Kur’an’ın kusursuz dil örgüsünde tam bir müteradif (eş anlamlılık) yoktur; her kelime milimetrik ve mutlak birer anlam dikeyine sahiptir. Kul yapısı sığ meallerin en büyük yanılgısı, Arapça kökenleri ve işlevleri bambaşka olan kelimeleri tek bir anlama indirgeyerek dar kalıplara hapsetmesidir. Bu durumun en somut örneği, Kur’an’da geçen “Beşer” ve “İnsan/Nas” kavramlarında yaşanmaktadır. Kelimeleri kendi zemininden kaydırarak, “Mislukum, ‘sizin gibi’ demek değildir; ‘sizin örneğiniz’ demektir. Beşer de sadece ‘vahiy alan kişi’ anlamına gelir” tarzında ortaya atılan modern iddialar, Kur’an’ın bütüncül nizamını tahrif eden zorlama yorumlardır. Bu bölüm, söz konusu saptırmalara karşı Kur’an’ın sarsılmaz varlık ve hitap mantığını ortaya koymaktadır.
1. “Mislukum” Kelimesini Eğip Bükme Yanılgısı
Arapçada “Misl” kelimesi peşine gelen zamirle birleştiğinde (Mislukum), tereddütsüz “sizin gibi, sizin benzeriniz, sizinle aynı yapıda olan” demektir. Kur’an’da bu kelime düzinelerce yerde geçer. Örneğin İbrâhîm Suresi’nde inkarcıların elçilere bakışı şöyle aktarılır:
İbrâhîm [10] – “Elçileri onlara dedi ki: ‘Allah hakkında mı şüphe ediyorsunuz? O ki gökleri ve yeri yoktan var edendir. O, günahlarınızı bağışlamak için sizi çağırıyor ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar erteliyor.’”
İbrâhîm [10] – “Onlar dediler ki: ‘Siz de sadece bizim gibi bir beşersiniz. Bizi babalarımızın taptığı şeylerden döndürmek istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık, sarsılmaz bir kanıt getirin!’”
Eğer iddia edildiği gibi misl kelimesi “örnek” anlamına gelseydi, inkarcıların elçilere “Siz bizim örneğimiz olan beşersiniz” diye övgü düzmesi gerekirdi ki bu tamamen mantıksızdır. İnkarcılar, elçileri sıradanlaştırmak amacıyla “bizimle aynı kumaştansınız” demektedirler.
2. “Beşer Sadece Vahiy Alandır” İddiasının Çürümesi
“Beşer sadece peygamberlerdir ve vahiy alandır” iddiası Kur’an’ın açık ayetleriyle doğrudan çelişir ve kendi içinde çöker:
Meryem [17] – “Meryem, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Biz de ona ruhumuzu gönderdik; o, Meryem’e tastamam bir beşer şeklinde göründü.”
Meryem’e görünen bağlamda vahiy alan bir peygamber midir? Hayır. Demek ki beşer, sadece vahiy alan kişi demek değildir; fiziki ve biyolojik insan formunun adıdır. Benzer bir durum Yûsuf Suresi’nde de karşımıza çıkar:
Yûsuf [31] – “Saraydaki kadınlar onun düzenlerini işitince onlara haber gönderdi, oturacak yerler hazırladı ve her birinin eline bir bıçak verdi. Yûsuf’u kastederek ‘Çık karşılarına’ dedi.”
Yûsuf [31] – “Kadınlar onu görünce güzelliği karşısında şok oldular, ellerini kestiler ve dediler ki: ‘Allah’ı tenzih ederiz, bu bir beşer olamaz! Bu olsa olsa şerefli bir melektir!’”
Kadınlar burada onun vahiy yönünü değil, fiziki dış görünüşünün hammadde olarak mükemmelliğini kastetmişlerdir.
3. Beşer ve İnsan Kavramlarının Gerçek Mantığı
Kur’an’da “beşer” ve “insan/nas” kelimeleri asla gereksiz bir kelime israfı içermez. Her birinin yaratılış nizamında ayrı bir dikey görevi vardır. Beşer, varlığın hangi elementer hammaddeye ve biyolojik familyaya ait olduğunu ilan eder. Melekler nurdan, cinler ateşten yaratılmıştır; dolayısıyla onların bir beşeriyeti yoktur. Beşeriyet, topraktan yaratılan biyolojik yapının adıdır.
İnsan veya Nas ise şuur ve irade katmanıdır. Allah bu maddi ve biyolojik beşeriyet kumaşının içine Kendi ruhundan üfleyip akıl, irade, şuur ve sorumluluk yüklediğinde, o varlık düz bir biyolojik canlı olmaktan sıyrılıp “insan” makamına seçilmiş ve yükseltilmiştir. İnsan, beşeriyet potansiyelinin en zirve, en olgun halidir.
4. Kur’an’ın Hitap Nizamı: Neden “Ey Beşer” Değil de “Ey İnsanlar”?
Eğer Kur’an’da bu iki kavram aynı anlama gelseydi ve Allah insanların o hatalı anlayış şekline göre hitap etseydi, Kur’an’da “Ey insanlar!” demez, “Ey beşer!” derdi. Eğer “Ey Beşer!” (Yâ Eyyuhel-Beşer) diye hitap etseydi; hammadde ve biyolojik ortaklıktan dolayı akıl ve iradeden yoksun, içgüdüsel yaşayan tüm canlılar da bu hitabın, şeriatın ve sorumluluğun içine girmek zorunda kalırdı. Evrendeki ilahi adalet sistemi sarsılırdı. Allah ısrarla “Ey İnsanlar!” (Yâ Eyyuhen-Nâs) der; çünkü bu hitap, beşeriyetin içinden cımbızla çekilmiş, akıl ve şuur tahtına oturtulmuş özel muhatap kitlesini çağırır.
Sonuç ve Elçiliğin Yalın Hakikati
Allah’ın Elçisi’nin ayette “Ben yalnızca sizin gibi bir beşerim” demesindeki kasıt; “Ben derinliği olmayan sıradan biriyim” demek değildir. Buradaki sınırlandırma edatının asıl amacı, elçiyi aciz bir kul sınırında tutmak ve geçmiş kavimlerin yaptığı gibi ilahlaştırılmasını önlemektir.
Fussilet Suresi bu dikey sınırı milimetrik olarak çizer:
Fussilet [6] – “De ki: ‘Ben ancak sizin gibi bir beşerim. Bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Öyleyse doğrudan O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Ortak koşanların vay haline!’”
Allah’ın Elçisi bu sözüyle; “Ben ne ateşten yaratılmış bir cinim ne de nurdan yaratılmış bir meleğim. Benim de yapısal kökenim, hammaddem, anatomim tıpkı sizinki gibi bu toprağa ve beşeriyete aittir. Ama ben bu beşeriyet hamurunun içinde, Allah’ın vahyiyle insanlık makamının en zirvesine ulaştırılmış bir elçiyim” demektedir.
Kur’an’ı kendi dar kalıplarımıza veya aşırı yüceltme reflekslerimize göre eğip bükmek, ilahi kelimelerin altını boşaltmaktır. Kur’an, kelimelerini tam olarak gitmesi gereken adrese ulaştıran kusursuz bir matematiksel nizam kitabıdır.
Bir yanıt yazın