Kategori: Kelime sözlük

  • YEVM

    YEVM (يَوْمِ) — Evre, Dönem, Ortaya Çıkış Hüviyeti

    • Dikey Eksendeki Hakikati: Geleneksel sığlığın sadece “24 saatlik gün” zannettiği bu kelime; dikey eksende bir hükmün, bir hakikatin veya bir sürecin tamamen görünür olduğu, perdenin kalktığı ve neticelendiği özel kozmik evreyi, dönemi ifade
  • ED-DÎN

    ED-DÎN (الدِّينِ) — Sistem, Yasa, Karşılık

    • Dikey Eksendeki Hakikati: Kul ile Yaratıcı arasındaki borçluluk bağını, fıtrata konulan kozmik ve hukuki yasaların bütününü, amellerin asla kaybolmadan tam bir mizanla karşılık bulacağı ilahi sistemin ve anayasanın genel adıdır. Zamandan bağımsız, sürekli yürürlükte olan mutlak yasadır.
  • ED-DÂLLÎN

    ED-DÂLLÎN (الضَّالِّينَ)

    • Dikey Eksendeki Hakikati: Pusulasını kaybetmiş, akıl ve kalp mizanını devre dışı bıraktığı için nereye gittiğini bilmeyen, cehalet ve zihinsel gürültü içinde bocalayarak ana eksenden (Sırât-ı Müsteqîm) savrulan şaşkınlardır.
  • EL-MAĞDÛB

    EL-MAĞDÛB (الْمَغْضُوبِ)

    • Dikey Eksendeki Hakikati: Hakikat bilgisine (ayete) ulaştığı, gerçeği açıkça idrak ettiği halde nefsani bencil kaygılarla bilerek sırt dönen, ilahi hudutları çiğneyerek sistemin hışmını ve kendi sonunu kendi elleriyle hazırlayan bilinçli sapkınlardır.
  • EN-Nİ`MET

    EN-Nİ`MET (اَنْعَمْتَ)

    • Dikey Eksendeki Hakikati: İnsanı beşerî sığlıktan kurtarıp ilahi bilince ulaştıran, ruhu doyuran; hidayet, vahiy, akıl ve idrak gibi insanı tekamül ettiren her türlü dikey donanım ve manevi konfordur. Maddi zenginlik daraltmasının çok üzerindedir.
  • SIRÂT-I MÜSTEQÎM

    SIRÂT-I MÜSTEQÎM (الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ)

    • Dikey Eksendeki Hakikati: Üzerinde yürüyen her yolcuyu hiçbir sapmaya, şüpheye ve bükülmeye yer bırakmaksızın doğrudan ilahi rızaya ve hakikate ulaştıran; hudutları vahyin anayasal çizgileriyle belirlenmiş, sarsılmaz, tutarlı ve dikey olan tek ana eksen, kozmik otobandır.
  • EL-HİDÂYET

    EL-HİDÂYET (اِهْدِنَا)

    • Dikey Eksendeki Hakikati: Zihinsel gürültülerden arınmış olarak, eşyanın hakikatini kavramak ve hedefe ulaştıran en kısa, en net, sapması olmayan dikey rotaya yönlendirilmek ve o rota üzerinde sabit kılınmaktır.
  • EL-İSTİ`ÂNET

    EL-İSTİ`ÂNET (نَسْتَعِينُ)

    • Dikey Eksendeki Hakikati: Sorumluluk bilinciyle üzerine düşen tüm çabayı sarf ettikten sonra, beşerî acziyet sınırında, işi nihayete erdirecek yegane güç olan Allah’tan sarsılmaz bir dayanak ve dikey destek (tevfik) talep etmektir. Çabasız bir beklenti değil, eylem halindeki kulun dikey ivme arayışıdır.
  • MÂLİK

    MÂLİK (مَالِكِ)

    • Dikey Eksendeki Hakikati: Bir şey üzerinde mutlak tasarruf yetkisine, nihai karar mekanizmasına ve engellenemez hudut koyma gücüne sahip olan tek meşru otoritedir.
  • EL-`ÂLEMÎN

    EL-`ÂLEMÎN (الْعَالَمِينَ)

    • Dikey Eksendeki Hakikati: Üzerinde ilahi bilginin, düzenin, işaretlerin ve yasaların (ayetlerin) açıkça göründüğü, kendi içinde bir bütünlük ve sistem oluşturan, akıllı veya akılsız tüm kozmik katmanlar, boyutlar ve varlık topluluklarıdır.
  • RABB

    RABB (رَبِّ)

    • Dikey Eksendeki Hakikati: Yarattığı varlığı kendi başına bırakmayan; onu fıtratına uygun olarak yoktan var eden, besleyen, büyüten, anayasal hudutlar koyarak her an dikey bir mizanla yöneten, programlayan ve tekamül ettiren yegane tasarruf ve terbiye otoritesidir.
  • ER-RAHÎM

    ER-RAHÎM (الرَّحِيمُ)

    • Dikey Eksendeki Hakikati: Rahmân tecellisiyle verilen potansiyeli, iradesini doğru yönde (hidayet üzere) kullanan bireylere özel olarak, çabalarının karşılığı şeklinde katlanarak veren, onları doğru yolda sabitleyen ve dikey olarak yükselten süreğen ilahi adalet ve destek mekanizmasıdır.
  • ER-RAHMÂN

    ER-RAHMÂN (الرَّحْمٰنُ)

    • Dikey Eksendeki Hakikati: Yaratılmış tüm varlık alemine, hiçbir ayrım gözetmeksizin, var olabilmeleri ve fıtratlarını gerçekleştirebilmeleri için ihtiyaç duydukları her türlü potansiyeli, rızkı ve kozmik donanımı peşinen, kesintisiz ve karşılıksız olarak sağlayan evrensel koruma kalkanı ve ilahi var ediciliktir.
  • EL-HAMD

    EL-HAMD (اَلْحَمْدُ)

    • Dikey Eksendeki Hakikati: Bir varlığın veya sistemin kendi fıtratına, yaratılış amacına ve kusursuz tasarımına uygun olarak tam performansla çalışması, bu muhteşem işleyişin kaynağı olan Allah’a ait mutlak kemalatın (kusursuzluğun) tescil edilmesidir. “Şükür” ve “medih” (övgü) kavramlarından dikey eksende tamamen farklıdır; sistemin kusursuz işleyiş yasasıdır.
  • LÂ (وَلَا)

    • Geleneksel Sığlık: Değil, hayır, olumsuzluk eki.
    • Dikey Eksendeki Hakikati: Kendisinden sonra gelen kavramın (Ad-Dâllîn / Sapıtanlar) varlığını, hükmünü ve sirayet etme ihtimalini, bulunulan dikey
  • ME`A (Maa) / GAYR

    ME`A (Maa) / GAYR (غَيْرِ)

    • Geleneksel Sığlık: Başka, gayri, -den başka.
    • Dikey Eksendeki Hakikati: İki farklı durum, nitelik veya yol arasında hiçbir geçirgenliğin, ortaklığın ya da sentezin mümkün olmadığını; birinin başladığı yerde diğerinin anayasal olarak tamamen bittiğini gösteren kesin ve dikey ayrım hudududur.
  • EL-`ÂLEMÎN (الْعَالَمِينَ

    EL-`ÂLEMÎN (الْعَالَمِينَ)

    • Geleneksel Sığlık: Dünyalar, evrenler, yaratıklar.
    • Dikey Eksendeki Hakikati: Üzerinde ilahi bilginin, düzenin, işaretlerin ve yasaların (ayetlerin) açıkça göründüğü, kendi içinde bir bütünlük ve sistem oluşturan, akıllı veya akılsız tüm kozmik katmanlar, boyutlar ve varlık topluluklarıdır. Bilgi ve alamet (kökdaş) taşıyan her bir mikro ve makro sistem birer `âlemdir.
  • İYYÂKE (إِيَّاكَ)

    İYYÂKE (إِيَّاكَ)

    • Geleneksel Sığlık: Sadece sana.
    • Dikey Eksendeki Hakikati: Belagat kurallarında “kasr” (sınırlama ve hasretme) ifade eden, yönelinen özneyi mutlaklaştıran ve O’nun dışındaki tüm alternatif odakları, aracıları, sahte otoriteleri ve paralel güçleri dikey eksende kesin olarak dışarıda bırakan mutlak vurgu lafzıdır.
  • Yatay Eksendeki Sapma (Beşerî Sığlık / Geleneksel Algı):

    Yatay Eksendeki Sapma (Beşerî Sığlık / Geleneksel Algı):
    Geleneksel fıkhın veya modern sekülerizmin, kendi dönemsel rahatlıklarına ya da atalar kültürüne göre bu sınırları esnetme, yamama veya dönüştürme çabasıdır. Kelimenin dikey boyutunu kopararak, Allah’ın kesin hukukî sınırlarını sembolik veya esnek kurallara indirgeyen sığ yaklaşımdır.

  • Dikey Eksendeki Hakiki Karşılığı (İlahî Hudut):

    Dikey Eksendeki Hakiki Karşılığı (İlahî Hudut):
    Kur’an’da “Hudûdullah” (Allah’ın sınırları) olarak kavramsallaştırılan, beşerî heva ve heveslerin asla müdahale edemeyeceği, zaman ve mekânla esnetilemeyen mutlak hukukî, ahlakî ve lafzî sınırlardır. İlahi iradenin insana çizdiği koruyucu kalkan ve çiğnenmesi kesinlikle yasak olan kırmızı çizgilerdir.

  • TESHIR

    TESHÎR

    Göklerde, yerde ve tabiatta var olan tüm canlı/cansız mekanizmaların ve rızık çarklarının, insanın yeryüzündeki sorumluluk imtihanını gerçekleştirebilmesi için Allah tarafından insanlığın meşru kullanımına ve hizmetine tahsis edilmesi yasasıdır.
    (Câsiye 13)

  • EZA

    EZÂ

    İnsanın iradesi dışında gelişen, hayatın fıtri akışında karşılaştığı geçici biyolojik rahatsızlıklar, ağrılar ve sıkıntılar olup; ilahi sistemde cezalandırma veya yasaklama nedeni değil, sadece kolaylaştırma ve dinlenme ruhsatı doğuran doğal durumlardır.
    (

  • SAWM (ORUÇ)

    SAWM (ORUÇ)

    Normal şartlarda helal ve serbest olan yeme, içme ve eşler arası meşru ilişki gibi eylemleri belirli bir süre kısıtlayarak iradeyi çelikleştiren, bencil nefsi körleten ve insanı kötülüklere karşı koruma altına alan o muazzam ilahi sabır kalkanıdır.
    (Bakara 183)

  • MÜKATEBE

    MÜKÂTEBE

    Esaret altındaki bir bireyin hürriyetini kazanmak amacıyla yaptığı hukuki sözleşme olup; kulun talebi halinde efendinin bunu kabul etmesini ve ona kamu ya da şahsi bütçeden nakdi yardım yapmasını zorunlu kılan ilahi özgürleşme hakkıdır.
    (

  • EMANI

    EMÂNÎ

    Kişiyi eylemsizliğe, rehavete ve uyuşukluğa iten; vahyin sınırlarını çiğnediği halde “Allah nasıl olsa affeder” diyerek bencilce sığındığı içi boş anlamsız kuruntular ve hayali temenniler bütünüdür.
    (Bakara 78)

  • QAT’ (KESME)

    QAT’ (KESME)

    Vahyin hukuki hudutlarında geçen, uydurma mecazlarla esnetilmesi kesinlikle yasak olan; toplumsal barışı ve mülkiyet emniyetini kasten dinamitleyen açgözlü suçlulara karşı uygulanan tavizsiz, somut ve caydırıcı ilahi cezalandırma sınırıdır.
    (

  • SIFAT / SIFATLANMA (Sıdk)

    SIFAT / SIFATLANMA (Sıdk)

    Kulun söz, eylem ve niyet boyutunda hiçbir beşeri menfaat, alkış veya kaygı gütmeden, ilahi adalet ve saf gerçeklik çizgisiyle milimetrik olarak bütünleşmesi halidir.
    (İsrâ 80)

  • ZAN

    İnsanın kesin, net ve belgelenmiş ilahi bilgiye (vahiye) dayanmak yerine; egemen güçlerin ve geleneksel din anlayışının ürettiği şüpheli, çelişkili ve doğruluğu ispatlanamaz beşerî aktarımların peşinden körü körüne gitme hatasıdır.(Yûnus 36)

  • RECM

    İlahi sistemin koruyucu sınırlarını ve insan hayatına verdiği değeri hiçe sayarak, uydurma rivayetler üzerinden insanları taşlayarak vahşice katletmeyi İslam’ın içine sokmaya çalışan, Qur’an’ın matematiksel yapısıyla kökten çelişen en büyük geleneksel iftiradır.(Nisa 25)

  • HADİS

    Qur’an’ın kendi kusursuz ve koruma altındaki kelamına ortak koşulan, ravilerin beşerî zafiyetleriyle şekillenmiş kulaktan kulağa aktarılan rivayetler zinciri değil; sadece ilahi metnin dikey sınırlarıyla uyuştuğu ölçüde değer taşıyan tarihsel aktarımlardır.(Yûnus 36)

  • SÜNNET

    Geleneksel algının elçinin kişisel ve dönemsel alışkanlıklarına indirgediği şekilcilik değil; vahiyle inşa edilmiş tertemiz bir zihnin, Qur’an’ın adalet, ahlak ve temizlik ilkelerini hayatın içine pratik olarak aktarma ve modelleme yöntemidir.(Bakara 222)

  • CELD

    Geleneksel fıkhın vahşi ceza kalıplarıyla sığlaştırdığı kaba bir dayak eylemi değil; kelime kökü itibarıyla sınırı doğrudan “cilt/deri” ile çizilmiş, suçlunun kas, kemik ve iç organlarına zarar vermeyi kesinlikle yasaklayan sembolik bir hukuki uyarı hudududur.(Nur 2)

  • GAYB

    İnsanın sınırlı idrak ve kuantum algı sınırlarının tamamen dışında kalan, laboratuvarda ölçülemeyen ama varlığı kesin

  • BATIN

    Fiziki gözle görünmeyen, zaman ve mekan boyutunun ötesinde kalan, ancak zahirdeki tüm matematiksel sistemlerin arka planındaki o mutlak ilahi ve idraki yazılım gerçeğidir (Hadîd 3).

  • ZAHİR

    İnsanın biyolojik duyularıyla hissedebildiği, üzerinde deney, gözlem ve bilim yapabildiği, neden-sonuç yasalarıyla örülü somut ve fiziki gerçeklik boyutudur (Hadîd 3).

  • İSLAM

    Kainattaki tüm fıtri yasalara, ilahi hudutlara ve yaratılış kodlarına tam bir uyum göstererek, her alanda Yaratıcıya bütünüyle teslim olma ve barış içinde kalma halidir.(Âl-i İmrân 19)

  • MİNHÂC

    Evrensel ilahi dinin ilkelerini pratik hayatta koruyarak uygulamak için takip edilen, akla uygun, açık, net ve yürünebilir sarsılmaz yöntemler bütünüdür.(Mâide 48)

  • HANİF

    Geleneksel dogmaların, beşeri rüzgarların ve saptırılmış inanç biçimlerinin hiçbirine sapmadan, aklını ve yönünü doğrudan kainatın o tek evrensel fıtrat yasasına kilitleyen dik duruşlu kimsidir.(Rûm 30)

  • RİYA

    İlahi teslimiyet şemsiyesi altındaki ibadet ve ahlak ritüellerini, Allah’ın rızası yerine sadece beşeri güçlere yaranmak ve gösteriş yapmak amacıyla pazarlama sahtekarlığıdır.(Mâûn 6)

  • SELA

    Ölümün sarsıcı çıplaklığı üzerinden hayatta kalan dirileri sarsmak, onları teslimiyet şemsiyesine (Salât’a) ve hayatı ibretle yaşamaya çağıran son uyarı nidasıdır.(Ahzâb 56)

  • EZAN

    Mümin toplumu o an hayat sahnesinde Allah’ın hangi hududu ve teslimiyet görevi devreyse, onu derhal ayağa kaldırmaya çağıran ilahi seferberlik alarmıdır.(Mâide 58)

  • HABÂİS

    İnsanın biyolojik yapısını, ahlakını, aklını veya toplumsal huzurunu doğrudan zehirleyen, kirleten her türlü habis, pis ve zararlı unsurların bütünüdür.(A’râf 157)

  • TAYYİBÂT

    İnsan fıtratına, sağlığına, ahlakına ve ruhsal bütünlüğüne temizlik, esenlik ve güzellik katan tüm helal ve berrak unsurlardır.(A’râf 157)

  • SAHİH

    İlahi sistemde ve vahyin sınırlarında aranan tüm fıtri, hukuki şartları eksiksiz barındıran, bütünüyle geçerli ve kusursuz olan amellerin kalitesidir.(Mâide 6)

  • İBÂHA

    Kur’an’ın sarsılmaz hudutlarında hakkında hiçbir yasaklama, haram kılma veya kısıtlama bulunmayan, kulun serbestiyet dairesine bırakılmış tüm eylem ve alanlardır.(A’râf 32)

  • HASET

    Başkasının elindeki fıtri veya maddi imkanları çekemeyerek toplumsal adaleti ve kardeşlik hukukunu içeriden kemiren derin ahlaki çürümedir.(Hucurât 12)

  • TECESSÜS

    İnsanların özel hayatlarını, mali durumlarını, gizli açıklarını ve eksikliklerini arkalarından hırsla araştırma ve kurcalama eylemidir.(Hucurât 12)

  • KURBAN

    Kulun her türlü bencil hırsını ve nefsini aradan çekerek, malı ve canı üzerinden hem Yaratıcısına hem de insanlığa milimetrik olarak yakınlaşma arayışıdır.(Mâide 27)

  • ZİBH

    Hayvanı ibadet veya yakınlaşma kastı gözetmeksizin, sadece biyolojik ve fiziksel olarak düz bir şekilde boğazlama ve kesme eylemidir.(Bakara 67)

  • ZULÜM

    Allah’ın kuluna haksızlık etmesi kesinlikle mümkün değilken; insanın ilahi hudutları çiğneyerek, hak yiyerek ve adaleti ezerek kendi cehenneminin duvarlarını kendi elleriyle örmesidir.(Yûnus 44)

  • CEHENNEM

    Allah’ın önceden hazırladığı bir işkence odası değil; insanın dünyada kendi eliyle işlediği haksızlıkların, zulümlerin ve çiğnediği ilahi hudutların ahirete yansıyan somut inşasıdır.(Tahrîm 6)

  • CENNET

    Allah’ın zamansız ilahi boyutta, kendi sonsuz rahmetinin somut bir yansıması olarak kuluna bir ikram ve ana vatan şeklinde daha baştan hazır kıldığı mutlak huzur mekânıdır.(Âl-i İmrân 133)

  • RAHMET

    Allah’ın kulunu karanlıklardan aydınlığa çıkarmak, onu korumak ve hayatını inşa etmek için zamansız boyuttan vurduğu o en büyük ilmi, batıni ve zahiri

  • KIYAM

    Allah’ın mutlak iradesi ve adaleti karşısında kulun sarsılmadan, eğilmeden gösterdiği bedensel ve zihinsel dik duruş hudududur.

  • KIRAAT

    Vahyin hayata dair tüm sınırlarını ve parçalarını zihinde bir araya getirip hayat programını o an akla ve kalbe ilmek ilmek örme eylemidir.

  • TAHÂRET

    İlahi huzura ve o Büyük Teslimiyet Şemsiyesi’ne (Salat’a) kabul edilmeden önce kulun uyması mecburi olan sarsılmaz hükmî arınma hudududur.

  • EDÂÛ

    Kur’an’ın bütünsel sistemini ve koruyucu zırhını tamamen yok edip, içini beşeri arzularla boşaltarak sistemi bütünüyle işlevsiz kılmaktır.

  • MÂÛN

    Fıtri imkanları veya en küçük bir yardımlaşma aracını bile başkasıyla bölüşerek toplumsal adaleti ayakta tutmanın ilk pratik adımıdır.

  • İNFAK

    Kur’an’ın bütün rızık ve imkan hudutlarını (maddi/manevi) başkalarıyla bölüşmek için hayatta açılan sürekli paylaşım kanalıdır.

  • MUSALLÎN

    O Büyük Teslimiyet Şemsiyesi’ni ve ilahi rehberin izini hayatın içinde milimetrik, sarsılmaz bir disiplinle takip ederek ayakta tutan mutlak eylemcilerdir.

  • SALAT

    Kur’an’ın bütün hudutlarını tek çatı altında barındıran o Büyük Teslimiyet Şemsiyesidir.

  • HUŞÛ

    Korkudan titremek veya boş bir huşu ritüeli icra etmek değil; kulun namazda ne okuduğunu, kimin huzurunda durduğunu idrak ederek, zihnini ve bedenini Kur’an’da haber verilen mahşer, sur ve diriliş sahneleriyle birleştirip “kesintisiz bir bilinçle ilahi sınırlara boyun eğmesi” demektir [Mü’minûn 2, Nûr 41].

  • TEKBÎR

    Sadece dille söylenen kuru bir slogan değil; kulun namaza başlarken lisanen ve bedenen, yeryüzündeki tüm sahte otoriteleri, ideolojileri ve kendi egosunu sıfırlayarak yalnızca Allah’ın hükmünü en üste koyduğunu ilan eden “eylemsel ve kalbi yüceltme mührü” demektir [İsrâ 111].

  • EKBER

    Geleneksel algının zannettiği gibi yaratılmış varlıklar arasında yapılan bir “boyut, hacim veya büyüklük mukayesesi” değil; her türlü beşerî gücün, otoritenin, sistemin ve kulun kendi nefsinin üzerinde olan “mutlak ve kıyas kabul etmez ilahi üstünlük” demektir [Tevbe 72, Ankebût 45].

  • ÎSÂR

    Zorunlu mali yükümlülüklerin ötesinde, kişinin kendi fıtri ve imanî kalitesiyle; kendisi darlıkta, muhtaç ve aç olsa bile elindeki bir lokmayı veya imkanı bir başkası için feda edebilmesini sağlayan “en üst düzey takva, fedakarlık ve kardeşini kendi nefsine tercih etme ahlakı” demektir [Haşr 9, Âl-i İmrân 134].

  • KENZ

    Yılda bir kez asgari bir oran verip geri kalan serveti atıl tutarak, bankalarda veya kasalarda hapsederek piyasadan ve ihtiyaç sahibinden gizleme eylemi; paranın toplum içinde nehirler gibi akmasını engelleyen “mal yığma, istifleme ve servet barajı kurma suçu” demektir [Tevbe 34].

  • DÛLETEN

    Mülkün ve finansal gücün sadece belirli bir azınlığın, zenginlerin veya oligarkların elinde toplanarak bir güç tekeli oluşturması; paranın tabana yayılmayıp piyasadan çekilerek toplumsal uçurumlara sebep olan “servetin belirli ellerde bloke edilmesi/tekelleşmesi” demektir [Haşr 7].

  • FUHŞİYAT

    Geleneksel ve seküler algının zannettiği gibi sadece “zina fiilinin kendisi” veya aşırı uç ahlaksızlıklar değil; bizzat ayetlerin zahirinde belirtildiği üzere, açığıyla gizlisiyle (zahir ve batın) fıtratı bozan, edepsizliği normalleştiren, namahrem hudutları çiğneyerek toplumsal ve bireysel iffet kalkanını darmadağın eden “çirkinliği, kötülüğü ve namahrem temasları barındıran tüm eylem ve aşamalar” demektir [İsrâ 32, A’râf 33].

  • MA’RUF

    Zamana ve toplumlara göre bükülebilen esnek bir “örf ya da gelenek” değil; vahyin belirlediği mutlak adalete, dengeli fıtrata ve yaratılış yasalarına tam uyum gösteren, aile içindeki sömürüyü engelleyen “ilahi meşruiyet ve hakkaniyet ölçüsü” demektir [Nisâ 19, Bakara 228, Bakara 233].

  • NİHLETEN

    Toplumların uyguladığı gibi bir “satın alma bedeli”, “başlık parası” veya kadının emeğinin karşılığı ödenen bir ücret değil; hiçbir karşılık beklemeksizin, kadının şahsına ait dokunulmaz ve devredilemez bir ekonomik güç olarak verilen “tam mülkiyet ve bağımsız servet hakkı” demektir [Nisâ 4].

  • QAVVÂM

    Geleneksel algının iddia ettiği gibi mutlak bir “tahakküm, üstünlük veya ezme” yetkisi değil; bizzat ayetin zahirinde rasyonalize edildiği üzere, kadını hayatın tüm iktisadi ve yıpratıcı süreçlerine karşı korumakla yükümlü kılınmış “mutlak finansal kalkan ve hizmetkârlık memuriyeti” demektir [Nisâ 34].

  • FÜCUR

    İnsan fıtratının, o ilahi ve tertemiz dengesinden saparak kötülüğe, günaha, mahremiyet ihlaline ve haddi aşmaya doğru “yırtılarak, yarılarak açılması ve sınırları patlatması” halidir. Günümüzün sığ verilerindeki sıradan bir ahlaksızlık tanımının ötesinde; ruhun koruyucu fıtri kalkanının nefsani hırslarla parçalanması hakikatidir.

  • MÎSÂQAN ĞALÎZÂ

    Geleneksel meallerdeki sıradan bir imza veya “nikah sözleşmesi” algısının çok ötesindedir. Tarafların birbirine mutlak sadakat, iffet koruması, ortak yaşam hukuku ve bütünsel sorumluluk sözü verdiği, dikey boyutta Allah’ın şahitliğinde mühürlenmiş olan “çok ağır, sarsılmaz, kutsal ve hiçbir seküler gerekçeyle sökülemez bağ/sözleşme” demektir.

  • NÜBÜVVET

    Kelime anlamı itibarıyla “yüksek bir makamdan haber getirmek, dikey eksenden bilgi akıtmak” demektir. Günümüz verilerindeki sığ “postacılık veya sıradan peygamberlik” algısının çok ötesinde; beşeriyet seviyesindeki insanlığı, ilahi dikey frekansla buluşturarak toplumsal nizamı ve adaleti (Dîn) inşa etme kurumu ve elçilik makamıdır.

  • HUDUD

    İlahi iradenin, toplumların fıtri ve hukuki dengesini korumak için yaşam programına koyduğu o aşılmaz, mutlak ve sarsılmaz kırmızı çizgiler, sınırlar demektir. Geleneksel fıkhın daraltıcı ceza kalıplarının ötesinde; bireyin ve toplumun nefsani çelişkilere düşmesini engelleyen koruyucu hukuk kalkanlarıdır.

  • BEŞER

    İnsanın henüz akıl, irade ve vahiy sorumluluğu almamış; sadece et, kemik, beslenme, korunma ve çoğalma gibi hayvani içgüdülerle hareket eden salt biyolojik ve fiziki gövde boyutudur. Günümüzün sığ verilerindeki gibi “insan” kelimesinin tam eş anlamlısı değildir. Varlık, Allah’ın bilgi ve sorumluluk bilincini (Rûh) üflemesiyle beşerlikten insanlığa sıçrar.

  • ASSAFFAT

    AS-SÂFFÂT Evrendeki ilahi yasaların, frekansların ve emirlerin hiçbir kırılmaya, sapmaya uğramadan mükemmel bir hizada, kesintisiz bir düzen ve disiplin içinde akmasıdır. Kulun kendi iç dünyasındaki niyetleri, kararları ve eylemleri bu ilahi nizama (Saf) tam olarak uydurması ve o hizada sabitlenmesi hakikatidir.

  • ZEBH

    Bir şeyi veya bir varlığı bütünüyle Allah’a adamak, onun üzerindeki her türlü nefsani hak iddiasını, mülkiyet duygusunu ve bağı kökünden koparıp feda etmek demektir. Geleneksel meallerdeki sığ kan akıtma veya boğazlama algısının ötesinde; en çok titrediğin dünyevi bağı bile o Büyük Teslimiyet Şemsiyesi (Salat) uğruna tamamen gözden çıkarabilme iradesidir.

  • MENÂM

    Kulun dış dünyayla ve nefsani uyarıcılarla bağını tamamen kestiği, bilincin dikey boyuttaki ilahi frekanslara açıldığı o mutlak durulma, sükûnet ve idraki alıcı hale gelme boyutudur. Geleneksel sığ anlayıştaki sıradan bir uyku veya rüya değildir; idrakin en berrak seviyede ilahi emri doğrudan göğüsleme halidir.