Enâm Suresi;
Allah’ın koyduğu düzenin yerine kendi kafasına göre din, haram ve kurallar uyduran cahiliye zihniyetini darmadağın eden en büyük tevhid beyannamesidir. Evrendeki muazzam işleyişten insanın yeryüzündeki rızık kaynaklarına kadar her şeyin tek sahibinin Allah olduğunu ilan eder; körü körüne inanmayı, uydurma rivayetleri ve sahte tabuları reddederek aklını kullanan temiz bir inancı (Hanif bilincini) ve İslam’ın en temel adalet ilkelerini inşa eder.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle.
| 1. | “O övgü dolu mutlak aidiyet (el-hamdu), gökleri ve yeri bizzat yaratan (halaqa), o karanlıkları ve o sarsılmaz nuru bizzat var eden (ve ce‘alez-zulumâti ven-nûra) Allah’ındır. Tüm bunlardan sonra, o ilahi hakikatleri sabote ederek gerçeğin üzerini örten kâfiler (ellezîne keferû), hâlâ piyon varlıkları bizzat kendi Rablerine denk tutuyorlar (ya‘dilûn).” |
| 2. | “Sizi bizzat çamurdan yaratan (halaqa), sonra da dikey sistemde mutlak bir ömür/vade bizzat kesip hükme bağlayan (qadâ ecelen) O’dur. O’nun katında bizzat ismi konulmuş, belirlenmiş bir ecel (ve ecelun musemmen) daha vardır. Tüm bunlardan sonra siz hâlâ o fıtri sistem hakkında kuşku duyup şüpheye düşüyorsunuz (temterûn).” |
| 3. | “Göklerde de yerde de mutlak otorite olan tek Allah O’dur (ve huvallâhu). O, sizin bizzat içinizde gizlediğiniz sırrınızı da, açığa vurduğunuz her şeyi de bütünüyle bilir (ya‘lemu sirrakum ve cehrakum); fıtri ekosistemde aktif eylemle bizzat ne kazanmakta olduğunuzu da en iyi bilendir.” |
| 4. | “Onlara Rablerinin ayetlerinden (min âyâti rabbihim) bizzat ne zaman bir ayet gelse, onlar ondan bütünüyle yüz çevirenler (mu‘rıdîne) olmaktan başka bir şey yapmazlar.” |
| 5. | “O mutlak gerçek, sarsılmaz hakikat (bil-haqqı) kendilerine bizzat geldiğinde onu tereddütsüz yalanladılar (fe-qad kezzebû). Fakat bizzat alay etmekte oldukları o dikey nizamın sarsıcı haberleri yakında onlara bütünüyle gelecektir.” |
| 6. | “Kendilerinden önce, yeryüzünde size bütünüyle vermediğimiz imkanları bizzat kendilerine sağladığımız (mekkennâhum fîl-ardı) nice nesilleri / medeniyetleri (min qarnin) dikey sistemde helak ettiğimizi bizzat görmediler mi? Üzerlerine o göğün bereketini bol bol bizzat salıvermiştik ve altlarından akan fıtri nehirler var etmiştik. Fakat onları bizzat işledikleri o günahları / fıtri suçları yüzünden bütünüyle helak ettik (fe-ehleknâhum bi-zunûbihim) ve onların ardından bizzat başka bir nesil / medeniyet (qarnen âharîne) inşa edip var ettik.” |
| 7. | “Şayet Sana kağıt üzerine bizzat yazılmış bir kitap (fî qırtâsin) indirseydik de ona bizzat kendi elleriyle dokunsalardı bile, o ilahi hakikatleri sabote ederek gerçeğin üzerini örten kâfirler (ellezîne keferû) mutlak surette şöyle diyeceklerdi: ‘Bu, apaçık bir büyüden, sinsi bir piyon manipülasyonundan (sıhrun mubînun) başka bir şey bütünüyle değildir.’” |
| 8. | “Bir de şöyle dediler: ‘Onun üzerine dikey boyuttan bizzat bir melek (melekun) indirilmesi gerekmez miydi?’ Şayet bir melek indirseydik, o dikey hüküm bütünüyle kesinleşir (le-qudiyel-emru) ve sonra kendilerine hiçbir şekilde kat’iyen göz açtırılmaz / mühlet verilmezdi.” |
| 9. | “Eğer o elçiyi bizzat bir melek (meleken) qılsaydık, onu mutlak surette yine bir adam şeklinde bütünüyle var ederdik ve içine düştükleri o karmaşayı / şüpheyi (mâ yelbisûne) yine bizzat kendi üzerlerine giydirmiş / sürdürmüş olurduk.” |
| 10. | “Andolsun ki, senden önceki resullerle de (bi-rusulin) bizzat alay edilmişti. Fakat onlardan o dikey nizamı hafife alıp maskaralık edenleri (sehırû), bizzat alay etmekte oldukları o sarsıcı gerçek bütünüyle kuşatıverdi (fe-hâqa).” |
| 11. | “De ki (qul): ‘Yeryüzünde bizzat seyahat edip dolaşın (sîrû fîl-ardı), sonra da o dikey ilahi hakikatleri yalanlayanların akıbetinin (âqıbetul-mukezzibîne) bütünüyle nasıl olduğuna ibretle bizzat bakın!’” |
| 12. | “De ki (qul): ‘Göklerde ve yerde olanlar bütünüyle kimindir?’ Yine de ki: ‘Yalnızca Allah’ındır (lillâhi). O, Kendi üzerine o dikey merhameti bizzat yazmıştır (ketebe ‘alâ nefsihir-rahmete).’ Hakkında hiçbir kuşku / şüphe bulunmayan o kıyamet gününde (ilâ yevmil-qıyâmeti) sizi mutlak surette bir araya bütünüyle getirecektir. O piyon düzenlerde bizzat kendi nefislerini hüsrana uğratanlar (ellezîne hasirû enfusehum) var ya, işte onlar tam bir güvenle inanıp iman etmezler.” |
| 13. | “Gecenin ve gündüzün bizzat içinde barınan, sükun bulup yerleşen her şey yalnızca ve bütünüyle O’nundur (ve lehu). Ve O, her şeyi hakkıyla işitendir (es-semî‘u), dikey boyutuyla en iyi bilendir (el-‘alîm).” |
| 14. | “De ki (qul): ‘Gökleri ve yeri fıtri bir nizamla yoktan var eden (fâtırıs-semâvâti vel-ardı), Kendisi herkesi bizzat beslediği halde asla beslenmeye ihtiyacı olmayan Allah’tan başkasını mı mutlak koruyucu, veli edineceğim (gayrallâhi ettehızu veliyyen)?’ Yine de ki: ‘Şüphesiz bana, o dikey nizama bütünüyle teslim olanların ilki olmam (evvele men esleme) emredildi.’ Ve sakın ola o dikey nizama ortak qoşan müşriklerden (minel-muşrikîne) kat’iyen olma!” |
| 15. | “De ki (qul): ‘Şayet Rabbime karşı bizzat isyan edecek olursam (in ‘asaytu rabbî), şüphesiz ben o sarsıcı ve dehşetli büyük günün dikey azabından bütünüyle qorkarım (‘azâbe yevmin ‘azîmin).’” |
| 16. | “O dehşetli gün, kimden o dikey azap bizzat çevrilip uzaklaştırılırsa, andolsun ki Allah ona bizzat merhamet etmiştir (fe-qad rahımehu). İşte bu, apaçık, sarsılmaz o dikey kurtuluşun (el-fevzul-mubînu) ta kendisidir.” |
| 17. | “Şayet Allah sana bizzat bir zarar dokunduracak (yemseskallâhu bi-durrin) olursa, O’ndan başka onu bütünüyle açıp giderecek hiçbir güç kat’iyen yoktur. Ve eğer sana dikey boyuttan bir hayır / güzellik dokundurursa, bilesin ki O, her şeye hakkıyla gücü yetendir (‘alâ kulli şey’in qadîrun).” |
| 18. | “O, Kendi kullarının bizzat üzerinde mutlak egemenlik, sarsılmaz kahredici güç sahibidir (el-qâhiru fevqa ‘ıbâdihî). Ve O, her hükmü fıtri ve doğru olan hikmet sahibidir (el-hakîmu), dikey nizamdaki her şeyden bütünüyle haberdar olandır (el-habîru).” |
| 19. | “De ki (qul): ‘Şahitlik yönünden bizzat hangi şey en büyüktür?’ Yine de ki: ‘Benimle sizin aranızda bizzat Allah şahittir (allâhu şehîdun). Bu Kur’an bana, onunla hem sizi hem de onun ulaştığı herkesi bizzat uyarmam için dikey boyuttan bahyolundu (ûhıye ileyye hâzâl-qur’ânu). Siz gerçekten Allah ile beraber başka piyon ilahların (âliheten uhrâ) olduğuna bizzat şahitlik mi ediyorsunuz?’ De ki: ‘Ben buna kat’iyen şahitlik etmem (lâ eşhedu)!’ Yine de ki: ‘O, ancak ve ancak tek bir ilahtır (ilâhun vâhidun). Ve şüphesiz ben, sizin o dikey nizama ortak qoştuğunuz şeylerden bütünüyle uzağım (berîun mimmâ tuşrikûne).’” |
| 20. | “Kendilerine bizzat kitap verdiklerimiz (ellezîne âteynâhumul-kitâbe), onu tıpkı kendi öz çocuklarını tanıdıkları gibi bütünüyle tanıyıp bilirler. O piyon düzenlerde bizzat kendi nefislerini hüsrana uğratanlar (ellezîne hasirû enfusehum) var ya, işte onlar tam bir güvenle inanıp iman etmezler.” |
| 21. | “Allah’a karşı bizzat yalan uydurandan (ifterâ ‘alâllâhi keziben) ya da O’nun o dikey ayetlerini / sarsılmaz kanıtlarını bizzat yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz ki o zalimler (ez-zâlimûne) dikey sistemde asla bütünüyle kurtuluşa eremezler.” |
| 22. | “O gün onların hepsini bizzat bir araya toplayacağız (nahşuruhum cemî‘an), sonra da o dikey nizama ortak qoşan o müşriklere şöyle diyeceğiz: ‘Hani o piyon sistemlerde bizzat ortaklarınız olduğunu iddia edip zannettiğiniz ortak ilahlarınız (şurakâukum) bütünüyle nerede?’” |
| 23. | “Sonra onların o sinsi fitnelerinin / saptırma çabalarının bütünüyle sonu, yalnızca şöyle demekten başka bir şey olmayacaktır: ‘Rabbimiz olan Allah’a andolsun ki (vallâhi rabbinâ), biz o dikey nizama ortak qoşan müşriklerden (muşrikîne) bizzat kesinlikle değildik!’” |
| 24. | “Bizzat ibretle bak (unzur); kendi nefislerine karşı bütünüyle nasıl yalan söylediler ve o piyon düzenlerde kendi elleriyle uydurmakta oldukları o sahte şefaatçiler / yalan ortaklar bizzat kendilerinden nasıl bütünüyle kaybolup gitti!” |
| 25. | “Onlardan bizzat seni dinleyenler de vardır. Fakat onu dikey boyutuyla derinlemesine kavramalarına engel olmak üzere kalplerinin üzerine sinsi kılıflar / perdeler (ekinneten) geçirdik, kulaklarına da fıtri bir ağırlık qoqduk. Onlar o dikey sistemdeki bütün ayetleri / sarsılmaz kanıtları bizzat görseler bile yine de ona tam bir güvenle inanıp iman etmezler. Hatta sana bütünüyle geldiklerinde, o ilahi hakikatleri sabote ederek gerçeğin üzerini örten kâfirler (ellezîne keferû) seninle bizzat tartışarak şöyle derler: ‘Bu, öncekilerin uydurduğu masallardan / kurduğu piyon tarih efsanelerinden (esâtîrul-evvelîne) başka bir şey bütünüyle değildir!’” |
| 26. | “Onlar hem insanları o dikey nizamdan, Kur’an’dan bizzat vazgeçirmeye çalışırlar hem de kendileri ondan bütünüyle uzaklaşırlar. Oysa onlar bizzat farkına varmadan yalnızca kendi nefislerini helak ederler (in yuhlikû illâ enfusehum).” |
| 27. | “O sarsıcı ateşin tam üzerinde bizzat durduruldukları zaman onların halini bir görsen! Şöyle derler: ‘Ah, keşke o dünyaya bütünüyle geri döndürülseydik (yâ leytenâ nureddu); Rabbimizin o dikey ayetlerini / sarsılmaz kanıtlarını kat’iyen yalanlamasaydık ve o dikey nizama tam güvenen müminlerden (minel-mu’minîne) olsaydık!’” |
| 28. | “Hayır! Daha önce piyon sistemlerde bizzat gizlemekte oldukları o nifakları, içlerindeki o sinsi kirleri şimdi bütünüyle karşılarına çıkıp bizzat apaçık delillenmiştir. Şayet dünyaya geri bütünüyle döndürülselerdi bile, kendilerine bizzat yasaklanan o fıtratı baltalayan suçlara mutlak surette yine geri dönerlerdi. Çünkü onlar, hiç şüphesiz dikey terazide bütünüyle yalancıların (le-kâzibûne) ta kendileridir.” |
| 29. | “Bir de şöyle dediler: ‘Bizim için o en aşağı basamaktaki piyon hayatımızdan, bu dünya hayatımızdan (hayâtuned-dunyâ) başka bir şey bütünüyle yoktur ve biz bir daha dikey boyutta asla bütünüyle diriltilecek (bi-meb‘ûsîne) değiliz.’” |
| 30. | “Rabbimizin huzurunda bizzat durduruldukları zaman onların halini bir görsen! Allah onlara şöyle buyurur: ‘İşte bizzat bu, o mutlak gerçek, sarsılmaz hakikat (bil-haqqı) değil miymiş?’ Onlar da: ‘Rabbimize andolsun ki evet bütünüyle öyledir!’ derler. Allah da şöyle buyurur: ‘Öyleyse o ilahi hakikatleri sabote ederek gerçeğin üzerini örtüp kâfirlik etmeniz (tekfurûne) yüzünden o dikey azabı bizzat tadın!’” |
| 31. | “Allah’a bizzat kavuşmayı / O’nun dikey nizamına dönmeyi yalanlayanlar (kezzebû bi-liqâillâhi) andolsun ki bütünüyle hüsrana uğramışlardır (qad hasire). Nihayet o sarsıcı hesap saati (es-sâ‘atu) ansızın bizzat kendilerine geliverdiğinde, o piyon düzenlerin günah yüklerini bizzat kendi sırtlarında taşıyarak şöyle derler: ‘Orada yaptığımız o büyük kusurlar, fıtratı bütünüyle ihmal edişimiz yüzünden bize yazıklar olsun!’ Bizzat ibretle bak; yüklendikleri o sinsi yükler bütünüyle ne kötüdür!” |
| 32. | “Bu dünya hayatı (el-hayâtud-dunyâ) ancak bir oyundan ve piyon sistemlerin sinsi bir eğlencesinden (le‘ıbun ve lehvun) başka bir şey bütünüyle değildir. O dikey nizamda korunup sakınanlar (yetteqûne) için ahiret yurdu (ed-dârul-âhıretu) mutlak surette bütünüyle daha hayırlıdır. Hâlâ o sarsılmaz dikey aklınızı bizzat kullanıp bunu kavramayacak mısınız (e-fe-lâ ta‘qılûne)?” |
| 33. | “Onların söylemekte olduklarının bizzat seni gerçekten üzdüğünü andolsun ki bütünüyle biliyoruz (qad na‘lemu). Aslında onlar seni kat’iyen yalanlamıyorlar (lâ yukezzibûneke); fakat o zalimler (ez-zâlimûne), Allah’ın o dikey ayetlerini / sarsılmaz kanıtlarını bizzat bilerek, inatla inkâr ediyorlar.” |
| 34. | “Andolsun ki, senden önceki resuller de (rusulun min qablike) bizzat yalanlanmıştı. Fakat yalanlanmalarına ve bizzat eziyet edilmelerine karşı, kendilerine o dikey yardımımız (nasrunâ) gelinceye kadar sarsılmaz bir sabırla bütünüyle direndiler. Allah’ın o saf kelimelerini / yasalarını bütünüyle değiştirebilecek (lâ mubeddile li-kelimâtillâhi) hiçbir güç yoktur. Andolsun, o gönderilen elçilerin o dikey haberlerinden (nebeîl-murselîne) bir kısmı bizzat sana da bütünüyle gelmiştir.” |
| 35. | “Şayet onların o dikey nizamdan yüz çevirmeleri bizzat sana ağır geldiyse; eğer yeryüzünde bizzat bir tünel açmaya ya da göğe dikey bir merdiven dayayıp onlara sarsılmaz bir ayet / mucize getirmeye bütünüyle gücün yetiyorsa durma yap! Eğer Allah bizzat dileseydi, onların hepsini o dikey hidayet üzerinde (‘alel-hudâ) mutlak surette bir araya bütünüyle getirirdi. Öyleyse sakın ola o dikey sistemi anlamayan cahillerden (minel-câhilîne) kat’iyen olma!” |
| 36. | “O dikey çağrıya, ancak o saf kelime nizamını kulak verip bizzat işitenler (yesme‘ûne) icabet eder. O piyon sistemlerde kalben ölmüş olanlara (el-mevtâ) gelince, Allah onları dikey boyutta bütünüyle diriltecektir (yeb‘asuhumullâhu), sonra da yalnızca O’na bütünüyle döndürüleceklerdir.” |
| 37. | “Bir de şöyle dediler: ‘Onun üzerine Rabbinden bizzat bir ayet / sarsıcı bir mucize (âyetun) indirilmesi gerekmez miydi?’ De ki (qul): ‘Şüphesiz Allah, dikey boyuttan sarsılmaz bir ayet indirmeye bütünüyle gücü yetendir (qâdirun).’ Fakat onların çokluğu / o piyon kitleler bunu bütünüyle bilmezler.” |
| 38. | “Yeryüzünde bizzat hareket eden hiçbir canlı (dâbbetin fîl-ardı) ve iki kanadıyla bütünüyle uçan hiçbir kuş yoktur ki, onlar da tıpkı sizin gibi birer fıtri topluluk / ekosistem (umemun emsâlukum) olmasınlar. Biz o dikey nizamın anayasasında, o Kitapta (fîl-kitâbi) hiçbir şeyi bütünüyle eksik bırakmadık. Sonra onlar, yalnızca kendi Rablerinin huzuruna dikey boyutta bizzat toplanacaklardır (yuhşerûne).” |
| 39. | “Bizim o dikey ayetlerimizi / sarsılmaz kanıtlarımızı yalanlayanlar (kezzebû bi-âyâtinâ), o piyon sistemlerin karanlıkları içinde (fîz-zulumâti) bütünüyle sağır ve dilsizdirler. Allah dikey yasası gereği kimi dilerse onu saptırır, kimi de bizzat dilerse onu dosdoğru, sarsılmaz o dikey yolun (‘alâ sırâtın musteqîmin) üzerinde bütünüyle var qılar.” |
| 40. | “De ki (qul): ‘Bizzat düşündünüz mü; şayet size Allah’ın o sarsıcı azabı bütünüyle gelse ya da o kıyamet saati (es-sâ‘atu) ansızın kapınızı çalsa, Allah’tan başkasını mı mutlak yardıma çağıracaksınız (e-gayrallâhi ted‘ûne)? Eğer piyon düzenlerinizde iddialarınızda bütünüyle doğru söyleyenlerden iseniz bana bizzat cevap verin!’” |
| 41. | “Hayır! Yalnızca O’nu bizzat yardıma çağırırsınız (bel iyyâhu ted‘ûne). O da dikey yasası gereği bizzat dilerse, O’na yakarmanıza sebep olan o sıkıntıyı bütünüyle açıp giderir ve siz o piyon sistemlerde dikey nizama ortak qoştuğunuz şeyleri bütünüyle unutursunuz.” |
| 42. | “Andolsun ki, senden önceki ümmetlere de bizzat elçiler gönderdik (erselnâ ilâ umemin). Sonra o dikey nizama bütünüyle boyun eğip yalvarsınlar (le‘allehum yetedarra‘ûne) diye onları çetin yoksulluklarla ve dikey sarsıcı sıkıntılarla bizzat qıvrandırdık.” |
| 43. | “Kendilerine bizzat o dikey azabımız / çetin imtihanımız geldiği zaman boyun eğip yalvarmaları gerekmez miydi? Fakat onların o kalpleri bütünüyle katılaştı (qaset qulûbuhum) ve şeytan, yapmakta oldukları o fıtratı baltalayan piyon amelleri bizzat kendilerine bütünüyle süsleyip püsledi.” |
| 44. | “Kendilerine bizzat hatırlatılan o dikey uyarıları bütünüyle unuttuklarında, üzerlerine o dünyalık her şeyin kapılarını bütünüyle açtık. Nihayet kendilerine bizzat verilen o piyon imkanlarla şımarıp sevinçten qabardıkları sırada, onları ansızın bizzat yakalayıverdik de o an bütünüyle ümitsizlik içinde şaşırıp qaldılar (fe-izâ hum mublisûne).” |
| 45. | “Böylece zulmeden o topluluğun bütünüyle arkası kesildi, kökleri bizzat qurutuldu (fe-qutı‘a dâbirul-qavmi). Ve mutlak övgü, hamd (el-hamdu); alemlerin Rabbi olan bütünüyle Allah’adır.” |
| 46. | “De ki (qul): ‘Bizzat düşündünüz mü; şayet Allah sizin işitmenizi ve gözlerinizi bizzat geri alsa ve kalplerinizin üzerini bütünüyle mühürlese (ve hateme ‘alâ qulûbikum), Allah’tan başka onu size bizzat geri getirecek piyon bir ilah kimdir?’ İbretle bak (unzur); o dikey ayetleri / sarsılmaz kanıtları (el-âyâti) bütünüyle nasıl yönlü yönlü açıklıyoruz da, sonra onlar yine de yüz çevirip bizzat kaçıyorlar!” |
| 47. | “De ki (qul): ‘Bizzat düşündünüz mü; şayet Allah’ın o sarsıcı azabı size ansızın ya da bizzat apaçık gelse, o zalimler topluluğundan (el-qavmuz-zâlimûne) başkası dikey sistemde hiç bütünüyle helak edilir mi?’” |
| 48. | “Biz o gönderilen elçileri / resulleri (el-murselîne) yalnızca dikey nizamı müjdeleyiciler ve fıtrata karşı bizzat uyarıcılar olarak göndeririz. Artık kim tam bir güvenle inanıp iman eder (fe-men âmene) ve kendisini bütünüyle ıslah ederse, onlar için dikey boyutta hiçbir korku kat’iyen yoktur ve onlar asla bütünüyle üzülmeyeceklerdir.” |
| 49. | “Bizim o dikey ayetlerimizi / sarsılmaz kanıtlarımızı bizzat yalanlayanlara (kezzebû bi-âyâtinâ), o fıtri sınırların dışına çıkıp piyon sistemlerde yoldan sapmaları (yefsuqûne) yüzünden o sarsıcı azab mutlak surette bütünüyle dokunacaktır.” |
| 50. | “De ki (qul): ‘Ben size bizzat benim yanımda Allah’ın o sinsice gizlenmiş hazineleri (hazâinullâhi) vardır demiyorum, dikey nizamdaki o gizli gaybı (el-gaybe) da bütünüyle bilmem. Ve size ben bizzat kesinlikle bir meleğim (melekun) de demiyorum. Ben ancak ve ancak bana dikey boyuttan vahyedilmekte olana (mâ yûhâ ileyye) bütünüyle tabi olurum.’ Yine de ki: ‘O piyon sistemlerde kör olanla, dikey nizamı hakkıyla gören basiret sahibi (el-basîru) bir olur mu? Hâlâ o sarsılmaz dikey aklınızla derin derin bütünüyle düşünmeyecek misiniz (e-fe-lâ tetefekkerûne)?’” |
| 51. | “Rablerinin huzuruna dikey boyutta bizzat toplanacaklarından (en yuhşerû) korkanları o Kur’an ile bizzat uyar ki, onların O’ndan başka ne piyon bir koruyucuları / dostları (veliyyun) ne de sinsi bir şefaatçileri (şefî‘un) bütünüyle vardır. Umulur ki onlar o dikey nizamda bütünüyle korunup sakınırlar (yetteqûne).” |
| 52. | “Yalnızca O’nun rızasını dikey boyutta dileyerek sabah ve akşam bizzat Rablerine yakaranları (yed‘ûne rabbehum) sakın ola yanından bütünüyle uzaklaştırma! Onların o piyon hesaplarından (hısâbihim) hiçbir şey bizzat senin üzerinde değildir, senin hesabından da hiçbir şey onların üzerinde bütünüyle yoktur ki onları yanından kovasın; yoksa dikey sistemde bizzat o zalimlerden (ez-zâlimîne) olursun.” |
| 53. | “İşte böylece biz, ‘Allah bizzat aramızdan şunlara mı lütufta bulundu?’ desinler diye onların bir kısmını diğerleriyle bizzat imtihan ettik (fetennâ ba‘dahum). Allah, o dikey nizama hakkıyla şükredenleri (eş-şâkirîne) en iyi bilen bütünüyle O değil midir?” |
| 54. | “Bizim o dikey ayetlerimize / sarsılmaz kanıtlarımıza tam güvenle inananlar (yu’minûne bi-âyâtinâ) bizzat sana geldikleri zaman onlara şöyle de (fe-qul): ‘Selam olsun bütünüyle üzerinize (selâmun ‘aleykum)! Rabbiniz, Kendi üzerine sarsılmaz merhameti bizzat yazmıştır (ketebe rabbukum ‘alâ nefsihir-rahmete). Buna göre, sizden kim bizzat bir cahillik yüzünden kötü bir amelde bulunur, sonra da ardından bütünüyle tevbe edip kendisini ıslah ederse (ve asleha), bilsin ki O, bütünüyle bağışlayandır, sarsılmaz merhamet sahibidir (gafûrun rahîmun).’” |
| 55. | “İşte biz, o dikey ayetleri / sarsılmaz kanıtları (el-âyâti) bu şekilde bütünüyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz ki, o suçluların / günahkarların yolu (sebîlul-mucrimîne) bizzat apaçık ortaya çıksın!” |
| 56. | “De ki (qul): ‘Şüphesiz ben, Allah’tan başka o piyon sistemlerde bizzat yakarmakta olduğunuz şeylere kulluk etmekten kesinlikle menolundum.’ Yine de ki: ‘Ben sizin o fıtratı baltalayan heva ve arzularınıza (ehvâekum) kat’iyen uymam; aksi halde andolsun ki bütünüyle sapıtmış olurum ve o dikey hidayete erenlerden (minel-muhtedîne) bizzat kesinlikle olmam.’” |
| 57. | “De ki (qul): ‘Şüphesiz ben Rabbimden gelen apaçık bir kanıt üzerindeyim, siz ise onu yalanladınız. Acele istediğiniz o azap benim elimde değildir. Hüküm yalnızca Allah’ındır. O, hakkı anlatır/yaşatır ve O, doğruyu yanlıştan ayıranların en hayırlısıdır.’” |
| 58. | “De ki: ‘Eğer acele istediğiniz o şey benim elimde olsaydı, benimle sizin aranızdaki iş çoktan bitirilmiş olurdu. Allah, fıtri hakları gasbeden, insanlara baskıyla batılı dayatan o zorba otoriteleri (biz zâlimîn) en iyi bilendir.’” |
| 59. | “Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır, onları O’nun dışında kimse bilemez. Karada ve denizde ne varsa hepsini O bilir. O’nun bilgisi dışında tek bir yaprak bile düşmez; yerin karanlıkları içindeki tek bir dane, yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.” |
| 60. | “Geceleyin sizi bir nevi vefata uğratan, gündüzün ise ne yapıp kazandığınızı bütünüyle bilen O’nun kendisidir. Sonra belirlenmiş ömür süresi tamamlansın diye sizi gündüzün içinde yeniden diriltir/uyandırır. Sonra dönüşünüz yine yalnızca O’nadır; sonra O, yapmakta olduğunuz her şeyi size haber verecektir.” |
| 61. | “O, kullarının üzerinde mutlak otorite ve galibiyet sahibidir (el qâhiru); üzerinize koruyucular gönderir. Nihayet sizden birine ölüm geldiği zaman, elçilerimiz (rusulunâ) hiçbir kusur ve eksiklik yapmaksızın onun canını bütünüyle alır.” |
| 62. | “Sonra onlar, gerçek mevla ve sahipleri olan Allah’a döndürülürler. Dikkat edin, hüküm yalnızca O’nundur ve O, hesap görenlerin en süratlisidir.” |
| 63. | “De ki (qul): ‘Boyun bükerek, yalvara yakara (tedarruan) ve gizlice: Eğer bizi bundan kurtarırsa andolsun şükredenlerden olacağız diye O’na yakardığınızda; sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarabilir?’” |
| 64. | “De ki: ‘Ondan da, her türlü sıkıntı ve darlıktan da sizi yalnızca Allah kurtarır; sonra siz yine de ortak koşar, o piyon sistemleri araya sokarsınız.’” |
| 65. | “De ki (qul): ‘O, üzerinizden veya ayaklarınızın altından size acı bir azap göndermeye ya da sizi fırkalara ayırıp birbirinize katmaya ve kiminizin şiddetini ve hıncını kiminize tattırmaya mutlak ölçüyle güç yetirendir (huvel-qâdiru).’ Bak, o dikey varoluş işaretlerini ve fıtri delilleri (el-âyâti) iyice kavrayıp derinlemesine anlasınlar diye nasıl katman katman açıklıyoruz!” |
| 66. | “O, bütünüyle hakikat olduğu halde kavmin onu yalanladı. De ki: ‘Ben sizin üzerinizde eylemlerinizi zorla yöneten bir vekil değilim.’” |
| 67. | “Haber verilen her şeyin kararlaştırılmış, fıtri bir gerçekleşme zamanı ve mekanı (müstekarrı) vardır; yakında bizzat yaşayarak bileceksiniz.” |
| 68. | “Ayetlerimiz hakkında asılsız iddialarla haddi aşanları gördüğün zaman, onlar başka bir söze dalıncaya kadar kendilerinden yüz çevir. Eğer şeytan sana bunu unutturursa, hatırladıktan sonra artık hak fıtratı gasbeden, insanlara baskıyla batılı dayatan o zorba otorite ve toplulukla (zâlimîn ile) beraber oturma.” |
| 69. | “Sorumluluk bilinciyle korunanlara, onların hesabından hiçbir sorumluluk yoktur; ancak üzerlerine düşen bir hatırlatmadır, belki onlar da fıtri sınırlarını korurlar (takva).” |
| 70. | “Kendi hissettikleri mutlak borçluluk bilincini ve bu bilincin hayata dayattığı bütünsel hukuk, itaat ve yaşam programını (dîn) bir oyun ve eğlence edinen, dünya hayatının kendilerini aldattığı kimseleri kendi hallerine bırak! Kazandığı şeyler yüzünden hiçbir nefsin felakete sürüklenmemesi için o Kitap ile hatırlat; onun için Allah’tan brassy ne bir koruyucu dost ne de bir şefaatçi vardır. O nefis, kurtulmak için fidyelerin en mavisini, her türlü adaleti ortaya koysa da ondan kabul edilmez. İşte onlar kazandıkları yüzünden felakete teslim edilmiş olanlardır. İlahi adaleti sabote etme ve gerçeğin üzerini örtme eylemini tam şu an aktif olarak icra ettiklerinden (yekfurûne) ötürü onlar için kaynar sudan bir içecek ve can yakıcı bir azap vardır.” |
| 71. | “De ki: ‘Allah’ı bırakıp da bize ne fayda ne de zarar vermeyecek şeylere mi yalvaralım? Allah bizi doğru yola ilettikten sonra, şeytanların yeryüzünde şaşkın bir halde uçuruma sürüklediği, arkadaşlarının ise “Bize gel, doğru yola dön!” diye çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde gerisin geri mi döndürülelim?’ De ki: ‘Hiç şüphesiz Allah’ın hidayeti, mutlak hidayetin ta kendisidir. Ve biz, âlemlerin Rabbine bütünüyle entegre olup tam teslimiyet göstermekle (muslimûn) emrolunduk.’” |
| 72. | “Bir de: ‘Tüm kuralları ve hudutları tek çatı altında barındıran o Büyük Teslimiyet Şemsiyesini ve ekosistemini (salât) aktif bir eylemle canlandırıp ayağa kaldırın, işletin ve O’na karşı sorumluluk bilinciyle korunun (takva)!’ diye emrolunduk. Huzurunda toplanıp hesaba çekileceğiniz yegane otorite O’dur.” |
| 73. | “Gökleri ve yeri bütünüyle hakikat olarak yaratan O’dur. ‘Ol!’ dediği gün her şey hemen oluş sürecine girer (kun fe-yekûn). O’nun sözü mutlak hakikattir. Sûra üfleneceği gün mülk ve otorite bütünüyle O’na aittir. O, idraki aşan gayb alemini de şahit olunan alemi de hakkıyla bilendir. O, her şeyi fıtri yerli yerine koyan mutlak hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden hakkıyla haberdardır.” |
| 74. | “Hani İbrahim, babası Âzer’den başlamak üzere tüm çevresine: ‘Siz birtakım fıtratsız heykelleri ilahlar mı ediniyorsunuz? Doğrusu ben seni de kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum’ demişti.” |
| 75. | “İşte böylece Biz, kesin bir bilgi ve sarsılmaz bir teslimiyete ulaşanlardan olsun diye İbrahim’e göklerin ve yerin o muazzam hükümranlığını ve perde arkasındaki ilahi mekanizmasını gösteriyorduk.” |
| 76. | “Üzerine gece karanlığı çökünce bir yıldız gördü ve ‘Rabbim bu mudur?’ dedi. Yıldız batıp gidince ise: ‘Ben batıp giden, sönüp yok olan şeyleri asla sevmem’ dedi.” |
| 77. | “Ay’ı doğarken görünce: ‘Rabbim bu mudur?’ dedi. O da batıp gidince: ‘Andolsun ki eğer Rabbim beni doğru yola iletmeseydi, kesinlikle fıtratından sapmış ve yolunu kaybetmiş topluluktan olurdum’ dedi.” |
| 78. | “Güneşi parıldayarak doğarken görünce: ‘Rabbim budur, bu daha büyüktür’ dedi. O da batıp gidince: ‘Ey kavmim! Ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz fıtratsız şeylerden bütünüyle uzağım’ dedi.” |
| 79. | “Şüphesiz ben, tüm varlığımla yüzümü, gökleri ve yeri eşsiz bir nizamla yoktan var edene, batıldan bütünüyle uzaklaşarak yönelttim. Ve ben asla ortak koşanlardan değilim.” |
| 80. | “Kavmi onunla tartışmaya girişti. O ise dedi ki: ‘Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışıyor musunuz? Rabbimin dilemesi hariç, sizin O’na ortak koştuklarınızdan hiç korkmam. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hala derinlemesine düşünüp öğüt almayacak mısınız?’” |
| 81. | “Hakkında size hiçbir delil ve yetki indirmediği şeyleri Allah’a ortak koşmaktan siz korkmazken, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden nasıl korkarım? Eğer biliyorsanız, bu iki zümreden hangisi güvende olmaya daha layıktır?” |
| 82. | “İman eden ve imanlarına, fıtri hakları gasbederek insanlara baskıyla batılı dayatan o zorbalığı (zulüm) karıştırmayanlar var ya; işte mutlak güven fıtraten onlar içindir ve doğru yola iletilmiş olanlar da onlardır.” |
| 83. | “İşte bu, kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz mutlak delilimizdir. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini katman katman yükseltiriz. Şüphesiz senin Rabbin, her şeyi fıtri yerli yerine koyan mutlak hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyi hakkıyla bilendir.” |
| 84. | “Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik, hepsini mutlak hidayete ilettik. Daha önce de Nuh’u ve onun neslinden Davud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u da doğru yola iletmiştik. İşte Biz, iyiliği ve güzelliği fıtratının bir parçası haline getirenleri böyle ödüllendiririz.” |
| 85. | “Zekeriyya’yı, Yahya’yı, İsa’yı ve İlyas’ı da hidayete erdirdik. Onların hepsi fıtri nizamla bütünüyle barışık yaşayan, ıslah edici dürüst kimselerdendir.” |
| 86. | “İsmail’i, Elyesa’yı, Yunus’u ve Lut’u da hidayete erdirdik. Onların hepsini kendi dönemlerindeki alemlere üstün kıldık.” |
| 87. | “Onların babalarından, soylarından ve kardeşlerinden bir kısmını da seçtik ve onları sapması olmayan dosdoğru, fıtri bir yola yönelttik.” |
| 88. | “İşte bu, Allah’ın mutlak hidayet rehberidir ki kullarından dilediğini bununla doğru yola iletir. Eğer onlar da Allah’a ortak koşsalardı, bizzat üretip yaptıkları bütün eylemler kesinlikle boşa gitmiş olurdu.” |
| 89. | “İşte onlar, kendilerine kitap, mutlak hükümranlık ve nübüvvet verdiğimiz kimselerdir. Eğer şu sahaya inen piyon zihniyetler (keferû) bunları inkâr edip adaleti sabote ederlerse, andolsun ki yerlerine bunları asla örtbas etmeyecek, ilahi hakikatleri ve adalet sistemini sabote etmek için ayağa kalkmayacak (kâfirîn) fıtrat sahibi bir topluluğu vekil kılarız.” |
| 90. | “İşte onlar, Allah’ın mutlak hidayete erdirdiği kimselerdir; sen de onların yürüdüğü o fıtri rehberliğe uydun. De ki: ‘Ben bu çağrıya karşılık sizden hiçbir maddi bedel veya ücret istemiyorum. Bu, bütün alemler için sadece derin ve dikey bir hatırlatmadır.’” |
| 91. | “Onlar: ‘Allah, hiçbir beşere hiçbir şey indirmemiştir’ demekle, Allah’ın kadrini ve eşsiz otoritesini hakkıyla takdir edemediler. De ki: ‘Musa’nın insanlara bir nur ve hidayet rehberi olarak getirdiği, sizin ise parça parça kağıtlar haline getirip bir kısmını açıkladığınız, fakat çoğunu gizlediğiniz o Kitab’ı kim indirdi? Üstelik onunla ne sizin ne de babalarınızın bilmediği şeyler size dikey boyutta öğretilmişti.’ Sen ‘Allah’ de, sonra onları daldıkları o asılsız iddialar bataklığında oyun ve eğlenceleriyle baş başa bırak!” |
| 92. | “İşte bu da şehirlerin anasını ve onun tüm çevresini uyarman için indirdiğimiz, bereketi daimi ve kendinden öncekileri tasdik eden fıtri bir Kitap’tır. Ahirete, o nihai hesaba iman edenler buna da inanırlar ve onlar, tüm kuralları ve hudutları tek çatı altında barındıran o Büyük Teslimiyet Şemsiyesini (salât) titizlikle koruyup sürekli canlı tuturlar.” |
| 93. | “Allah’a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmediği halde ‘Bana da vahyolundu’ diyenden ve ‘Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim’ diye iddia edenden daha zalim kim olabilir? Hak fıtratı gasbeden, insanlara baskıyla batılı dayatan o zorba otoriteler (zâlimûne) ölümün şiddetli can çekişmeleri içindeyken, meleklerin de ellerini uzatarak ‘Çıkarın nefislerinizi! Allah’a karşı hakikat dışı şeyler söylediğiniz ve O’nun ayetlerine karşı büyüklük tasladığınız için bugün alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız!’ dediklerini bir görsen!” |
| 94. | “Andolsun ki sizi ilk defa yarattığımız gibi, bize bütünüyle tek başınıza, yapayalnız geldiniz. Size dünyada geçici olarak verdiğimiz her şeyi arkanızda bıraktınız. İçinizde Allah’ın ortakları olduğunu iddia ettiğiniz o şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz. Andolsun ki aranızdaki bütün bağlar bütünüyle kopmuş ve ilahlaştırdığınız o asılsız şeyler sizden kaybolup gitmiştir.” |
| 95. | “Şüphesiz taneyi de çekirdeği de çatlatıp patlatan, yararak açan Allah’tır. O, ölüden diriyi çıkarır; diriden de ölüyü çıkarandır. İşte mutlak otorite olan Allah budur! O halde fıtratınızdan nasıl saptırılıp döndürülüyorsunuz?” |
| 96. | “Karanlığı yarıp sabahı çıkaran O’dur. O, geceyi bir sükunet ve dinlenme vakti; güneşi ve ayı ise fıtri birer hesap ölçüsü kılmıştır. İşte bu, mutlak galip olan, her şeyi katman katman ve hakkıyla bilen Allah’ın takdiridir.” |
| 97. | “Karada ve denizde karanlıklar içinde yolunuzu bulasınız diye sizin için yıldızları var eden O’dur. Gerçekten Biz, bilip kavrayacak bir topluluk için ayetleri dikey anlamsal farklarıyla katman katman açıkladık.” |
| 98. | “Sizi tek bir nefisten inşa edip çıkaran O’dur. Sizin için fıtri bir yerleşme yeri (müstekarr) ve geçici bir emanet yurdu (müstevda’) vardır. İyice anlayıp kavrasınlar diye ayetleri dikey anlamsal farklarıyla katman katman açıkladık.” |
| 99. | “Gökten suyu indiren O’dur. Biz her türlü bitkiyi onunla çıkardık, ondan da yeşillikler yarattık; o yeşilliklerden de birbiri üzerine binmiş taneler fışkırtırız. Hurma ağacının tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytin ve nar bahçeleri var ederiz. Meyve verirken ve olgunlaşırken o meyvelere bir bakın! Şüphesiz tüm bunlarda, iman eden bir topluluk için açık ilahi deliller vardır.” |
| 100. | “Böyleyken, cinleri kendilerini bizzat yaratmış olan Allah’a ortak koştular ve hiçbir bilgiye dayanmadan O’na oğullar ve kızlar uydurdular. O, onların fıtratsızca nitelendirmelerinden bütünüyle uzaktır, münezzehtir ve yüceler yücesidir.” |
| 101. | “O, gökleri ve yeri hiç yoktan, eşsiz ve örneksiz bir alt yapıyla yaratandır (bedîu). Kendisinin bir eşi (sâhibeh) olmadığı halde nasıl bir çocuğu olabilir? Üstelik her şeyi bizzat O yaratmıştır ve O, her şeyi tüm dikey boyutlarıyla bilendir (alîm).” |
| 102. | “İşte Rabbiniz olan Allah budur! O’ndan başka hiçbir ilah yoktur; O, her şeyin yaratıcısıdır (hâliqu kulli şey). Öyleyse mutlak borçluluk bilincinizle yalnız O’na bütünsel bir yaşam programıyla itaat edin (fa’budûh). O, her şeyi bizzat yöneten, görüp gözetendir (vekîl).” |
| 103. | “Gözler (veya beşeri idrak araçları) O’nu kuşatıp sınırlandıramaz (lâ tudrikuhu); oysa O, bütün gözleri ve idrakleri bütünüyle kuşatır (yudriku). O, en ince nüfuz noktalarını ve gizemleri işleten (el-latîf), her şeyin arka planından haberdar olandır (el-habîr).” |
| 104. | “Doğrusu size Rabbinizden kalp gözlerinizi açacak apaçık basiret pencereleri (besâiru) gelmiştir. Artık kim gerçeği görürse kendi lehine, kim de körlük ederse kendi aleyhinedir. Ben sizin üzerinizde bir bekçi ve koruyucu değilim.” |
| 105. | “İşte biz, ayetleri (âyâti) dikey anlamsal farklarıyla bu şekilde evirip çevirerek açıklarız ki hem onlar sana ‘Sen ders çalışmış, birilerinden öğrenmişsin’ desinler hem de biz ilim sahibi olan bir topluluğa gerçeği bütünüyle beyan edelim (li-nubeyyinehû).” |
| 106. | “Rabbinden sana vahyolunana (ûhiye) bütünüyle tabi ol! O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Ortak koşanlardan (anil-müşrikîn) ise tamamen yüz çevir.” |
| 107. | “Eğer Allah dileseydi onlar ortak koşmazlardı (mâ eşraqû). Biz seni onların üzerine bir muhafız kılmadık; sen onların adına işleri bizzat yürüten, görüp gözeten bir yetkili de (bi-vekîl) değilsin.” |
| 108. | “Onların Allah’tan başka yalvardıklarına sövmeyin (ve lâ tesubbû) ki, onlar da bilgisizce ve haddi aşarak Allah’ya sövmesinler. İşte biz, her ümmete yaptıkları işi böyle süslü gösterdik. Sonra dönüşleri ancak Rablerinedir; O, yapmakta olduklarını kendilerine bütünüyle haber verecektir.” |
| 109. | “Eğer kendilerine apaçık bir mucize ve delil (âyetun) gelirse, ona mutlaka inanacaklarına dair en güçlü yeminleriyle Allah’a kasem ettiler (ve aqsemû). De ki: ‘O deliller ve mucizeler ancak Allah katındadır.’ O delil geldiğinde de onların yine o güven ve teslimiyet zeminine (lâ yu’minûn) girmeyeceklerini siz ne bileceksiniz?” |
| 110. | “İlk defasında ona inanmadıkları gibi, biz de onların kalplerini (ef’idetehum) ve gözlerini tersyüz ederiz; onları, kendi azgınlıkları ve taşkınlıkları içinde körü körüne bocalar bir halde bırakıveririz.” |
| 111. | “Eğer biz onlara melekleri indirseydik (nezzelnâ), ölüler kendileriyle konuşsaydı ve her şeyi karşılarına apaçık bir kanıt olarak toplasaydık, Allah dilemedikçe yine de o güven ve teslimiyet zeminine (li-yu’minû) girecek değillerdi. Fakat onların çoğu bütünüyle cahillik ediyorlar (yechelûn).” |
| 112. | |
| 113. | |
| 114. | |
| 115. | |
| 116. | |
| 117. | |
| 118. | |
| 119. | |
| 120. | |
