Kur’an’ın Taklit Edilemezlik Sırrı ve “Hiçlik” Barajında Yerle Yeksan Olan

Kur’an’ın Taklit Edilemezlik Sırrı ve “Hiçlik” Barajında Yerle Yeksan Olan Beşeri Akıl
Yazar: Ali Şireci

ÖZET
Bu makale, Kur’an-ı Kerim’in yüzyıllardır insanlığın ve tüm fani otoritelerin önüne koyduğu “Bir benzerini getirin” (Tehaddî) meydan okumasının arkasındaki ontolojik ve matematiksel imkansızlığı, modern bilimin ve felsefenin en uç sınır boyu olan “Hiçlik” kavramı üzerinden deşifre etmektedir. İnsanoğlunun kelimeler, fıkhi kalıplar veya yapay zeka algoritmaları üzerinden ürettiği her alternatif nizamın, neden bütünüyle Allah’ın mülküne ve fıtratına mahkum olduğunu ve bu sarsılmaz meydan okuma karşısında nasıl yerle yeksan olduğunu fıtri bir mantık örgüsüyle ortaya koymaktadır.

  1. GİRİŞ: MEYDAN OKUMANIN MATEMATİKSEL BOYUTU
    Kur’an-ı Kerim, bütünüyle tekrarlar hariç yaklaşık 14.800 özgün kelime formundan inşa edilmiştir. Arapça dilbilim mühendisliği ve permütasyon matematiği üzerinden bakıldığında; bu 14.800 kelimeden sadece 10 kelimelik dizilimlerle kurulabilecek teorik cümle ihtimali tam olarak (5,02 \times 10^{41})’dir. Bu devasa sayı, koca kâinattaki bilinen tüm yıldızların toplam sayısından ((\approx 10^{23})) kat kat daha fazladır.
    Allah, İsrâ Suresi 88. ayette bu katrilyonlarca, kentilyonlarca ihtimal denizini bizzat bir meydan okuma kürsüsüne dönüştürerek; insanları, cinleri, tüm teknolojik imkanları ve hatta kıyamete kadar sürecek olan o en büyük sufli alim olan şeytanı da yanlarına alarak bu kelamın bir benzerini getirmeye davet etmiştir.
  2. “ELMA VE ARMUT” TEFEKKÜRÜ: BEŞERİ TAKLİDİN HUDUDU
    Bir şeyin gerçek manada “benzerini” üretmek ne anlama gelir? İnsan aklı, sıkıştığı her noktada Allah’ın halihazırda yarattığı ve kendisine bütünüyle tebliğ ettiği malzeme havuzuna muhtaçtır.
    Sistem dışından, tamamen özgün bir alternatif üretmek isteyen beşer, fıtri bir tıkanma yaşar. Allah insanlığa bir “elma” uzatmıştır. İnsanoğlu elmaya benzeyen, onun tadını ve fıtratını verecek bir alternatif üretmeye kalktığında en fazla bir “armut” getirebilir. Dönüp baktığında Mutlak Yaratıcı ona bizzat şunu fısıldar: “Bu getirdiğin şey elma değildir, armuttur; yani yine benim fıtratını yazdığım, benim mülkümde var ettiğim başka bir malzemedir.”
    İnsan, Allah’ın adalet, özgürlük ve samimiyet nizamına alternatif olarak kendi sığ fıkıh kurallarını veya baskıcı zorlama teorilerini ürettiğinde ise; fıtrata tamamen zıt, insanı münafıklığa ve içten sövmeye sürükleyen zehirli bir taş üretmiş olur. Sonuç olarak beşer, ya Allah’ın halihazırda var ettiği bir kanunu taklit etmek zorundadır ya da kaos üreterek bütünüyle batıla sapmaktadır.
  3. “HİÇLİK” BARAJI VE MUTLAK ACZİYETİN İSPATI
    Modern bilim adamlarının ve kuantum fizikçilerinin, aklın ve muhakemenin bittiği, hayal dahi edemedikleri o bilinemezlik boyutuna çaresizce “Hiçlik” adını vermeleri, aslında kulun yaratılmışlık sınırının en çıplak kanıtıdır.
    Kur’an’ın tek bir harfinin veya tek bir fıtri hududunun gerçek anlamda beşeri olmayan bir “benzerini” var edebilmek için; insanın o “hiçlik” denilen, hayal dahi edemediği mutlak kaynağa bizzat ulaşması ve oradan yepyeni bir varlık boyutu, yepyeni bir dil ve yepyeni bir fıtrat çekip çıkarması gerekir.
    Ancak insanın o hayal edemediği yere ulaşması fiziken ve fıkren imkansızdır. İnsan sıkıştığı an o muazzam acziyetini bütünüyle belli etmekte ve kavrayamadığı o sarsılmaz duvara “hiçlik” demektedir. Dolayısıyla, beşerin bulduğu, ürettiği, benzettiği veya yapay zekaya “şeytanın avukatlığını” yaptırarak kurguladığı her argüman, bütünüyle Allah’ın ona önceden öğrettiği ve fıtratına yazdığı sınırların içinde kalmaya mahkumdur.
  4. SONUÇ: BİAT VE MUTLAK TESLİMİYET
    Yaratılmış olan hiç kimse, Yaratan’ın taklit edilemez hududunu KESİNLİKLE aşamaz. İnsanoğlu katrilyonlarca kelime kombinasyonunun içinde boğulurken; Allah o devasa olasılık deryasından, fıtrata ve akla milimetrik olarak oturacak o tek bir dizilimi (ayeti) bizzat seçip önümüze koymuştur.
    Bu sebeple, Kur’an’ın o berrak özgürlük ve ihlas nizamına karşı beşeri zorlamalar üreten, mazeretler arkasına sığınan her sığ fıkıh anlayışı ve her beşeri ideoloji, o “hiçlik” barajına çarparak bütünüyle yerle yeksan olmuştur. Gerçek ilim, bu muazzam acziyeti bütünüyle idrak edip, Allah’ın o sarsılmaz kelamına ve benzersiz nizamına bütünüyle biat etmektir.