Nisâ Suresi
Nisâ, Kur’ân-ı Kerîm’in toplumsal adalet, emanet, hak ve fıtri bağlar nizamını kuran dördüncü suresidir. Medine döneminde, Uhud Savaşı sonrasında sarsılan içtimai yapıyı dikey ilahi adalet ilkeleriyle yeniden inşa etmek ve zayıf bırakılmışların (müstaz’afların) haklarını paralel yasa koyucuların zulmünden korumak amacıyla nâzil olmuştur. Fatiha Suresi’ndeki toplumsal dikey yönelişin, Bakara ve Âl-i İmrân surelerinde kurulan hukuki/inançsal nizamın aile, miras, kadın ve insan ilişkileri düzlemindeki en keskin ve şüphe barındırmayan yansımasıdır. Sürenin dikey bütünlüğünü oluşturan nisa (kadınlar/fıtri bağlar), emanetlerin ehline verilmesi ve arındırılmış adalet nizamı mühürlüdür ve süreden ayrı düşünülemez. Sürenin asıl nüzul gayesi; insan zihnini, zayıfları ezen cahiliye nizamlarından ve maddeye dayalı sahte üstünlük iddialarından arındırarak; yeryüzünde adaleti, yetim haklarını, mülk ve nisa hukukunu asla çakışmayacak bir dikey dengede inşa etmektir.
Nisâ Suresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle.
| 1. | “Ey insanlık! Sizi tek bir nefisten bizzat yaratan, ondan da eşini var eden ve o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinize karşı kendinizi bizzat koruma altına alın (itteqû). Kendisi adına birbirinizden hak talep ettiğiniz Allah’a karşı ve o fıtri akrabalık bağlarına (erhâm) karşı duyarlı olarak kendinizi koruyun (vettequllâh). Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde mutlak bir denetleyicidir (raqîbâ).” |
| 2. | “Yetimlere bizzat kendi mallarını bütünüyle verin. Temiz ve helal olanı, kirli ve kötü olanla KESİNLİKLE değiştirmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza bütünüyle katarak yemeyin. Şüphesiz bu, çok büyük bir fıtri cürüm ve günahtır (hûben kebîrâ).” |
| 3. | “Eğer o yetim kızlar hakkında adaleti bütünüyle gözetememekten korkarsanız; o halde size helal ve fıtraten uygun olan diğer kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olmak üzere nikahlayın. Fakat eğer adil davranamayacağınızdan (ta‘dilû) korkarsanız, o zaman tek bir kadınla veya bizzat meşru haklarına sahip olduğunuz himayenizdekilerle yetinin. Bu, adaletten sapmamanız ve fıtri hudutları çiğnememeniz (ellâ te‘ûlû) için en uygun olanıdır.” |
| 4. | “Kadınlara bizzat kendi mehirlerini / evlilik haklarını (saduqâtihinne) gönül rızasıyla, mutlak bir borç ve ikram olarak verin. Eğer onlar, ondan bir kısmını bizzat kendi nefisleriyle gönüllü olarak size ikram ederlerse; o zaman onu afiyetle, rahatça bütünüyle yiyebilirsiniz.” |
| 5. | “Allah’ın sizin için bir geçim ve ayakta kalma dayanağı (qiyâmen) kıldığı mallarınızı, aklını fıtrata uygun işletemeyen o sefihlere KESİNLİKLE teslim etmeyin. O mallarla onları bizzat rızıklandırıp giydirin ve onlara fıtri gerçekliğe uygun, gönül alıcı sözler (qavlen ma‘rûfâ) söyleyin.” |
| 6. | “Yetimleri, evlenme çağına gelene kadar bizzat deneyip gözlemleyin. Eğer onlarda rüştü / malı doğru yönetme olgunluğunu (ruşden) hissedip görürseniz, mallarını kendilerine bütünüyle devredin. Onlar büyüyecek de mallarını geri alacaklar diye aceleyle ve israf ederek o malları KESİNLİKLE yemeyin. Durumu iyi olan yönetici, o mala dokunmaktan bizzat kaçınsın (felyesta‘fif); muhtaç olan ise fıtri adalete ve emeğe uygun olarak (bil-ma‘rûf) makul bir miktarda yesin. Mallarını kendilerine devrettiğiniz zaman da bizzat şahitler huzurunda bu işlemi yapın. Hesap sorucu olarak Allah bütünüyle yeterlidir.” |
| 7. | “Ana-babanın ve en yakın akrabaların bizzat geriye bıraktığı mirastan erkekler için dikey bir pay (nasîb) vardır; ana-babanın ve en yakın akrabaların geriye bıraktığı mirastan, azından da çoğundan da kadınlar için de dikey bir pay (nasîb) vardır. Bu, bizzat yasalaştırılmış, kesinleşmiş bir paydır (nasîben mafrûdâ).” |
| 8. | “Mirasın bizzat paylaştırılması sırasında (mirasçı olmayan) yakın akrabalar, yetimler ve yoksullar / çaresizler de hazır bulunursa, o maldan onları da bizzat rızıklandırın ve onlara fıtri gerçekliğe uygun, incitmeyen sözler (qavlen ma‘rûfâ) söyleyin.” |
| 9. | “Arkalarında her an mağdur ve korumasız kalabilecek zayıf nesiller (zurriyyeten dıâfen) bıraktıkları takdirde onlar adına endişe duyacak olanlar, yetimler hakkında da aynı ürpertiyi hissetsinler! O halde Allah’a karşı bizzat koruma altına girsinler (felyettequllâhe) ve tam gerçeğe isabet eden, sarsılmaz, dosdoğru bir söz (qavlen sedîdâ) söylesinler.” |
| 10. | “Yetimlerin mallarını zulümle, haksızca (zulmen) yiyenler, karınlarına sadece yangın çıkaran bir ateş doldurmuş olurlar. Ve onlar çok yakında alevli bir ateşe (sa‘îrâ) maruz kalacaklardır.” |
| 11. | “Allah size çocuklarınızın miras payı hakkında, erkeğe iki kadının payı kadarını tavsiye eder. Eğer mirasçılar ikiden fazla kadın iseler, bırakılan malın üçte ikisi onlarındır. Eğer sadece bir tek kadın ise mirasın yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan ana ve babasından her biri için altıda bir pay vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona mirasçı oluyorsa, anasının payı üçte birdir. Eğer ölenin kardeşleri de varsa, yaptığı vasiyetten veya borcunun ödenmesinden (deyn) sonra anasının payı altıda birdir. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu siz bilemezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından belirlenmiş birer paydır (ferîdaten minallâh). Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilen (‘alîmen) ve her hükmünde tam isabet edendir (hakîmâ).” |
| 12. | “Eğer eşlerinizin çocukları yoksa, geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Bu paylar, yapacakları vasiyetin yerine getirilmesinden veya borçlarının (deyn) ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri eşlerinizindir. Çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Bu paylar da yapacağınız vasiyetten veya borcunuzun (deyn) ödenmesinden sonradır. Eğer miras bırakan erkek veya kadının ana-babası ve çocuğu yoksa (kelâleten) ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunuyorsa, bunlardan her birinin payı altıda birdir. Bundan fazla iseler, üçte bir paya ortaktırlar (şure kâu fîs sulusi). Bu da zarar verme kastı olmaksızın (gayra mudârr), yapılan vasiyetin veya borcun ödenmesinden sonradır. Bunlar Allah’tan birer emirdir (vasıyyeten minallâh). Allah, her şeyi hakkıyla bilen (‘alîmen) ve ceza vermekte acele etmeyip fırsat tanıyandır (halîmâ).” |
| 13. | “İşte bunlar Allah’ın adalet hudutlarıdır (hudûdullâh). Kim Allah’a ve O’nun uygulayıcı elçisine (resûlehû) itaat ederse, Allah onu altından nehirler akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere yerleştirir. İşte büyük kurtuluş, muazzam başarı (fevzul ‘azîm) budur.” |
| 14. | “Kim de Allah’a ve O’nun uygulayıcı elçisine (resûlehû) isyan eder ve O’nun adalet hudutlarını (hudûdehû) çiğneyip geçerse, Allah onu içinde ebedi kalacağı bir ateşe atar. Onun için alçaltıcı, aşağılayıcı bir azap (‘azâbun muhîn) vardır.” |
| 15. | “Kadınlarınızdan çirkin bir hayasızlık (fâhişete) işleyenlere karşı, aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, ölüm onları alıp götürünceye ya da Allah onlar için fıtri ve hukuki bir çıkış yolu (sebîlâ) açıncaya kadar onları evlerde tutun.” |
| 16. | “İçinizden o çirkin hayasızlığı bizzat işleyen her iki tarafa da fıtri/toplumsal bir yaptırım uygulayıp canlarını sıkın (fe âzûhumâ). Eğer tevbe edip durumlarını bütünüyle düzeltirlerse (aslahâ) artık onlardan yüz çevirin, yakalarını bırakın. Şüphesiz Allah, tevbeleri çokça kabul eden (tevvâben) ve fıtri merhameti kesintisiz olandır (rahîmâ).” |
| 17. | “Allah katında kabul görecek olan tevbe, sadece o kötülüğü bir cahillik ve anlık bir zaaf yüzünden işleyen, sonra da çok geçmeden, hemen yakın bir zamanda (min qarîbin) tevbe edenlerin durumudur. İşte Allah onların tevbelerini kabul eder. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilen (‘alîmen) ve her hükmünde tam isabet edendir (hakîmâ).” |
| 18. | “Yoksa o tevbe; sürekli kötülükleri (seyyiât) işleyip duran, nihayet kendilerinden birine ölüm gelip çattığı an, ‘İşte ben şu an tam anlamıyla tevbe ettim!’ diyenlerin ve bir de kâfir (hakikat sistemini sabote eden yerleşik birer odak) olarak ölenlerin tevbesi değildir. İşte onlar için acı verici, sarsıcı bir azap (‘azâben elîmâ) hazırlamışızdır.” |
| 19. | “Ey iman edenler! Kadınlara, onların fıtri iradelerini çiğneyip zorla (kerhâ) mirasçı olmanız size helal değildir. Kendilerine verdiğiniz mehirlerin bir kısmını ellerinden alıp götürmek için, apaçık kanıtlanmış bir hayasızlık (fâhişetin mubeyyineh) yapmadıkları sürece onları baskı altına alıp sıkıştırmayın (ve lâ ta‘dulûhunne). Onlarla fıtrata, akla ve örfe uygun, saygın bir şekilde (bil ma‘rûf) hayatı paylaşın. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok, muazzam bir hayır (hayran kesîrâ) var etmiş olur.” |
| 20. | “Eğer bir eşi bırakıp yerine başka bir eşle evlenmek (istibdâle zevcin) isterseniz, onlardan birine yüklerle, kantarla (qıntâren) mehir vermiş olsanız bile, ondan hiçbir şeyi geri almayın. Siz, ona iftira atarak (buhtânen) ve apaçık bir günaha (ismen mubînâ) girerek mi o malı geri alacaksınız?” |
| 21. | “Birbirinizle kaynaşıp bütünüyle içli dışlı olduğunuz ve onlar da sizden sapasağlam, çok ağır bir sözleşme, sarsılmaz bir ahit (mîsâqan galîzâ) almış oldukları halde, verdiğinizi nasıl geri alabilirsiniz?” |
| 22. | “Geçmişte olanlar hariç, babalarınızın evlendiği kadınlarla kesinlikle evlenmeyin. Şüphesiz bu, iğrenç bir hayasızlık (fâhişeten), Allah’ın mutlak öfkesini çeken bir nefret sebebi (maqtâ) ve çok kötü, sapkın bir yoldur (sâe sebîlâ).” |
| 23. | “Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren sütanalılarınız, sütkardeşleriniz, eşlerinizin anaları, kendileriyle gerçeğe dayalı bir birliktelik kurduğunuz (dehaltum bihinne) eşlerinizden olup evlerinizde büyüyen üvey kızlarınız —eğer onlarla o birlikteliği kurmadıysanız üvey kızlarınızla evlenmenizde size bir günah yoktur— bizzat kendi sulbünüzden gelen öz oğullarınızın eşleri ve geçmişte kalanlar hariç iki kız kardeşi aynı anda bir arada nikahlamanız size haram kılınmıştır. Şüphesiz Allah, hataları bütünüyle örten, bağışlayan (gafûren) ve fıtri merhameti kesintisiz olandır (rahîmâ).” |
| 24. | “Savaş esiri olarak ellerinizin altında bulunanlar (mâ meleket eymânukum) hariç, evli olan kadınlar (muhsanâtu) da size haram kılınmıştır. Bütün bunlar Allah’ın üzerinize yazdığı kesin birer hükmüdür (kitâballâhi ‘aleykum). Bunların dışında kalanları ise, iffetli yaşamak ve gayrimeşru ilişkilere (musâfihîn) sapmamak şartıyla, mallarınızla mehir vererek istemeniz size helal kılınmıştır. Onlardan nikah bağıyla faydalanmanıza karşılık, belirlenmiş payları olan mehirlerini (ucûrahunne) bir hak olarak verin. Bu pay belirlendikten sonra, karşılıklı rıza ile anlaştığınız başka şeyler hakkında üzerinize bir günah yoktur. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilen (‘alîmen) ve her hükmünde tam isabet edendir (hakîmâ).” |
| 25. | “İçinizden iffetli mümin kadınlarla (muhsanâti) evlenecek maddi güce (tavlen) sahip olamayanlar, ellerinizin altında bulunan mümin savaş esiri genç kızlarınızla evlensin. Allah sizin imanınızı en iyi bilendir; siz hep birbirinizdensiniz. O halde, gizli dost tutmaksızın ve fuhşa sapmaksızın, iffetli yaşamaları şartıyla onları ailelerinin izniyle nikahlayın ve mehirlerini (ucûrahunne) örfe uygun, saygın bir şekilde (bil ma‘rûfi) verin. Evlendikten sonra eğer apaçık bir hayasızlık (fâhişetin) yaparlarsa, onlara verilecek ceza/yaptırım, hür ve iffetli kadınlara verilen cezanın yarısı kadardır. Bu esnek hüküm, darlık yüzünden günaha girmekten (‘anete) qorkanlarınız içindir; ancak sabredip qorunmanız sizin için çok daha hayırlıdır. Şüphesiz Allah, hataları bütünüyle örten, bağışlayan (gafûren) ve fıtri merhameti kesintisiz olandır (rahîmâ).” |
| 26. | “Allah size bilmediğiniz hudutları apaçık göstermek, sizi sizden öncekilerin o fıtri ve doğru yollarına (sunenellezîne) iletmek ve tevbelerinizi kabul ederek sizi bütünüyle arındırmak ister. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilen (‘alîmen) ve her hükmünde tam isabet edendir (hakîmâ).” |
| 27. | “Allah sizin tevbelerinizi kabul edip fıtrata bütünüyle entegre olmanızı isterken; kendi bencil arzu ve heveslerinin (eş-şehevâti) peşine düşen o piyon zihniyetler ise, sizin hakikat çizgisinden muazzam bir sapmayla (meylen ‘azîmâ) bütünüyle savrulmanızı isterler.” |
| 28. | “Allah, üzerinizdeki ağır yükleri hafifletmek ister; çünkü insan doğası gereği fıtri olarak zayıf/zaaflarla dolu (daîfâ) yaratılmıştır.” |
| 29. | “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksız, fıtrata aykırı yollarla (bil bâtılı) yemeyin; ancak karşılıklı rızaya dayanan meşru bir ticaret (ticâreten ‘an terâdın) yoluyla olması müstesnadır. Ve kendinizi, kendi toplumunuzu bütünüyle helak edip öldürmeyin (ve lâ taqtulû enfusekum). Şüphesiz Allah, size karşı fıtri merhameti kesintisiz olandır (rahîmâ).” |
| 30. | “Kim o sınırları düşmanlık ederek (udvânen) ve haksızca, zorbalıkla (zulmen) çiğneyip geçerse, biz onu çok yakında kavurucu bir ateşe maruz bırakacağız. Bu, Allah için bütünüyle çok kolaydır (yesîrâ).” |
| 31. | “Eğer size yasaklanan büyük günahlardan (kebâira) bütünüyle qaçınıp qorunursanız, sizin küçük hatalarınızı/kötülüklerinizi (seyyiâtikum) örteriz ve sizi çok saygın, onurlu bir giriş yerine (mudhalen kerîmâ) yerleştiririz.” |
| 32. | “Allah’ın, bir kısmınızı diğerine fıtri ve toplumsal roller bakımından üstün kıldığı (faddalallâhu) şeyleri boş yere arzulamayın. Erkekler için kendi kazandıklarından bir pay vardır; kadınlar için de kendi kazandıklarından fıtri bir pay vardır. Siz Allah’ın o muazzam lütfundan (min fadlih) isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir (‘alîmâ).” |
| 33. | “Ana-babanın ve akrabaların geriye bıraktığı mirastan, her bir kişi için hak sahibi varisler (mevâliye) belirledik. Yeminlerinizle sapasağlam bağ kurup sözleşme yaptığınız kimselere (ellezîne aqadet eymânukum) de kendi paylarını hemen verin. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla şahit olandır (şehîdâ).” |
| 34. | “Erkekler; Allah’ın fıtri yaratılışta kimini kimine üstün kılması (bi mâ faddalallâhu) ve kendi mallarından infak edip harcamaları (ve bi mâ enfeqû) sebebiyle, kadınların haklarını koruyup gözetmekle, aileyi ayakta tutmakla mükelleftirler (qavvâmûne). Fıtrata ve adalet nizamına entegre olan erdemli kadınlar (es-sâlihâtu); gönülden boyun eğen (qânitâtun) ve Allah’ın koruması sayesinde, kimsenin görmediği gizli alanlarda bile iffet ve aile hukukunu hakkıyla koruyanlardır (hâfizâtun lil gaybi). Sadakatsizlik ve meşru sınırlardan bütünüyle sapmalarından (nuşûzehunne) endişe duyduğunuz kadınlara ise, önce fıtri öğütler verin (fe ızûhunne), sonra onları yataklarında yalnız bırakın (vehcurûhunne) ve nihayet onları o çirkin ortamdan, evlilik bağından bütünüyle ayırıp uzaklaştırın (vadribûhunn). Eğer size itaat edip yuva hukukuna dönerlerse, onların aleyhine başka bir zorlama yolu (sebîlâ) aramayın. Şüphesiz Allah, bütünüyle yüce olandır (‘aliyyen) ve mutlak büyüktür (kebîrâ).” |
| 35. | “Eğer karı-kocanın aralarının bütünüyle açılmasından (şıqâqa beynihimâ) qorkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Eğer o iki taraf gerçekten durumu düzeltmek, barış kurmak (ıslâhan) isterlerse, Allah onların arasını bütünüyle uzlaştırır. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilen (‘alîmen) ve her şeyin iç yüzünden bütünüyle haberdar olandır (habîrâ).” |
| 36. | “Yalnızca Allah’a kulluk edin (va‘budûllâhe) ve O’nun mutlak otoritesine hiçbir şeyi asla ortak koşup eş tutmayın (ve lâ tuşrikû). Anaya, babaya, akrabalara, yetimlere, çaresiz kalmış yoksullara (el-mesâkîni), yakın komşuya, uzak komşuya, yanı başınızdaki arkadaşa, yolda kalmış muhtaçlara (vebnis sebîli) ve ellerinizin altında bulunan savaş esirlerine bütünüyle iyilik ve güzellik yapın (ihsânen). Şüphesiz Allah, kendini beğenip kibirlenen (muhtâlen) ve boş yere böbürlenip duranları (fahûrâ) kesinlikle sevmez.” |
| 37. | “Onlar ki bizzat cimrilik ederler (yebhalûne), insanlara da o cimriliği emrederler ve Allah’ın kendi lütfundan (min fadlih) kendilerine verdiği hakikatleri ve imkanları sinsi bir hırsla gizlerler. Biz, ilahi adalet sistemini bütünüyle sabote eden o aktif sabotajcı odaklar (lil kâfirîne) için alçaltıcı, aşağılayıcı bir azap (‘azâben muhînâ) hazırlamışızdır.” |
| 38. | “Onlar, mallarını sadece insanlara gösteriş yapmak, sığ bir övgü toplamak için infak eden (riâen nâsi), Allah’a ve ahiret gününe kalben bütünüyle inanmayanlardır. Kimin yakın arkadaşı, yoldaşı şeytan (eş-şeytânu) olmuşsa, işte o ne kötü, ne sapkın bir yoldaştır (karînâ)!” |
| 39. | “Eğer onlar Allah’a ve ahiret gününe bütünüyle iman etselerdi ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği imkanlardan hak rızası için bölüşme kanalları açsalardı (ve enfeqû), üzerlerine ne yük binerdi, ne kaybederlerdi? Şüphesiz Allah, onların durumunu bütünüyle, hakkıyla bilendir (‘alîmâ).” |
| 40. | “Şüphesiz Allah, zerre ağırlığınca bile hiçbir kula asla haksızlık ve zorbalık yapmaz (lâ yazlimu). Eğer yapılan fıtri ve güzel bir iyilik (haseneten) olursa, onu kat kat artırır ve bizzat kendi katından muazzam, büyük bir mükafat (ecran ‘azîmâ) verir.” |
| 41. | “Her bir ümmetten bizzat kendi içlerinden bir şahit getirdiğimiz ve seni de şu an aktif olarak gerçeğin üzerini örtenlerin (hâulâe) üzerine mutlak bir şahit olarak çıkardığımız zaman, onların hali nice olacak?” |
| 42. | “İlahi adalet sistemini sabote etmek için ayağa kalkan, karanlığı örgütleyen o keferû zihniyeti ve o uygulayıcı elçiye (er-resûle) bütünüyle isyan edenler, o büyük gün yeryüzünün altını üstüne getirip kendilerini bütünüyle yutmasını, toprakla bir olmayı şiddetle arzulayacaklar. Ve Allah’tan tek bir hakikat sözünü (hadîsâ) bile asla gizleyemeyeceklerdir.” |
| 43. | “Ey iman edenler! Sarhoşluk veren fıtri/zihni bir karmaşa ve bilinç kaybı içindeyken (sukârâ), ne söylediğinizi tam olarak bilip idrak edinceye kadar; o Büyük Teslimiyet Şemsiyesine (es-salâte) ve onun can damarı olan arınma ekosistemine kesinlikle yaklaşmayın. Yolcu olmanız müstesna, cünüp (cunuben) iken de boy abdesti/bütünüyle temizlik (tagtesilû) yapıncaya kadar yaklaşmayın. Eğer hasta iseniz veya bir yolculuk üzerindeyseniz yahut içinizden biri tabii ihtiyacından (el-gâitı) gelmişse ya da kadınlarla gerçeğe dayalı derin bir ten teması kurmuşsanız (lâmestumun nisâe) ve buna rağmen temiz bir su bulamamışsanız; o halde temiz bir yeryüzü toprağına (sa‘îden tayyiben) yönelip teyemmüm edin; onunla yüzlerinizi ve ellerinizi bütünüyle meshedip arındırın. Şüphesiz Allah, hataları bütünüyle affeden (‘afuven) ve mutlak şekilde örtüp bağışlayandır (gafûren).” |
| 44. | “Kendilerine o ilahi kitaptan (minel kitâbi) dikey anlamda zengin bir pay verilen o hocacı/statükocu yapıları görmüyor musun? Onlar o pürüzsüz hidayeti bırakıp bizzat sapkınlığı (ed-dalâlete) satın alıyorlar ve sizin de o fıtri, dosdoğru adalet yolundan (es-sebîl) bütünüyle sapıp savrulmanızı istiyorlar.” |
| 45. | “Allah, sizin o ilahi sistemi sabote eden düşmanlarınızı (bi a‘dâikum) en iyi bilendir. Bir koruyucu ve sarsılmaz bir dost (veliyyen) olarak Allah bütünüyle yeterlidir; mutlak bir yardımcı ve zafer bahşedici (nasîrâ) olarak da Allah bütünüyle yeterlidir.” |
| 46. | “Yahudileşenlerden öyleleri vardır ki, kelimeleri dikey anlam bağlamlarından bütünüyle kopararak yerlerinden oynatıp tahrif ederler (yuherrifûnel kelime) ve dillerini eğip bükerek, o bütünsel hukuk ve yaşam programına (fîd dîn) sinsice dil uzatıp taarruz etmek amacıyla: ‘İşittik ve isyan ettik’, ‘İşit, işitmez olası!’ ve ‘Râ’inâ’ (bizi güt, bize çobanlık et) derler. Eğer onlar bunun yerine: ‘İşittik ve itaat ettik’, ‘İşit’ ve ‘Unzurnâ’ (bizi gözet, bize bak) deselerdi, kendileri için kesinlikle çok daha hayırlı ve dosdoğru (aqveme) olurdu. Fakat Allah, o sahaya inip karartma ve baltalama eylemlerini bizzat gerçekleştiren piyon zihniyetleri (bi kufrihim) yüzünden onları bütünüyle dışlamış, rahmetinden mahrum etmiştir (leanehumullâhu). Bu yüzden, pek azı hariç onlar asla iman etmezler.” |
| 47. | “Ey kendilerine kitap verilenler! Biz, birtakım yüzleri bütünüyle silip dümdüz ederek arkalarına çevirmeden ya da o Büyük Cumartesi Yasasını sabote eden odakları (eshâbes sebt) rahmetimizden mahrum ettiğimiz gibi onları da mahrum bırakmadan önce, yanınızda bulunan hakikatleri bütünüyle doğrulayıp tasdik edici olarak parça parça indirdiğimiz bu kitaba bütünüyle iman edin! Allah’ın emri/hükmü her zaman mutlak surette yerine getirilendir (mef‘ûlâ).” |
| 48. | “Şüphesiz Allah, Kendisine ortak koşulmasını, mutlak otoritesine başka ortaklar/hocalar/yasalar eş tutulmasını (en yuşreke bihî) kesinlikle bağışlamaz. Bunun dışında kalan günahları ise, fıtri kurallara uyup dileyen/layık olan kimse (li men yeşâ’) için bütünüyle örter, bağışlayan. Kim Allah’a ortak koşarsa, şüphesiz o, muazzam büyüklükte bir günah uydurarak (ifterâ ismen ‘azîmâ) iftira atmış olur.” |
| 49. | “Kendilerini kibirle temize çıkarıp duran o statükocu yapıları, o hocacı kitleleri (yuzekkûne enfusehum) görmüyor musun? Hayır! Yalnızca Allah, fıtri kurallara uyup dileyen/layık olan kimseyi (men yeşâu) bütünüyle arındırıp temize çıkarır. Ve onlara bir hurma çekirdeğinin lifi kadar (fetîlâ) bile asla haksızlık ve zorbalık yapılmaz.” |
| 50. | “Bir bak, Allah’a karşı nasıl da fıtrata aykırı yalanlar uydurup iftira atıyorlar (yefterûne)! Bu, kendi başına apaçık, saptırıcı ve her şeyi altüst eden büyük bir cürüm, büyük bir günah (ismen mubînâ) olarak onlara bütünüyle yeter!” |
| 51. | “Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Onlar cibt’e ve fıtri sınırları aşan azgın zorba otoritelere (et-tâgûti) inanıyorlar. Ve o sahaya inip adaleti baltalayan piyon zihniyetler (lillezîne keferû) için, ‘Bunlar, iman edenlere kıyasla yol bakımından daha doğru bir hidayet üzerindedirler’ diyorlar.” |
| 52. | “İşte onlar, Allah’ın kendilerini rahmet bağından mahrum bırakarak dışladığı (le‘anehumu) kimselerdir. Allah kimi lanetleyip dışlarsa, artık onun için hiçbir hakiki yardımcı (nasîrâ) bulamazsın.” |
| 53. | “Yoksa o mülkten, mutlak egemenlik ve hükümranlıktan (el-mulki) kendilerine ait bir pay mı var? Eğer öyle olsaydı, insanlara çekirdeğin sırtındaki o küçücük bir oyuk kadar bile en ufak bir şey (naqîrâ) vermezlerdi.” |
| 54. | “Yoksa onlar, Allah’ın kendi bol lütuf ve ihsanından (min fadlihî) insanlara verdiği nimetler yüzünden onlara karşı derin bir haset mi besliyorlar (yahsudûne)? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de o ilahi kitabı (el-kitâbe), o derin eşyanın hakikatini kavrama yetisini (el-hikmete) vermiş ve onlara muazzam bir hükümranlık (mulken ‘azîmâ) bahşetmiştik.” |
| 55. | “Böylece o geçmiş topluluklardan kimi ona (o vahye ve kitaba) yürekten inandı, iman etti; kimi de ondan bütünüyle yüz çevirip insanları o sistemden engelledi (sadde). O kavurucu ve çılgın alevli ateş olarak cehennem (bi cehenneme sa‘îrâ) onlara bütünüyle yeter!” |
| 56. | “Şüphesiz o sahaya inip ayetlerimizi (bi âyâtinâ) bütünüyle karartarak adaleti baltalayan o piyon zihniyetleri (innellezîne keferû) yakında çok dehşet bir ateşe yaslayacağız. Derileri her yanıp kavrulduğunda, o azabı sürekli ve canlı canlı tatsınlar diye onları başka derilerle yenileyeceğiz. Şüphesiz Allah, mutlak üstün ve mağlup edilemez güç sahibidir, her hükmünde tam isabet edip her şeyi yerli yerine koyandır (hakîmâ).” |
| 57. | “İman edip o imana yaraşır, bozulan düzeni ıslah edici adil eylemler (es-sâlihâti) üretenleri ise, altlarından nehirler akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere yerleştireceğiz. Orada onlar için her türlü kirden arındırılmış tertemiz eşler (ezvâcun mutahharatun) vardır ve onları bütünüyle kuşatan, kesintisiz ve koyu bir gölgeliğe dahil edeceğiz.” |
| 58. | “Şüphesiz Allah, size emanetleri (el-emânâti) mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman bütünüyle adaletle (bil-‘adli) hükmetmenizi emreder. Şüphesiz Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, her şeyi bütünüyle görendir.” |
| 59. | “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, o ilim ve vahy-i meşhudu bizzat uygulayıp dağıtan elçiye (er-resûle) itaat edin ve sizden olan yetki, yönetim ve sorumluluk sahiplerine de. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve ahiret gününe bütünüyle inanıyorsanız, onun çözümünü ve hakikatini Allah’a ve elçiye (er-resûli) arz edip döndürün. Bu, fıtri hayat programınız için daha hayırlı ve sonuç bakımından en güzel olanıdır.” |
| 60. | “Sana indirilene ve senden önce indirilenlere bütünüyle inandıklarını iddia edenleri görmedin mi? Kendilerine o azgın, fıtratı saptıran ve sınırı aşan otoriteyi (it-tâgûti) bizzat reddetmeleri, onun karartma ve baltalama eylemini boşa çıkarmaları (en yekfurû) emredildiği halde, hala onun önünde muhakeme olunmak, onun adalet sistemine sığınmak istiyorlar. Oysa şeytan, onları dönüşü olmayan derin bir sapkınlığın içine bütünüyle sürüklemek ister.” |
| 61. | “Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine ve o ilim ve vahyi bizzat uygulayıp dağıtan elçiye (iler-resûli) gelin!’ denildiği zaman, o kalpleri ikiyüzlü, fıtratı bozuk tiplerin (el-munâfiqîne) senden hararetle ve tamamen uzaklaştıklarını, sistemi sabote etmek için set çektiklerini görürsün.” |
| 62. | “Peki, kendi elleriyle yapıp öne sürdükleri işler yüzünden başlarına fıtri bir bela ve musibet geldiğinde durumları nasıl olacak? Sonra da sana gelip: ‘Biz sadece iyilik etmek ve arayı bulup bütünüyle uzlaştırmaktan (tevfîqâ) başka bir şey istemedik’ diye Allah adına yemin ederler.” |
| 63. | “İşte onlar, Allah’ın kalplerindekini bütünüyle bildiği kimselerdir. Sen onlara aldırma, fıtri gerçekleri hatırlatarak kendilerine öğüt ver ve onlara iç dünyalarında derin iz bırakacak, ruhlarına işleyecek tesirli bir söz (qavlen belîgâ) söyle.” |
| 64. | “Biz hiçbir elçiyi (resûlin), Allah’ın izni ve yasaları uyarınca kendisine mutlak manada itaat edilmesinden başka bir amaçla göndermedik. Eğer onlar, hakları gasbedip fıtratı çiğneyerek kendi nefislerine zulmettiklerinde (zalemû) sana gelip Allah’tan bağışlanma dileselerdi ve o ilim ve vahyi bizzat uygulayıp dağıtan elçi de (er-resûlu) onlar için bağışlanma dileseydi; Allah’ı, tevbeleri bütünüyle kabul eden, nur ve uyanış kanalını açan (rahîmâ) olarak bulurlardı.” |
| 65. | “Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli hususlarda seni hakem tayin edip bütünüyle senin hükmüne teslim olmadıkça, sonra da verdiğin hükme karşı içlerinde hiçbir sıkıntı ve burukluk duymaksızın tam bir entegrasyonla boyun eğmedikçe (yusellimû teslîmâ) bütünüyle iman etmiş olmazlar.” |
| 66. | “Eğer biz onlara: ‘Nefislerinizi bütünüyle feda edin, o bencil arzularınızı öldürün veya yurtlarınızdan çıkın’ diye yazıp farz kılmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç bunu asla yapmazlardı. Halbuki onlar, kendilerine verilen o fıtri öğütleri bütünüyle yerine getirselerdi, bu kendileri için elbette daha hayırlı ve karakterlerinin sarsılmadan pekişmesi (tesbîtâ) bakımından çok daha güçlü olurdu.” |
| 67. | “İşte o zaman biz de onlara kendi katımızdan, fıtri çabalarının karşılığı olarak muazzam bir ödül (ecran) verirdik.” |
| 68. | “Ve onları bütünüyle sarsıntısız, dengeli ve dosdoğru bir ana yola (sırâtan musteqîmâ) bizzat ulaştırırdık.” |
| 69. | “Kim Allah’tan gelen yasalara entegre olur ve o ilim ve vahyi bizzat uygulayıp dağıtan elçiye (er-resûle) itaat ederse; işte onlar, Allah’ın kendilerine fıtri nimetlerini sunduğu nebiler, hakikati hayatıyla doğrulayan dürüstler (es-siddîqîne), gerçeğe bizzat şahitlik eden canlı modeller (eş-şuhedâi) ve bozulan düzeni ıslah edici adil eylemler üretenlerle (es-sâlihîne) beraberdirler. Onlar ne güzel yol arkadaşıdır!” |
| 70. | “İşte bu muazzam ikram ve lütuf bütünüyle Allah’tandır. Kimin neye layık olduğunu her boyutuyla bilen (‘alîmâ) olarak Allah bütünüyle yeterlidir.” |
| 71. | “Ey iman edenler! Sabotaj ve saldırılara karşı her türlü savunma tedbirinizi (hizrakum) tam olarak alın; ardından ya küçük askeri ve stratejik birlikler (subâtin) halinde parça parça ya da topyekun bir seferberlikle bütünüyle harekete geçin.” |
| 72. | “Şüphesiz aranızda öyleleri var ki, savaşa ve fıtri mücadeleye katılmamak için işi ağırdan alır, ayak direr. Eğer başınıza fıtri bir bela, yenilgi ve musibet gelirse: ‘Allah bana bizzat lütfetti de onlarla beraber o zorluğa şahitlik eden, cephede canını ortaya koyan bir model (şehîdâ) olmadım’ der.” |
| 73. | “Eğer Allah’tan size bir zafer, ganimet ve lütuf ulaşırsa, bu defa da sizinle kendisi arasında hiçbir sevgi bağ ve dostluk yokmuş gibi hayıflanarak mutlaka şöyle der: ‘Ah, keşke ben de onlarla beraber olsaydım da o muazzam kazanç ve büyük başarıdan (fevzen ‘azîmâ) payımı alsaydım!’” |
| 74. | “Öyleyse, o en alttaki iptidai dünya hayatını bütünüyle satıp karşılığında sonraki nihai hayatı (bil-âhirah) satın alanlar Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda, adalet nizamı uğrunda savaşır da öldürülür yahut galip gelirse, biz ona fıtri çabasının karşılığı olarak muazzam bir ödül (ecran ‘azîmâ) vereceğiz.” |
| 75. | “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: ‘Rabbimiz! Bizi halkı hakları gasbeden, zorba ve acımasız (ez-zâlimi) olan bu şehirden bütünüyle çıkar; bize kendi katından fıtri bir koruyucu, sığınak ve dost (veliyyen) ver, bize kendi katından bir yardımcı gönder!’ diye yalvaran o çaresiz bırakılmış, baskı altındaki erkekler, kadınlar ve çocuklar (el-mustad‘afîne) uğrunda aktif bir mücadele verip savaşmıyorsunuz?” |
| 76. | “Bütünüyle iman edenler Allah yolunda, adalet nizamı uğrunda savaşırlar; piyonlaşarak baltalama ve karartma eylemini gerçekleştirenler (keferû) ise o azgın, fıtratı saptıran ve sınırı aşan otoritenin (et-tâgûti) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın o fıtri koruyucu ortaklarına (evliyâe) karşı topyekun savaşın. Şüphesiz şeytanın hileli tuzağı ve mekanizması bütünüyle zayıftır.” |
| 77. | “Kendilerine: ‘Ellerinizi savaştan bütünüyle çekin, o tüm kuralları ve hudutları tek çatı altında barındıran Büyük Teslimiyet Şemsiyesini (es-salâte) aktif bir eylemle ayağa kaldırıp işletin ve fıtri arınma/büyüme payını (ez-zekâte) bütünüyle verin!’ denilenleri görmedin mi? Fakat üzerlerine o aktif mücadele ve savaş farz kılınınca, içlerinden bir fırka insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha dehşetli bir korkuyla korkmaya başladılar. Ve: ‘Rabbimiz! Üzerimize bu savaşı niçin yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar ertelesen olmaz mıydı?’ dediler. De ki: ‘O en alttaki iptidai dünya hayatının menfaati (metâ‘ud-dünya) pek azdır! Kendini koruyan ve takvaya sarılanlar için o sonraki nihai hayat (vel-âhiratu) bütünüyle daha hayırlıdır. Ve siz bir hurma çekirdeğindeki incecik bir iplikçik kadar bile hakkınız gasbedilerek zulme (tuzlemûne) uğratılmazsınız.’” |
| 78. | “Her nerede olursanız olun, bütünüyle tahkim edilmiş, sapasağlam yüksek kalelerin (burûcin muşeyyedetin) içinde bile olsanız, ölüm gelip sizi mutlaka bulacaktır. Eğer onlara fıtri bir iyilik ve güzellik ulaşsa: ‘Bu Allah katındandır’ derler. Eğer başlarına fıtri bir kötülük, darlık gelse: ‘Bu senin yüzündendir’ derler. De ki: ‘Hepsi Allah katındandır (O’nun yasaları çerçevesindedir).’ Fakat bu topluluğa ne oluyor ki, kendilerine aktarılan dikey hakikatleri ve sözleri (hadîsâ) bir türlü derinlemesine kavramaya, fıkhetmeye yanaşmıyorlar?” |
| 79. | “Sana fıtri bir iyilik, güzellik ve nimet (hasenetin) ulaşırsa bu bütünüyle Allah’ın yasaları ve lütfu sayesindedir; sana fıtri bir kötülük, darlık ve bela (seyyietin) ulaşırsa bu da bütünüyle kendi nefsinin, kendi ellerinin yapıp ettikleri yüzündendir. Biz seni bütün insanlığa o ilim ve vahy-i meşhudu bizzat uygulayıp dağıtan bir elçi (resûlen) olarak gönderdik. Buna bizzat şahitlik eden, gerçeği tasdik eden (şehîden) olarak Allah bütünüyle yeterlidir.” |
| 80. | “Kim o ilim ve vahyi bizzat uygulayıp dağıtan elçiye (er-resûle) itaat edip entegre olursa, şüphesiz Allah’a itaat etmiş olur. Kim de arkasını döner, sistemden yüz çevirirse (tevel-lâ), biz seni onların üzerine fıtri haklarını kısıtlayan bir bekçi ve koruyucu (hafîzan) olarak göndermedik.” |
| 81. | “Senin huzurunda: ‘(Sisteme entegre olmak ve) İtaat etmek (tâ‘atun) bizim fıtri borcumuzdur’ derler. Fakat senin yanından ayrılıp dışarı çıktıklarında, içlerinden bir fırka, senin söylediğinin bütünüyle aksini geceleri sinsice planlar, komplo kurar (beyyete). Halbuki Allah, onların geceleyin kurdukları o gizli planları bizzat kaydediyor. Sen onlara aldırma, bütünüyle Allah’a dayanıp güven (vetevekkel). Fıtri vekil, dayanak ve sığınak (vekîlen) olarak Allah bütünüyle yeterlidir.” |
| 82. | “Onlar hala bu Kur’an’ı, o dikey ve yatay anlam örgüsünü derinlemesine (yetedebberûne) tefekkür etmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkasının katından gelmiş olsaydı, şüphesiz onun içinde birbirini tutmayan pek çok çelişki, tutarsızlık ve dikey anlam kırılması (ihtilâfen kesîran) bulurlardı.” |
| 83. | “Onlara güvene veya korkuya (stratejik askeri istihbarata) dair bir haber ulaştığında, onu (aslını araştırmadan basiretsizce) hemen yayıp ifşa ederler (ezâ‘û). Halbuki onlar o haberi, o ilim ve vahyi bizzat uygulayıp dağıtan elçiye (iler-resûli) ve aralarındaki o yetki/sorumluluk sahiplerine (ulil-emri) arz edip döndürselerdi, içlerinden o haberin arka planını, dikey gerçeğini çıkarıp analiz edebilecek olanlar (yestenbitûnehu) meseleyi çok iyi bilirlerdi. Eğer üzerinizde Allah’ın muazzam ikramı ve nur/uyanış kanalı (rahmetuhû) olmasaydı, pek azınız hariç hepiniz bütünüyle şeytanın peşine düşüp gitmiştiniz.” |
| 84. | “Öyleyse sen tek başına da olsan Allah yolunda, adalet nizamı uğrunda savaş; sen ancak kendi nefsinden sorumlusun. Müminleri de bu mücadele için bütünüyle coşturup harekete geçir (harridi). Umulur ki Allah, o piyonlaşarak baltalama ve karartma eylemini gerçekleştirenlerin (keferû) askeri ve stratejik gücünü bütünüyle kırıp engeller. Zira Allah, kudret ve darbe vurma bakımından çok daha şiddetli, cezalandırma ve ibretlik kılma (tenkîlen) yönünden çok daha çetindir.” |
| 85. | “Kim (adaleti ayağa kaldırmak için) güzel ve fıtri bir işe bizzat aracılık, rehberlik ve şahitlik ederse (yeşfa‘), onun o işin fıtri ödülünden muazzam bir payı olur. Kim de (sistemi sabote etmek için) kötü, fıtrata aykırı bir işe aracılık ve piyonluk ederse, onun da o kötülükten payına düşen dehşetli bir günah ve ceza yükü (kiflun) olur. Allah, her şeyi gözeten, her varlığın fıtri rızkını ve karşılığını bütünüyle dağıtandır (muqîtâ).” |
| 86. | “Bir fıtri sevgi, barış ve esenlik dileğiyle (bitehiyyetin) selamlandığınız zaman, siz ondan daha güzeliyle karşılık verin veya aynısıyla iade edin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını bütünüyle, en ince detayına kadar görendir (hasîbâ).” |
| 87. | “Allah ki, O’ndan başka hiçbir ilah (mutlak otorite) yoktur. Gerçekleşmesinde hiçbir şüphe olmayan o ayağa kalkış ve hesap gününde (ilâ yevmil-qiyâmeti) sizi mutlaka bir araya bütünüyle toplayacaktır. Söz ve dikey hakikat (hadîsen) bakımından Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?” |
| 88. | “Size ne oluyor ki, o kalpleri ikiyüzlü, fıtratı bozuk tipler (el-munâfiqîne) hakkında ikiye bölündünüz? Halbuki Allah, kendi elleriyle kazandıkları o kirli eylemler ve piyonluklar yüzünden onları bütünüyle tersyüz etmiş, aşağılık fıtratlarına geri döndürmüştür (erkesehum). Allah’ın, fıtri yasaları gereği saptırdığını siz mi doğru yola ulaştırmak istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, artık sen onun için kurtuluşa çıkan hiçbir fıtri yol (sebîlen) bulamazsın.” |
| 89. | “Onlar, kendileri nasıl piyonlaşıp baltalama eylemini gerçekleştirdilerse (keferû), sizin de tam şu an canlı canlı adaleti sabote etmenizi (tekfurûne) ve böylece kendileriyle bütünüyle eşit hale gelmenizi hararetle istediler. O halde, onlar Allah yolunda, adalet nizamı uğrunda yurtlarını terk edip hicret etmedikçe (fıtri bir eylem ortaya koymadıkça) onlardan hiçbirini fıtri koruyucu ortak ve dost (evliyâe) edinmeyin. Eğer yine de yüz çevirir, arkalarını dönerlerse (tevellev), onları bulduğunuz yerde bütünüyle yakalayın ve etkisiz hale getirin (vaqtulûhum). Onlardan hiçbirini fıtri bir sığınak/dost (veliyyen) ve hiçbir yardımcı edinmeyin.” |
| 90. | “Ancak aranızda sarsılmaz bir antlaşma ve bağ (mîsâqun) bulunan bir topluluğa sığınanlar yahut sizinle veya kendi kavimleriyle savaşmaktan göğüsleri daralmış, bütünüyle bunalmış olarak size gelenler müstesnadır. Eğer Allah dileseydi, onları sizin üzerinize mutlak bir güçle musallat ederdi de sizinle bütünüyle savaşırlardı. Eğer onlar sizden tamamen uzak durur, sizinle savaşmaz ve size tam bir teslimiyet ve barış (es-seleme) teklif ederlerse, artık Allah size onların aleyhine yürüyeceğiniz hiçbir askeri/hukuki yol (sebîlen) bırakmamıştır.” |
| 91. | “Hem sizden hem de kendi kavimlerinden yana bütünüyle güvende olmayı isteyen başkalarını da bulacaksınız. Ne zaman o fıtri düzeni bozacak kaos ve imtihan alanına (ilel-fitneti) bizzat döndürülseler, onun içine tamamen batıp tersyüz edilirler (urkisû). Eğer onlar sizden tamamen uzak durmaz, size tam bir teslimiyet ve barış (es-seleme) teklif etmez ve ellerini savaştan bütünüyle çekmezlerse; onları nerede kıstırırsanız bütünüyle yakalayın ve etkisiz hale getirin (vaqtulûhum). İşte onlar, aleyhlerine hareket etmeniz için size apaçık ve mutlak bir hukuki/askeri yetki (sultânen) verdiğimiz kimselerdir.” |
| 92. | “Hataen olması müstesna, bütünüyle iman etmiş bir öznenin, başka bir mümini etkisiz hale getirip öldürmesi (en yaqtule) asla mümkün ve caiz değildir. Kim bir mümini hataen öldürürse, mümin bir köleyi, boyunduruk altındaki bir nefsi bütünüyle özgürlüğüne kavuşturması (fetehrîru raqabetin) ve ölenin ailesine teslim edilen bir diyet ödemesi gerekir; meğerki ailesi bunu bütünüyle bağışlamış olsun. Eğer ölen kişi mümin olduğu halde size düşman bir kavimden ise, o zaman sadece mümin bir köleyi bütünüyle özgürlüğüne kavuşturmak gerekir. Şayet o, aranızda sarsılmaz bir antlaşma ve bağ (mîsâqun) bulunan bir kavimden ise, ailesine teslim edilecek bir diyet ve mümin bir köleyi bütünüyle özgürlüğüne kavuşturmak gerekir. Kim de bunları bulamazsa, Allah tarafından tevbesinin kabulü için peş peşe iki ay bütünüyle irade eğitimi ve oruç (fesiyâmu) tutmalıdır. Allah, her şeyi her boyutuyla bilen (‘alîmen), her hükmü fıtri bir hikmete dayanan (hakîmâ) olandır.” |
| 93. | “Kim bir mümini, dikey sistemdeki bir özneyi bizzat kasten ve taammüden öldürürse (yaqtul), onun cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona bütünüyle gazap etmiş, onu fıtri nur ve uyanış kanalından bütünüyle dışlayıp lanetlemiş (vele‘anehû) ve onun için muazzam bir azap hazırlamıştır.” |
| 94. | “Ey iman edenler! Allah yolunda, adalet nizamı uğrunda sefere çıktığınız zaman, hakikati bütünüyle araştırıp netleştirin (fetebeyyenû). Size tam bir teslimiyet ve barış (es-selâme) mesajı veren kimseye, o en alttaki iptidai dünya hayatının geçici menfaatini (aradal-hayâtid-dünya) bencilce arzulamak adına: ‘Sen mümin değilsin!’ demeyin. Unutmayın ki Allah katında bütünüyle tükenmez, kalıcı pek çok ganimetler ve fıtri kazançlar vardır. Siz de daha önce onlar gibi (en dipte) idiniz de Allah size muazzam bir lütufta bulundu; o halde hakikati bütünüyle araştırıp netleştirin. Şüphesiz Allah, yaptığınız her eylemin dikey arka planından bütünüyle haberdardır (habîrâ).” |
| 95. | “Müminlerden geçerli bir mazereti ve fıtri bir engeli olmaksızın (gayru ulîd-darari) evlerinde çakılıp oturanlar (el-qâ‘idûne) ile ellerindeki her türlü imkan/rızık (bi-emvâlihim) ve canlarıyla Allah yolunda, adalet nizamı uğrunda bütünüyle cehd edip savaşanlar (el-mucâhidûne) asla bir ve eşit olmazlar. Allah, imkanlarıyla ve canlarıyla o mücadeleyi bizzat canlandıranları, evlerinde çakılıp oturanlara mertebe ve dikey derece bakımından üstün kılmıştır. Gerçi Allah, fıtratını koruyan her özneye o en güzel geleceği (el-husnâ) vaat etmiştir; fakat Allah, o aktif mücadeleyi yürütenleri, oturanlara karşı muazzam bir ödülle (ecran ‘azîmâ) bütünüyle üstün kılmıştır.” |
| 96. | “Bu üstünlük, bizzat O’nun katından verilen dikey dereceler, fıtri arınma/korunma (magfiraten) ve nur/uyanış kanalıdır (rahmeten). Allah, bütünüyle arındıran, fıtri sistemdeki tıkanıklıkları gideren (gafûran), nur ve uyanış kanalını kesintisiz açandır (rahîmâ).” |
| 97. | “Hakları gasbedip fıtratı çiğneyerek kendi nefislerine bütünüyle zulmeder (zâlimî enfusihim) bir haldeyken, o kozmic memurların ve meleklerin (el-melâiketu) canlarını bizzat aldığı kimselere melekler şöyle der: ‘Siz ne iş üstündeydiniz, hangi sistemin içindeydiniz?’ Onlar: ‘Biz yeryüzünde çaresiz bırakılmış, baskı altında ezilen zayıflardık (mustad‘afîne)’ derler. Melekler de: ‘Allah’ın arzı bütünüyle geniş değil miydi ki oradan hicret edip (fuhâcirû) o zulüm ekosisteminden bütünüyle çıkasınız?’ derler. İşte onların sığınağı ve varacağı yer cehennemdir. O ne kötü bir varış yeridir!” |
| 98. | “Ancak erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan gerçekten bütünüyle çaresiz ve zayıf bırakılmış (el-mustad‘afîne) olanlar, o zulüm çemberinden çıkış için hiçbir stratejik çare (hîleten) bulamayanlar ve hicret edecek hiçbir fıtri yol (sebîlen) bulamayanlar müstesnadır.” |
| 99. | “İşte (gerçekten çaresiz bırakılan) o kimseleri, Allah’ın fıtri yasaları çerçevesinde affetmesi umulur. Allah, bütünüyle günahların kirini pasını silip temizleyen (‘afuven), fıtri sistemdeki tüm tıkanıklıkları bütünüyle giderendir (gafûrâ).” |
| 100. | “Kim Allah yolunda, adalet nizamı uğrunda o zulüm ekosistemini terk edip hicret ederse (yuhâcir); yeryüzünde piyon odakları bütünüyle çökertecek, onları öfkeden çatlatacak pek çok sığınak, stratejik alan (murâgamen kesîren) ve muazzam bir fıtri genişlik/rızık bulur. Kim Allah’a ve o ilim ve vahy-i meşhudu bizzat uygulayıp dağıtan elçisine (verasûlihî) bütünüyle kilitlenip hicret ederek evinden bizzat çıkar da, sonra yolda kendisine ölüm yetişirse, artık onun fıtri çabasının ödülü (ecruhû) bütünüyle Allah’a ait ve O’nun güvencesindedir. Allah, bütünüyle arındıran (gafûran), nur ve uyanış kanalını kesintisiz açandır (rahîmâ).” |
| 101. | “Yeryüzünde askeri ve stratejik bir sefe çıktığınız zaman (darabtum), o piyonlaşarak baltalama ve karartma eylemini gerçekleştirenlerin (keferû) size bir kaos, baskı ve suikast tuzağı kurmasından (en yeftinekum) endişe ediyorsanız; o tüm kuralları ve hudutları tek çatı altında barındıran Büyük Teslimiyet Şemsiyesini (es-salâti) kısaltmanızda/hızlandırmanızda sizin için hiçbir vebal ve fıtri günah yoktur. Şüphesiz ilahi hakikatleri ve adalet sistemini sabote etmek için ayağa kalkan, karanlığı örgütleyen o üst akıl ve aktif odak (el-kâfirîne), sizin için apaçık ve mutlak bir düşmandır.” |
| 102. | “Sen de bizzat onların (o askeri birliğin) içinde bulunup onlara o Büyük Teslimiyet Şemsiyesini (es-salâte) aktif bir eylemle ayağa kaldırıp işleteceğin zaman; içlerinden bir taife seninle beraber bizzat saf tutup ayağa kalksın ve silahlarını da yanlarına bütünüyle alsınlar. Onlar secdelerini tamamlayınca (görevini ifa edince) hemen sizin arkanıza (savunma hattına) bizzat geçsinler. Sonra o teslimiyet bağını ve ekosistemini tam o an canlı canlı henüz canlandırmamış olan diğer taife (lem yusallû) gelsin, seninle beraber o bağı bizzat canlandırsınlar (felyusallû) ve onlar da her türlü tedbirlerini (hızrahum) ve silahlarını bütünüyle üzerlerinde bulundursunlar. O piyonlaşarak karartma eylemini gerçekleştirenler (keferû), silahlarınızdan ve askeri mühimmatınızdan bütünüyle gafil olmanızı, bir anlık boşluğa düşmenizi isterler ki; üzerinize ani ve topyekun tek bir baskınla (meyletev-vâhıdeten) bizzat çullansınlar. Eğer yağmur yüzünden size bir eziyet ve darlık dokunursa yahut bütünüyle hasta iseniz, silahlarınızı bırakmanızda sizin için bir günah yoktur; ancak her şeye rağmen savunma tedbirinizi (hızrakum) bütünüyle elinizde tutun. Şüphesiz Allah, ilahi adalet sistemini sabote etmek için ayağa kalkan o aktif odaklara (lil-kâfirîne) bütünüyle aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.” |
| 103. | “O Büyük Teslimiyet Şemsiyesinin (es-salâte) kurallarını yerine getirip tamamladığınızda; ayaktayken, otururken ve yanlarınız üzere yatarken de daima Allah’ı zikredin. Güvene ve sükunete kavuştuğunuzda ise o teslimiyet bağını ve ekosistemini (es-salâte) tam bir kararlılıkla ayağa kaldırıp işletin. Çünkü o Büyük Teslimiyet Şemsiyesi (es-salâte), inananlar (el-mû’minîne) üzerine vakti belirlenmiş mutlak bir yükümlülük (kitâben mevqûtâ) kılınmıştır.” |
| 104. | “O hakkı baltalayan topluluğun (el-qavmi) peşini bırakıp gevşemeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da sizin acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Üstelik siz Allah’tan, onların asla umamayacağı şeyleri (nur ve rahmeti) umuyorsunuz. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir (‘alîmen), her hükmü mutlak isabetli olandır (hakîmâ).” |
| 105. | “Şüphesiz Biz bu kitabı (el-kitâbe), insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hükmedesin diye mutlak gerçeğin ta kendisi olarak (bil-haqqi) indirdik. Sakın o hainlerin ve emanete hıyanet edenlerin (lil-hâinîne) savunucusu ve tarafı (hasîmâ) olma!” |
| 106. | “Ve Allah’tan bağışlanma dile (vestegfirillâhe). Şüphesiz Allah, bütünüyle örten ve temizleyendir (gafûran), sonsuz nur ve şefkat kaynağıdır (rahîmâ).” |
| 107. | “Kendi kendilerine hainlik edip (yahtânûne) nefislerine zulmedenleri savunmak için mücadeleye girişme! Şüphesiz Allah, ihaneti yerleşik karakter haline getirmiş (havvânen) ve günaha batmış olanları asla sevmez.” |
| 108. | “İnsanlardan gizlemeye çalışıyorlar da, O’nun razı olmadığı sözleri geceleri sinsice kurgulayıp tuzak kurarlarken (yubeyyitûne) kendileriyle beraber olan Allah’tan gizlenemiyorlar. Allah, onların bizzat yaptıkları her şeyi çepeçevre kuşatandır (muhîtâ).” |
| 109. | “İşte sizler (hâ-entum hâulâi), dünya hayatında onları savundunuz. Peki, o büyük diriliş gününde (yevmel-qiyâmeti) onları Allah’a karşı kim savunacak? Ya da onların haklarını korumayı bütünüyle üstlenecek bir vekil (vekîlâ) kim olacak?” |
| 110. | “Kim bir kötülük işler (ya‘mel sû’en) veya kendi fıtratına, nefsine zorbalık edip zulmeder de (yazlim nefsehû) sonra Allah’tan bağışlanma dilerse; Allah’ı bütünüyle örten, temizleyen (gafûran) ve sonsuz nur ve şefkat kaynağı (rahîmâ) olarak bulur.” |
| 111. | “Kim bir günah ve sorumluluk (ismen) kazanırsa, onu ancak kendi nefsinin aleyhine kazanmış olur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir (‘alîmen), her hükmü mutlak isabetli olandır (hakîmâ).” |
| 112. | “Kim bir hata (hatî’eten) ya da kasıtlı bir günah kazanır da sonra onu suçsuz birinin üzerine atarsa, şüphesiz o, büyük bir iftirayı (buhtânen) ve apaçık bir günahı bütünüyle yüklenmiştir.” |
| 113. | “Eğer Allah’ın senin üzerindeki o mutlak lütfu (fadlullâhi) ve sonsuz şefkati (rahmetuhû) olmasaydı, onlardan bir grup seni bütünüyle saptırmaya (en yudillûke) yeltenmişti. Oysa onlar sadece kendi nefislerini saptırırlar ve sana hiçbir şeyle asla zarar veremezler. Allah sana kitabı (el-kitâbe) ve o sarsılmaz hüküm/hikmeti indirmiş, sana daha önce hiç bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın senin üzerindeki lütfu çok büyüktür.” |
| 114. | “Onların gizli fısıldaşmalarının (necvâhum) çoğunda hiçbir hayır yoktur; ancak bir sadakayı, fıtrata uygun bir iyiliği (ma‘rûfin) ya da insanlar arasını düzeltmeyi/barıştırmayı teşvik edenler müstesna. Kim bunu Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla yaparsa, Biz ona yakında çok büyük bir ödül (ecran ‘azîmâ) vereceğiz.” |
| 115. | “Kendisi için doğru yol ve rehberlik (el-hudâ) apaçık ortaya çıktıktan sonra, o uygulayıcı elçiye (er-rasûle) karşı gelir ve inananların yolundan (sebîlil-mû’minîne) başka bir yolun peşine düşerse; onu yöneldiği o sapkınlıkta bırakır ve bizzat cehenneme (cehennem) yaslarız. Ne kötü bir varış yeridir orası!” |
| 116. | “Şüphesiz Allah, Kendisine ortak koşulmasını (en yuşreke) bütünüyle örten bir bağışlamayla temizlemez; bunun dışındakileri ise dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa (veyuşrik billâhi), şüphesiz o, fıtrattan koparak derin ve dönüşü zor bir sapıklığa (dalâlen ba‘îdâ) bütünüyle gömülmüştür.” |
| 117. | “Onlar, O’nun astlarından fıtri hiçbir gücü olmayan cansız varlıklara ve dişil isimli putlara (inâsen) yalvarıp yakarıyorlar. Aslında onlar, yalnızca her türlü hayırla bağı kopmuş, fıtrata isyanı meslek edinmiş azgın bir şeytana (şeytânen merîdâ) yalvarmaktadırlar.” |
| 118. | “Allah o şeytanı lanetlemiştir (le‘anehullâh). O da şöyle demiştir: ‘Andolsun ki Senin o kullarından kendime ait, fıtrattan koparılmış belirli bir pay (nasîben mefrûdâ) edineceğim.’” |
| 119. | “Onları mutlaka saptıracağım (vele-udillennehum), onları fıtrattan koparan boş kuruntularla bütünüyle oyalayacağım (vele-umenniyennehum). Onlara mutlaka emredeceğim de hayvanların kulaklarını bütünüyle yaracaklar; yine onlara mutlaka emredeceğim de Allah’ın yarattığı o saf fıtratı ve nizamı (halqallâh) tamamen bozup değiştirecekler. Kim Allah’ı bırakıp da o şeytanı fıtri bir koruyucu ve otorite (veliyyen) edinirse, şüphesiz o, apaçık ve dönüşü olmayan bir hüsrana bütünüyle gömülmüştür.” |
| 120. | “O şeytan onlara sürekli vaatlerde bulunur ve içlerini boş kuruntularla, sahte fantezilerle doldurur (veyumennîhim). Oysa şeytanın onlara vaat ettiği her şey, aldatıcı ve içi boş bir seraptan (gurûrâ) başka bir şey değildir.” |
| 121. | “İşte onların varacağı nihai sığınak ve barınak yerleri cehennemdir (cehennemu). Ve oradan kaçıp kurtulacak, sığınacak hiçbir çıkış yolu (mahîsâ) da bütünüyle bulamazlar.” |
| 122. | “Güven ve teslimiyetle iman eden (âmenû) ve fıtrata uygun, ıslah edici salih ameller işleyenleri (ve‘amilus-sâlihâti) ise, içinden nehirler akan, içinde ebedi olarak kalacakları cennetlere bütünüyle yerleştireceğiz. Bu, Allah’ın mutlak ve gerçek vaadidir (va‘dallâhi haqqâ). Söz bakımından Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?” |
| 123. | “Bu iş ne sizin boş kuruntularınızla (bi-emâniyyikum) ne de kitap ehlinin kuruntularıyla yürür. Kim bir kötülük işlerse (men ya‘mel sû’en) onunla cezalandırılır. Üstelik o, kendisi için Allah’tan başka ne fıtri bir koruyucu (veliyyen) ne de gerçek bir yardımcı (nasîr) bütünüyle bulabilir.” |
| 124. | “Erkek olsun, kadın olsun, kim güven ve teslimiyet içinde bir mümin olarak (vehuve mû’minun) fıtrata uygun, ıslah edici salih amellerden (mines-sâlihâti) bir şeyler ortaya koyarsa; işte onlar cennete girecekler ve bir çekirdek oyuğu kadar bile haksızlığa uğratılmayacaklardır.” |
| 125. | “Tüm varlığını ve benliğini bütünüyle Allah’a teslim eden, üstelik iyiliği yerleşik karakter haline getirmiş bir muhsin olarak (vehuve muhsinun) fıtrata ve tevhide bütünüyle yönelen İbrahim’in yaşam programına (millete ibrâhîme) uyandan, kulun hissettiği o mutlak borçluluk bilinci ve hukuk düzeni (dînen) bakımından daha güzel kim olabilir? Ki Allah, İbrahim’i çok yakın bir dost (halîlâ) edinmiştir.” |
| 126. | “Göklerde ne var ve yerde ne varsa bütünüyle sadece Allah’ındır. Allah, her şeyi ilmi ve kudretiyle çepeçevre kuşatandır (muhîtâ).” |
| 127. | “Kadınlar hakkında senden fetva (yesteftûneke) istiyorlar. De ki: Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor. Ayrıca kendilerine yazılmış olan fıtri haklarını vermediğiniz, üstelik kendileriyle evlenmeyi bütünüyle arzuladığınız (ve tergabûne) yetim kadınlar, o çaresiz bırakılmış kimsesiz çocuklar (el-vildâni) ve yetimlerin haklarını adaletle (bil-qist) ayağa kaldırmanız hususunda kitapta size okunan ayetler de bunu emreder. Hayırdan her ne ortaya koyarsanız, şüphesiz Allah, onu hakkıyla bilendir (‘alîmâ).” |
| 128. | “Eğer bir kadın, kocasının fıtri bağları koparıp isyan etmesinden (nuşûzen) ya da kendisinden bütünüyle yüz çevirmesinden korkarsa, kendi aralarında barışarak bir sulh yolu bulmalarında (en yuslihâ beynehumâ sulhâ) ikisine de hiçbir günah yoktur. Barış ve sulh (es-sulhu) her zaman en hayırlı olandır. Zaten nefisler kıskançlığa ve bencilliğe meyilli kılınmıştır. Eğer siz iyiliği yerleşik karakter haline getirir (tuhsinû) ve sorumluluk bilinciyle korunursanız (tetteqû), şüphesiz Allah, bizzat yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır (habîrâ).” |
| 129. | “Ne kadar hırs gösterseniz ve bütünüyle çabalasanız da (velev harastum), kadınlar arasında adaleti tam anlamıyla uygulamaya asla güç yetiremezsiniz. Öyleyse tamamen bir tarafa meyledip (felâ temîlû kullel-meyli) diğerini ortada bırakılmış, askıda kalmış gibi (kel-mu‘allaqati) terk etmeyin! Eğer arayı düzeltir (tuslihû) ve sorumluluk bilinciyle korunursanız, şüphesiz Allah, bütünüyle örten ve temizleyendir (gafûran), sonsuz nur ve şefkat kaynağıdır (rahîmâ).” |
| 130. | “Eğer iki taraf da birbirinden bütünüyle ayrılacak olursa (ve in yeteferraqâ), Allah sonsuz genişliği ve lütfuyla (min se‘atihî) her birini zenginleştirir, kimseye muhtaç etmez. Allah, lütfu her şeyi kuşatan sarsılmaz genişlik sahibidir (vâsi‘an), her hükmü mutlak isabetli olandır (hakîmâ).” |
| 131. | “Göklerde ve yerde ne varsa bütünüyle Allah’ındır. Andolsun ki biz, sizden önce kendilerine kitap verilenlere de size de Allah’a karşı qorunup sorumluluk bilinci taşımanızı (enittequllâhe) vasiyet ettik. Eğer o adaleti sabote etme, gerçeğin üzerini örtme eylemini şu an aktif olarak icra ederseniz (tekfurû), bilin ki göklerde ve yerde ne varsa bütünüyle Allah’ındır. Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan mutlak zengindir (ganiyyen), her türlü övgüye layık olandır (hamîdâ).” |
| 132. | “Göklerde ve yerde ne varsa bütünüyle Allah’ındır. Güvenilip dayanılacak, işlerin bütünüyle teslim edileceği bir vekil olarak Allah yeter (vekîlâ).” |
| 133. | “Ey insanlar! Eğer O dilerse sizi (sahneden) giderir ve yerinize başkalarını getirir. Allah, bunu yapmaya mutlak güç yetirendir (qadîrâ).” |
| 134. | “Kim dünya ödülünü/karşılığını istemekteyse, bilsin ki dünyanın da ahiretin de ödülü Allah katındadır. Allah, her şeyi hakkıyla işitendir (semî‘an), her şeyi bütünüyle görendir (basîrâ).” |
| 135. | “Ey iman edenler! Kendinizin, anne babanızın ve yakın akrabanızın aleyhine bile olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti ve hakkaniyeti bütünüyle ayakta tutanlar (qavvâmîne bil qıstı) olun. O kişi zengin (ganiyyen) de olsa fakir de olsa Allah ikisine de sizden daha yakındır. Adaletten sapmamak için nefsin arzularına (el-hevâ) uymayın. Eğer dillerinizi eğip büker ya da bütünüyle yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, bizzat aktif olarak icra ettiğiniz her şeyden hakkıyla haberdardır (habîrâ).” |
| 136. | “Ey iman edenler! Allah’a, resulüne (resûlihî), resulüne parça parça indirdiği kitaba ve daha önce toplu halde indirdiği kitaba tam bir güvenle bağlanıp iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, resullerini ve ahiret gününü inkar ederek o adaleti sabote etme, gerçeğin üzerini örtme eylemini canlı canlı icra ederse (yekfur), şüphesiz o, dönüşü olmayan derin bir sapıklığa düşmüştür.” |
| 137. | “Şüphesiz iman edip sonra o karartma ve baltalama eylemini bizzat gerçekleştiren piyon zihniyete (keferû) bürünen, sonra tekrar iman edip tekrar o piyon zihniyete (keferû) dönen, sonra da o üst aklın oyunundaki karartma ve baltalama eylemlerini (kufran) iyice artıranlar var ya; Allah onları bağışlayacak da değildir, onları hiçbir fıtri hidayet yoluna (sebîlâ) ulaştıracak da değildir.” |
| 138. | “O ikiyüzlülere (el-munâfiqîne), kendileri için fıtri hakları gasbeden zorba otoritelerin bile tadamayacağı acı verici bir azap olduğunu müjdele!” |
| 139. | “Onlar, müminleri bırakıp ilahi hakikatleri ve adalet sistemini sabote etmek için ayağa kalkan, karanlığı örgütleyen o üst akıl / aktif sabotajcı odakları (el-kâfirîne) kendilerine fıtri bağlarla bağlı koruyucu dostlar (evliyâe) ediniyorlar. Gücü, şerefi ve üstünlüğü (el-‘izzete) onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz gücün, şerefin ve üstünlüğün bütünü bütünüyle Allah’ındır.” |
| 140. | “Andolsun ki O, kitapta size şunu indirmiştir: Allah’ın ayetlerinin sabote edilip gerçeğin bizzat canlı canlı örtüldüğünü (yukferu) ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar başka bir söze dalıncaya kadar onlarla beraber oturmayın. Aksi halde şüphesiz siz de onlar gibi olursunuz. Şüphesiz Allah, o ikiyüzlülerin (el-munâfiqîne) ve ilahi hakikatleri sabote eden o aktif sabotajcı odakların (vel-kâfirîne) hepsini cehennemde bütünüyle bir araya getirecektir.” |
| 141. | “Onlar sizi sürekli gözetleyip bekleyenlerdir. Eğer size Allah’tan bir fetih (fethun) ve zafer gelirse: ‘Biz sizinle beraber değil miydik?’ derler. Eğer ilahi hakikatleri sabote eden o aktif sabotajcı odakların (lil-kâfirîne) bir payı/kazancı olursa, bu defa onlara: ‘Biz size üstünlük sağlayıp sizi müminlerden qorumadık mı?’ derler. Artık Allah, kıyamet günü aranızda mutlak hükmünü verecektir (yahkumu). Allah, ilahi hakikatleri sabote eden o üst akıl / aktif sabotajcı odaklara (lil-kâfirîne), müminlerin aleyhine asla bir fıtri üstünlük yolu (sebîlâ) vermeyecektir.” |
| 142. | “Şüphesiz o ikiyüzlüler (el-munâfiqîne) Allah’ı aldatmaya çalışıyorlar, oysa O onların aldatmasını kendi başlarına geçirendir. Onlar, tüm kuralları ve hudutları tek çatı altında barındıran o Büyük Teslimiyet Şemsiyesini (es-salâti) aktif bir eylemle canlandırmak üzere ayağa kalktıkları zaman, tembel tembel kalkarlar; insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı çok az anarlar.” |
| 143. | “Onlar (ikiyüzlüler), bu ikisi arasında bocalamaktadırlar; ne tam bunlara (müminlere) ne de tam şunlara (aktif sabotajcılara) aittirler. Allah kimi fıtri yaratılış çizgisinden saptırırsa, artık sen onun için kurtuluşa çıkan hiçbir fıtri hidayet yolu (sebîlâ) bulamazsın.” |
| 144. | “Ey iman edenler! Müminleri bırakıp ilahi hakikatleri ve adalet sistemini sabote etmek için ayağa kalkan, karanlığı örgütleyen o üst akıl / aktif sabotajcı odakları (el-kâfirîne) kendilerine fıtri bağlarla bağlı koruyucu dostlar (evliyâe) ediniyorlar. Gücü, şerefi ve üstünlüğü (el-‘izzete) onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz gücün, şerefin ve üstünlüğün bütünü bütünüyle Allah’ındır.” |
| 145. | “Şüphesiz o ikiyüzlüler (el-munâfiqîne), ateşin en aşağı tabakasındadırlar. Artık onlar için hiçbir fıtri yardımcı (nasîrâ) bulamazsın.” |
| 146. | “Ancak fıtri ayarlarına dönüp tövbe edenler (tâbû), hallerini düzelterek ıslah edenler (aslahû), Allah’a bütünüyle sarılanlar ve kulun Allah’a karşı hissettiği mutlak borçluluk bilinci ve bu bilincin hayata dayattığı bütünsel hukuk, itaat ve yaşam programını (dînehum) sadece Allah’a has kılanlar müstesnadır. İşte onlar müminlerle beraberdir. Allah, müminlere çok büyük bir ödül/karşılık verecektir.” |
| 147. | “Eğer siz fıtri rızıkların ve imkanların bölüşüm bilinciyle şükreder (şekertum) ve tam bir güvenle iman edip bağlanırsanız, Allah size niye azap etsin? Allah, şükrün karşılığını mutlak veren (şâkiran), her şeyi hakkıyla bilendir (‘alîmen).” |
| 148. | “Allah, hakları acımasızca gasbedilip zorbalığa uğrayanlar (zulime) müstesna, kötü sözün açıkça söylenmesini asla sevmez. Allah, her şeyi hakkıyla işitendir (semî‘an), her şeyi bütünüyle bilendir (‘alîmen).” |
| 149. | “Bir hayrı açıklar yahut onu gizlerseniz ya da size yapılan bir kötülüğü affedip bütünüyle bağışlarsanız, şüphesiz Allah da günahları silip bütünüyle affedendir (‘afuvven), her şeye mutlak güç yetirendir (qadîrâ).” |
| 150. | “Şüphesiz Allah’ı ve resullerini inkar ederek o adaleti sabote etme, gerçeğin üzerini örtme eylemini tam şu an canlı canlı ve aktif olarak icra edenler (yekfurûne), Allah ile resullerinin arasını ayırmak isteyenler ve: ‘Biz bir kısmına tam bir güvenle inanırız, bir kısmını ise o adaleti sabote etme eylemiyle canlı canlı reddederiz (nekfuru)’ diyerek bu ikisi arasında ortalama bir fıtri hidayet yolu (sebîlâ) edinmek isteyenler var ya;” |
| 151. | “İşte onlar, ilahi hakikatleri ve adalet sistemini sabote etmek için ayağa kalkan, karanlığı örgütleyen o gerçek ve mutlak üst akıl / aktif sabotajcı odaklardır (el-kâfirûne). Biz o aktif sabotajcı odaklar (lil-kâfirîne) için aşağılayıcı bir azap hazırladık.” |
| 152. | “Allah’a ve resullerine tam bir güvenle iman eden ve onlardan hiçbirinin arasını ayırmayanlar var ya; işte Allah onlara ödüllerini/karşılıklarını bütünüyle verecektir. Allah, günahları silip bütünüyle bağışlayandır (gafûran), rahmetin bizzat kaynağı olandır (rahîmâ).” |
| 153. | “Kitap ehli, senden kendilerine gökten toplu bir kitap indirmeni istiyorlar. Doğrusu onlar Musa’dan bundan daha büyüğünü istemiş ve: ‘Allah’taki o mutlak hakikati bize açıkça göster!’ demişlerdi de fıtri hakları gasbeden o zorba zulümleri (bi-zulmihim) yüzünden onları o sarsıcı yıldırım yakalayıvermişti. Sonra kendilerine apaçık fıtri deliller gelmesine rağmen buzağıyı (ilah) edindiler; buna rağmen biz onları bütünüyle affettik ve Musa’ya apaçık, sarsılmaz bir fıtri kanıt ve otorite (sultânen) verdik.” |
| 154. | “Söz vermeleri/misakları sebebiyle Tur dağını üzerlerine qaldırdık ve onlara: ‘O kapıdan tam bir teslimiyet içinde boyun eğerek girin!’ dedik. Yine onlara: ‘Cumartesi yasağını/hukukunu çiğneyerek sınırı aşmayın!’ dedik ve kendilerinden sapasağlam, çok ağır bir söz (mîsâqan) aldık.” |
| 155. | “Böylece, sözlerini bozmaları, Allah’ın ayetlerini inkar ederek o üst aklın oyunundaki karartma ve baltalama eylemlerine (kufrihim) sapmaları, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve ‘Kalplerimiz perdelidir/kılıflıdır’ demeleri sebebiyle (onları lanetledik). Hayır, bilakis o karartma ve baltalama eylemleri (bi-kufrihim) yüzünden Allah o kalplerin üzerini mühürlemiştir; artık onlar pek azı müstesna tam bir güvenle iman etmezler.” |
| 156. | “Yine o üst aklın oyununa gelerek sahaya indikleri o karartma ve baltalama eylemleri (bi-kufrihim) ve Meryem’in aleyhine çok büyük bir iftira (buhtânen) atmaları sebebiyle;” |
| 157. | “Ve: ‘Biz, Allah’ın resulü Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük!’ demeleri sebebiyle (onları cezalandırdık). Oysa onu ne öldürdüler ne de çarmıha gerdiler; fakat bu durum onlara öyle gösterildi. Şüphesiz onun hakkında ihtilafa düşenler, bu konuda tam bir şüphe (şekkin) içindedirler. Onların zanna uymaktan başka buna dair hiçbir sahih bilgisi (‘ilmin) yoktur. Onu kesin olarak (yaqînâ) öldüremediler.” |
| 158. | “Hayır, bilakis Allah onu kendi katına qaldırmıştır. Allah, her işinde mutlak üstün ve güçlü olandır (‘azîzen), her hükmü mutlak isabetli olandır (hakîmâ).” |
| 159. | “Kitap ehlinden hiç kimse yoktur ki, ölümünden önce ona (İsa’ya) tam bir güvenle iman edecek olmasın. Kıyamet günü (el-qıyâmeti) ise o, onların aleyhine mutlak bir şahit olacaktır.” |
| 160. | “Böylece, o yahudileşenlerin fıtri hakları gasbeden o zorba zulümleri (bi-zulmin) ve insanları Allah’ın fıtri hidayet yolundan (sebîlillâhi) çokça alıkoyup engellemeleri sebebiyle, daha önce kendilerine helal kılınmış temiz ve fıtri rızıkları onlara haram qıldık.” |
| 161. | “Ve kendilerine kesinlikle yasaklandığı halde faizi (er-ribâ) almaları ve insanların mallarını hiçbir hakka dayanmayan batıl yollarla yemeleri sebebiyle (bu cezayı hak ettiler). Onlardan ilahi hakikatleri sabote eden o aktif sabotajcı odaklara (lil-kâfirîne) acı verici bir azap hazırladık.” |
| 162. | “Fakat onlardan ilimde derinleşenler (er-râsihûne fîl ‘ilmi) ve o müminler, sana indirilene de senden önce indirilene de tam bir güvenle inanırlar. Onlar, tüm kuralları ve hudutları tek çatı altında barındıran o Büyük Teslimiyet Şemsiyesini bizzat aktif bir eylemle canlandırıp ayağa qaldıranlar (el-muqîmînes salâte), fıtri arınma ve bölüşüm bilincini ulaştıranlar ve Allah’a da ahiret gününe de tam bir güvenle iman edenlerdir. İşte onlara çok büyük bir ödül/karşılık vereceğiz.” |
| 163. | “Şüphesiz biz Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshaq’a, Ya‘qûb’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyûb’u, Yunus’u, Harun’u ve Süleyman’an da vahyettik. Davud’u ise Zebur (zebûrâ) ile destekledik.” |
| 164. | “Ve daha önce qıssalarını sana bizzat anlattığımız resuller gönderdik, qıssalarını sana anlatmadığımız resuller de gönderdik. Ve Allah, Musa ile doğrudan, bizzat hitap ederek konuştu (teklîmâ).” |
| 165. | “Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak resuller gönderdik ki, bu resullerden sonra insanların Allah’a karşı öne sürebilecekleri hiçbir fıtri mazeret ve delilleri (huccetun) qalmasın. Allah, her işinde mutlak üstün ve güçlü olandır (‘azîzen), her hükmü mutlak isabetli olandır (hakîmâ).” |
| 166. | “Fakat Allah, sana indirdiğini bizzat kendi ilmiyle (bi ‘ilmihî) indirdiğine şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik ederler. Şahit olarak Allah bütünüyle yeterlidir (şehîdâ).” |
| 167. | “Şüphesiz ilahi hakikatleri sabote etmek için sahaya inen, o karartma ve baltalama eylemini bizzat gerçekleştiren o piyon zihniyetler (ellezîne keferû) ve insanları Allah’ın fıtri hidayet yolundan (sebîlillâhi) alıkoyanlar, dönüşü olmayan derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.” |
| 168. | “Şüphesiz o karartma ve baltalama eylemini bizzat gerçekleştiren piyon zihniyetler (ellezîne keferû) ve hakları acımasızca gasbeden o zorba zalimler (ve zalemû) var ya; Allah onları bağışlayacak da değildir, onları hiçbir fıtri kurtuluş yoluna (tarîqâ) ulaştıracak da değildir.” |
| 169. | “Onlar sadece, içinde ebedi qalarak bütünüyle yerleşecekleri cehennem yoluna (tarîqa cehenneme) sürüklenirler. Bu ise Allah’a göre çok kolaydır.” |
| 170. | “Ey insanlar! Resul (er-resûlu), Rabbinizden size o mutlak hakikatle gelmiştir; şu halde kendi hayrınıza olarak ona tam bir güvenle iman edin. Eğer o adaleti sabote etme, gerçeğin üzerini örtme eylemini şu an aktif olarak icra ederseniz (tekfurû), bilin ki göklerde ve yerde ne varsa bütünüyle Allah’ındır. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir (‘alîmen), her hükmü mutlak isabetli olandır (hakîmâ).” |
| 171. | “Ey kitap ehli! Kulun Allah’a karşı hissettiği mutlak borçluluk bilinci ve bu bilincin hayata dayattığı bütünsel hukuk, itaat ve yaşam programınızda (fî dînikum) sınırları aşarak aşırılığa kaçmayın. Allah hakkında mutlak hakikatten (illel haqqi) başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah’ın bir resulü (resûlullâhi), Meryem’e ulaştırdığı bir kelimesi ve O’ndan bir ruhtur. Şu halde Allah’a ve resullerine tam bir güvenle iman edin, ‘(Tanrı) üçtür’ demeyin. Kendi hayrınıza olarak buna son verin. Allah, ancak tek bir ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan bütünüyle münezzehtir (subhânehu). Göklerde ve yerde ne varsa bütünüyle O’nundur. Güvenilip dayanılacak, işlerin bütünüyle teslim edileceği bir vekil (vekîlâ) olarak Allah yeter.” |
| 172. | “Mesih de Allah’a bir kul (‘abden) olmaktan asla çekinmez, O’na en yakın melekler (el-melâiketul muqarrabûne) de çekinmez. Kim O’na kulluk/entegrasyon göstermekten çekinir ve büyüklük taslayarak qabına sığmazsa (ve yestekbir), bilsin ki O, onların hepsini yakında kendi huzurunda bütünüyle bir araya getirecektir.” |
| 173. | “Tam bir güvenle iman edip fıtrata ve adalet sistemine tam uyumlu ıslah edici ameller (es-sâlihâti) işleyenlere gelince; Allah onlara ödüllerini/karşılıklarını bütünüyle ödeyecek ve onlara kendi lütfundan daha fazlasını da verecektir. Kulluktan çekinip büyüklük taslayanları ise acı verici bir azapla cezalandıracaktır. Onlar kendileri için Allah’tan başka ne fıtri bağlarla bağlı bir koruyucu dost (veliyyen) ne de bir yardımcı (nasîrâ) bulabilirler.” |
| 174 | “Ey insanlar! Şüphesiz Rabbinizden size apaçık, sarsılmaz bir fıtri kanıt (burhânun) gelmiştir ve size (önünüzü bütünüyle aydınlatacak) apaçık bir nur (nûran mubînâ) indirdik.” |
| 175 | “Allah’a tam bir güvenle iman edip O’na sımsıkı sarılanlara gelince; Allah onları bütünüyle kendi katından bir rahmetin (rahmetin) ve lütfun içine yerleştirecek ve onları Kendisine ulaştıran dosdoğru, fıtri bir ana yola (sırâtan musteqîmâ) yönlendirip ulaştıracaktır.” |
| 176. | “Senden fetva istiyorlar. De ki: ‘Babası ve çocuğu olmayan kişinin (el-kelâlehti) mirası hakkındaki hükmü size Allah bildiriyor: Eğer çocuğu olmayan bir kişi ölür de bir kız kardeşi qalırsa, bıraktığı mirasın yarısı onundur. Eğer kız kardeşin çocuğu yoksa, erkek kardeş de ona bütünüyle mirasçı olur. Eğer iki kız kardeş qalmışsa, bıraktığı mirasın üçte ikisi onlarındır. Eğer mirasçılar erkekli qadınlı kardeşler ise, erkek için iki qadın payı qadar vardır.’ Sapıtıp fıtri çizgiden çıkmamanız için Allah size (hukuku) apaçık açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir (‘alîm).” |
