütünüyle bilmeyen ve o dikey hidayete / dosdoğru yola (ve lâ yehtedûne) bütünüyle ulaşamamış kimseler idiyse de mi?” |
| 105. | “Ey iman edenler! Kendi nefislerinizin, bizzat kendi sorumluluk alanınızın dikey muhafazası üzerinizedir (‘aleykum enfusekum). Siz o dikey hidayete / dosdoğru yola ulaştığınız (izehtedeytum) müddetçe, sapan kimseler size hiçbir şekilde kat’iyen zarar veremezler. Hepinizin dönüşü yalnızca ve bütünüyle Allah’adır; O, yapmakta olduğunuz o şeyleri size bizzat haber verecektir.” |
| 106. | “Ey iman edenler! Birinize ölüm bizzat gelip çatacağı / vasiyet vakti (hînel-vasıyyeti) olacağı zaman, aranızdaki o dikey hukukî şahitlik (şehâdetu beynekum); sizden adalet sahibi iki güvenilir kişi (is nâni zevâ ‘adlin) veya yeryüzünde bizzat sefere çıkmışsanız (in entum darabtum fîl-ardı) ve ölüm musibeti de size bizzat gelip çatmışsa sizden olmayan başka iki kişidir. Eğer bir şüpheye düşecek olursanız, onları o dikey yönelişin / namazın ardından bizzat alıkoyarsınız (min ba‘dis-salâti); onlar da Allah adına şöyle sarsılmazca yemin ederler (fe-yuqsimâni billâhi): ‘Akraba bile olsa, yemini hiçbir geçici dünya menfaati / bedeli qarşılığında kat’iyen satmayacağız ve Allah’ın şahitliğini (şehâdetallâhi) bütünüyle gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde, şüphesiz biz o fıtri suçları işleyen günahkârların ta kendilerinden oluruz.’” |
| 107. | “Şayet o iki kişinin, o fıtri şahitlik hukukuna ihanet ederek bizzat bir günah / suç işledikleri (estehaqqâ ismen) ortaya çıkacak olursa, o zaman haksızlığa uğrayan mirasçılardan öncelikli olan diğer iki kişi, onların bizzat makamına geçer (yaqûmâni maqâmehumâ) ve Allah adına şöyle sarsılmazca yemin ederler (fe-yuqsimâni billâhi): ‘Bizim dikey şahitliğimiz, o iki kişinin şahitliğinden kesinlikle çok daha doğrudur ve biz o fıtri sınırları, hakları kat’iyen çiğneyip aşmadık (ve me‘tedeynâ). Aksi takdirde, şüphesiz biz o fıtri adaleti çiğneyen zalimlerin ta kendilerinden oluruz.’” |
| 108. | “Bu dikey nizam, onların şahitliği bizzat kendi fıtri ve gerçek yönüyle dosdoğru getirmelerine (‘alâ vechihâ) ya da kendi yeminlerinden sonra o yeminlerin bütünüyle reddedilip başkalarına geri çevrilmesinden qorkmalarına en yakın, en uygun yoldur. Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle bütünüyle qorunun (vettequllâhe) ve o ilahi uyarılara kulak verip dinleyin (vesme‘û). Kesinlikle Allah, o fıtri sınırları bizzat çiğneyip çıkan fâsıklar topluluğunu (el-qavmel-fâsiqîn) asla hidayete ulaştırmaz.” |
| 109. | “Allah’ın o resulleri bütünüyle bir araya getireceği (yecme‘ullâhur-rusule) ve ardından: ‘Size ne şekilde icabet edildi / bizzat ne cevap verildi?’ diye buyuracağı o dehşetli gün, onlar şöyle diyeceklerdir: ‘Bizim hiçbir ilmimiz bütünüyle yoktur; şüphesiz ki o bilinmeyen dikey boyutları, gaybları hakkıyla ve bütünüyle bilen (allâmul-guyûb) ancak ve ancak Sensin.’” |
| 110. | “Hani Allah bizzat şöyle buyuracaktı (iz qâlellâhu): ‘Ey Meryem oğlu İsa! Senin ve annenin üzerindeki o fıtri nimetimi bütünüyle hatırla. Hani Seni Mukaddes Ruh / Cebrail ile bizzat desteklemiştim (bi-rûhıl-qudusi); hem beşikteyken hem de yetişkinliğinde insanlarla dikey bir bilinçle bütünüyle konuşuyordun. Hani Sana o Kitab’ı, o derin hikmeti (vel-hikmete), Tevrat’ı (et-tevrâte) ve İncil’i (el-incîle) bizzat öğretmiştim. Hani Benim iznimle çamurdan bizzat kuş şeklinde bir model yaratıyor (tahluqu), ona bizzat üflüyordun da Benim iznimle derhal canlı bir kuş oluyordu. Yine Benim iznimle anadan doğma körü ve alacalıyı bizzat iyileştiriyordun; Benim iznimle ölüleri dikey bir hayatla bizzat ortaya çıkarıyordun. Ve hani İsrailoğullarına apaçık belgelerle, sarsılmaz kanıtlarla bizzat geldiğin zaman, onlardan o ilahi hakikatleri sabote ederek gerçeğin üzerini örten kâfirler (ellezîne keferû): ‘Bu, apaçık bir büyüden, sinsi bir piyon manipülasyonundan (sıhrun mubînun) başka bir şey bütünüyle değildir’ dediklerinde, onların ellerini Senden bizzat çekmiş, Seni qorumuştum.’” |
| 111. | “Hani Havarilere: ‘Bana ve Benim resulüme (ve bi-resûlî) tam bir güvenle bizzat iman edin’ diye vahşeten bizzat ilham etmiştim (evhaytu). Onlar da: ‘Tam bir güvenle iman ettik, Bizim bütünüyle teslim olmuş müslümanlar (muslimûne) olduğumuza Sen de bizzat şahit ol!’ demişlerdi.” |
| 112. | “Hani o Havariler (el-havâriyyûne) bizzat şöyle demişlerdi: ‘Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin, gökten bizim üzerimize dikey bir donatılmış sofra / nizam (mâideten mines-semâi) indirmeye mutlak olarak güç yetirebilir mi?’ İsa da onlara: ‘Eğer gerçekten tam bir güvenle inanmış müminler iseniz, Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle bütünüyle qorunun (fettequllâhe)’ demişti.” |
| 113. | “Onlar bizzat şöyle dediler: ‘İstiyoruz ki ondan bütünüyle yiyelim, kalplerimiz tam bir güvenle yatışıp mutmain olsun (ve tatmeinne qulûbunâ), Senin bize o mutlak gerçeği dosdoğru söylediğini bizzat bilelim ve biz de onun üzerine o dikey hakikatin aktif şahitlerinden (mineş-şâhidîn) olalım.’” |
| 114. | “Meryem oğlu İsa bizzat şöyle yalvardı: ‘Allah’ım, bizim Rabbimiz! Üzerimize gökten dikey donatılmış bir sofra / sarsılmaz bir nizam (mâideten mines-semâi) indir ki, bizim hem evvelimiz hem de ahirimiz (gelecek nesillerimiz) için bütünüyle bir bayram / coşku ekseni ve Senden sarsılmaz bir ayet (ve âyeten minke) olsun. Bizi fıtri olarak bizzat rızıklandır (verzuhnâ); zira Sen, rızık verenlerin bütünüyle en hayırlısısın (hayrur-râziqîn).’” |
| 115. | alemlerden (minel-‘âlemîne) hiçbir kimseyi kat’iyen uğratmayacağım sarsıcı ve dikey bir azapla bütünüyle cezalandırırım.’” |
| 116. | “Hani Allah bizzat şöyle buyuracaktı: ‘Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, Allah’ı bırakıp da beni ve annemi iki ilah (ilâheyni min dûnillâhi) edinin diyen Sen misin?’ İsa bizzat şöyle diyecektir: ‘Sen bütünüyle noksanlıklardan uzaksın, yücesin (subhâneke). Benim için mutlak gerçek ve hakk olmayan (mâ leyse lî bi-haqqın) bir sözü söylemek asla mümkün olamaz. Şayet onu bizzat söylemişsem, Sen onu zaten kesinlikle bilirdin. Sen benim nefsimde, içimde olanı bütünüyle bilirsin; oysa ben Senin zatında / nefsinde olanı kat’iyen bilemem. Şüphesiz ki o bilinmeyen dikey boyutları, gaybları hakkıyla ve bütünüyle bilen (allâmul-guyûb) ancak ve ancak Sensin.’” |
| 117. | “Ben onlara, Bana bizzat emrettiğin şu sözden başka hiçbir şeyi kat’iyen söylemedim: ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a bizzat kulluk edin (eni‘budûllâhe).’ İçlerinde bizzat bulunduğum müddetçe onların üzerine dikey bir şahit idim (şehîden). Fakat Beni bütünüyle vefat ettirdiğin / katına aldığın zaman (fe-lemmâ teveffeytenî), onların üzerinde bizzat gözetleyici olan yalnızca Sensin (enter-raqîbe). Ve Sen, her şeyin üzerinde mutlak bir şahitsin (ve ente ‘alâ kulli şey’in şehîd).” |
| 118. | “Şayet onları bizzat azapla cezalandırırsan, şüphesiz onlar Senin bizzat Kendi kullarındır (‘ıbâduke). Eğer onları bütünüyle bağışlarsan (ve in tagfir lehum), şüphesiz ki mutlak üstün ve güçlü olan (‘azîzu), her hükmü fıtri nizamda tam isabet ve derin hikmet içeren (el-hakîmu) ancak ve ancak Sensin.” |
| 119. | “Allah bizzat şöyle buyurdu: ‘İşte bu gün, o mutlak sadakat gösteren dürüstlere sadakatlerinin bizzat fayda sağlayacağı gündür (yevmu yenfeu sâdıqîne sıdquhum).’ Onlar için, altından fıtri nehirler akan ve içinde bütünüyle, ebedi olarak kalacakları (hâlidîne fîhâ ebeden) dikey huzur ekosistemleri / cennetler vardır. Allah onlardan bütünüyle hoşnut olmuştur (radıyallâhu ‘anhum), onlar da O’num nizamından bütünüyle hoşnut kalmışlardır. İşte bu, o en büyük, en sarsıcı dikey kurtuluşun (ez-fevzul-‘azîmu) ta kendisidir.” |
| 120. | “Göklerin, yerin ve onların bizzat içinde bulunan her şeyin mutlak mülkü, egemenliği ve piyon nizamsız dikey otoritesi yalnızca Allah’ındır (lillâhi mulkus-semâvâti vel-ardı). Ve O, her şeyin üzerinde mutlak bir kudret sahibidir, ölçüyü sarsılmazca koyandır (ve huve ‘alâ kulli şey’in qadîr).” |
