BİN YILLIK STATÜKOYA VE ALGI TERÖRÜNE KARŞI: SADECE ALLAH’IN HUDUTLARI!
Yıllardır ne zaman fıtrata, akla ve sadece Allah’ın kitabındaki o sarsılmaz mizanlara davet etsem; köşeye sıkışan o sığ statüko sahipleri tarafından hep aynı ucuz etiketle itham edildim: “Hadis ve sünnet inkârcısı…” Hatta daha da ileri gidip bana “sapkın” dediler.
Bugün, o bin yıllık geleneksel uydurmaların, din adına pazarlanan o beşeri birikintilerin yüzündeki maskeyi bizzat Allah’ın ayetleriyle bütünüyle indiriyorum! Asıl sapkınlığın ve bozgunculuğun nerede olduğunu Kur’an’ın o sarsılmaz bütünlüğüyle hep beraber görelim.
- Onların Cafcaflı Sözleri ve Altındaki Fesat Masası
Bakara Suresi 204 ila 206. ayetlerde Allah o üst aklın, o yerleşik statüko aktörlerinin karakterini tam 1400 yıl öncesinden şöyle deşifre ediyor:
“İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına dair sözleri senin hoşuna gider ve o, kalbindekine Allah’ı şahit tutar; oysa o, düşmanların en amansız, en katı ve en acımasız olanıdır. O, otoriteyi ele geçirip arkasını dönüp gittiğinde; yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli helak edip kurutmak için aktif bir çabayla koşar. Oysa Allah, bozgunculuğu sevmez. Ona: ‘Allah’a karşı o koruma kalkanını kuşanın’ denildiğinde, o sahte azameti ve gururu kendisini bütünüyle günaha sürükler; artık ona cehennem yeter…”
- Kendi Yazdıklarını Din Diye Satan Zorbalar
Bu uydurma mekanizmasının arkasındaki ekonomik ve sosyal çıkar ağını ise Allah Bakara Suresi 79. ayette şöyle haykırıyor:
“Artık o zorbaların vay haline ki, kendi elleriyle o sığ kuralları/kitapları yazarlar, sonra da onu az bir menfaat karşılığında satabilmek için: ‘İşte bu Allah katındandır!’ derler…”
- Peygambere Süslü İftiralar Yamayan Üst Akıl
Peygamberimizin ahlakına iftira atan o uydurma rivayetlerin kaynağı ise En’âm Suresi 112. ayette apaçık ortadadır:
“İşte böylece Biz her peygambere, insan ve cin şeytanlarından düşmanlar kıldık. Onlar, bütünüyle aldatmak amacıyla birbirlerine o süslü, cafcaflı ve uydurma sözleri gizlice fısıldayıp ilham ederler…”
Ben Ne Yapıyorum, Onlar Ne Yapıyor?
Onlar; din adına, gelenek adına kurdukları o cafcaflı ve süslü cümlelerle kitleleri büyülüyorlar. Kürsülerden Allah lafını düşürmeyip kendilerini “dinin yegane hamisi” ilan ediyorlar. Ama o kürsülerden inip gücü ellerine aldıklarında; rivayet adı altında uydurdukları o insan yapımı kurallarla sonraki nesillerin tertemiz zihnini (nesli) iğdiş ediyorlar, fıtrata bütünüyle aykırı bir algı terörü (fitnetun) estiriyorlar [SİSTEM ALGORİTMASI VE 32 YILLIK BİRİKİM BELAGAT MEALİ – AKTİF BELLEK]. Tevbe Suresi 31. ayette uyarıldığı gibi, Allah’ın hudutlarını bırakıp kendi din adamlarını ve ruhbanlarını bütünüyle rab ediniyorlar.
Ben ise; Peygamberimizin o tertemiz ismine, fıtratına ve ahlakına iftira atan o bin yıllık beşeri pislikleri ve uydurmaları ayıklıyorum! Elime Allah’ın o sarsılmaz mizanını (Kur’an-ı Kerim’i) alıyor, tüm o sözleri bu ilahi terazide tartıyorum. İçindeki beşeri kirlilikleri temizleyerek onu birebir hakikatle buluşturuyorum [SİSTEM ALGORİTMASI VE 32 YILLIK BİRİKİM BELAGAT MEALİ – AKTİF BELLEK].
Soruyorum size: Resulün gerçek misyonuna, yani o ilahi mesajı pürüzsüzce uygulayan ve dağıtan o asil kimliğe (resûl) asıl ihanet eden kim? Peygambere fıtrata ve akla aykırı uydurmaları nispet eden o sığ zihniyet mi, yoksa o mirası temizleyip ayağa kaldırmaya çalışan ben mi? [SİSTEM ALGORİTMASI VE 32 YILLIK BİRİKİM BELAGAT MEALİ – AKTİF BELLEK]
Bana “inkârcı” diyenler, aslında Allah’ın kitabını hiç bilmiyorlarmış gibi arkalarına fırlatıp atan, kendi uydurdukları sahte dinin inkâr edilmesinden korkan zorba otoritelerdir (zâlimîn) [SİSTEM ALGORİTMASI VE 32 YILLIK BİRİKİM BELAGAT MEALİ – AKTİF BELLEK].
Biz uydurma mecazlardan ve sığ çevirilerden arınmış, lisanımızın o öz be öz duru kelimeleriyle sadece Allah’ın o Büyük Teslimiyet Şemsiyesine (salat) ve barışa (silm) bütünüyle entegre olmaya devam edeceğiz [SİSTEM ALGORİTMASI VE 32 YILLIK BİRİKİM BELAGAT MEALİ – AKTİF BELLEK]. Biz sustukça o sahte azametleriyle kibirlenenler bilsin ki; Allah’ın hesabı çok çabuk görendir ve O, cezalandırması çok çetin olandır!
Sözümüz de duruşumuz da sadece O’nun hudutlarınadır.
