BAŞ GÖZÜNÜN KÖRLÜĞÜ: NÛR VE MÜ’MİN SÛRELERİNDE “HAYA” HAKİKATİNİN MUTLAK GERÇEKLİĞİ
Giriş: Aklınız Fikriniz Zâhiride!
Modern çağın ve daraltıcı beşeri yorumların düştüğü en büyük fıkhi ve felsefi tuzak, ilahi kelamı sadece etten kemikten ibaret olan fiziki dünya (şehadet alemi) ile sınırlamaktır. Toplum, Kur’an ayetlerine hep üstünkörü ve zâhiriden bakarak bir sonuca varmaya çalışıyor. Bu yüzeysel bakış açısının en ağır hasar verdiği yer ise kadın ve erkeğe ortak bir iffet programı sunan Nûr Suresi 30 ve 31. ayetleridir.
İnsanlar bu ayetlerde geçen “gözleri sakınma” emrini, sadece fiziksel olarak kafayı yana çevirmek veya göz kapaklarını aşağı indirmek zannediyorlar. Oysa Allah, kâinatta her şeyi nasıl çift [zevc] yarattıysa, insan biyolojisini ve şuurunu da zâhir ve bâtın olarak muazzam bir ikili denge üzerine kurmuştur. İki çeşit göz vardır: Biri nefsi göz (zâhiri), diğeri ise kalp gözüdür (bâtıni). Kur’an’da uydurma mecazlar kesinlikle yoktur; dolayısıyla bu iki göz de fıtri birer gerçekliktir, mutlak hakikattir.
1. Gözlerinizi Haya Ettirin: Maneviyat Gözü ve Niyet
Kardeşim, dünya gözüyle (zâhirde) bir açık, bir hayasızlık veya bir kusur gördüğün zaman, insanlığın körelmiş mantığı hemen zâhiri bir yargılamaya ve art niyet beslemeye girişir. Oysa ayetin ruhu bize şunu söyler: Gözlerinizi haya ettirin! Dış dünyada bir kusur görseniz bile ona maneviyat gözüyle bakın, kötü bakmayın, onlara kötü niyet beslemeyin, art niyet büyütmeyin ve o durumu bâtıni gözünüzle edeplice, hüsnüzan ile, yani haya ile karşılayın.
Çünkü siz baş gözünüzü sakınır gibi yapsanız, dışarıya renk vermeseniz bile, içeride (bâtında) kötü niyet besliyorsan o haramı tam şu an canlı canlı icra ediyorsun [yekfuru] demektir. Kur’an, Nûr Suresindeki bu gözü sakınma ve haya ettirme emrinin sınırlarını, kendi kendini tefsir etme özelliğiyle Mü’min Suresi 19. ayette net bir şekilde çizer ve insanlığın yüzüne vurur:
“Allah, gözlerin haince bakışını (gözlerin gizlice hıyanet edişini) ve kalplerin içinde sakladığı her şeyi bizzat bilir.”
Bu ayet bir mecaz değildir, mutlak bir gerçekliktir. Baş gözü bizzat sakınsa bile, eğer içteki manevi göz haya elbisesinden soyunmuş ve hıyanet peşindeyse, Allah o gizli hıyaneti kalpteki fırtınayla birlikte mutlak bir gerçeklik olarak kaydeder. Çünkü amellerin motoru, niyet bakışıdır.
2. “Görürler Ama Kördürler” Hakikati Mecaz Değil, Mutlak Gerçekliktir
İnsanların bu derinliği kavrayamayışının ve Nûr Suresi’ndeki bu ayete hakkıyla mazhar olmaktan kaçışlarının temel sebebi, maneviyatı ölmüş insan modelini idrak edememeleridir. Herkes meseleye sadece zâhiriyle yaklaştığı için Kur’an’da geçen o sarsıcı hitapları hep birer edebiyat veya mecaz zannediyorlar. Hayır! Kur’an’da uydurma mecaz yoktur. A’râf Suresi 179. ayette buyrulan:
“…Onların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar…”
Sözü, zâhirde gördükleriyle yetinen, fıtratı körelmiş insanlara hitap etmektedir. Onların baş gözleri açık, kulakları fiziken duyuyor olabilir; fakat bâtıni gözleri körleştiği, maneviyatları çöktüğü için mutlak hakikate karşı kör ve sağırdırlar. Bu zâhiri bir körlük değil, maneviyat gözünün körlüğü gerçekliğidir. Nûr Suresindeki ayetlere de zâhir kıskacından bakıp kalbi ve hayayı devre dışı bırakanlar, ne yazık ki bu “görür ama kördürler” ayetinin yaşayan birer örneği olmaktan kurtulamazlar.
Sonuç: Maneviyatınızı Çökertmeyin
Eğer bu hayatta her şeye güzel bakmayı, edepli bakmayı ve zâhirdeki kusurları bâtındaki teslimiyet [salat] ve haya ile örtmeyi öğrenemezsek, maneviyatımızı kendi ellerimizle çökertmiş oluruz. Allah’ın hem kadına hem erkeğe yüklediği o büyük sorumluluk; hem baş gözünün zâhiri muhafazasını hem de kalbin manevi gözünün fıtri temizliğini aynı anda, yani topyekun bir hayayı ayakta tutmaktır.
Olaya bu zâhir-bâtın bütünlüğü, hayayı kuşanma bilinci ve mutlak gerçekliğiyle baktığımız zaman, kalpteki o hain niyetler temizlenecek ve insanlık aradığı o asil, fıtri edep ekosistemine yeniden kavuşacaktır.
