KUR’AN’IN ADALET TERAZİSİ: EVLİLİK AKDİ, MEHİR VEYA NİSÂ 34’TEKİ UZAKLAŞTIRMA HUKUKU➕ EK BÖLÜM: SÖYLEM VE EYLEM ARASINDA AİLE: MODERNİTENİN YÜKÜ VEYA MİRAS GASPI MANİFESTOSU

KUR’AN’IN ADALET TERAZİSİ: EVLİLİK AKDİ, MEHİR VEYA NİSÂ 34’TEKİ UZAKLAŞTIRMA HUKUKU

➕ EK BÖLÜM: SÖYLEM VE EYLEM ARASINDA AİLE: MODERNİTENİN YÜKÜ VEYA MİRAS GASPI MANİFESTOSU

Bugün aile kurumunun çatırdadığından, nesillerin sahipsiz kaldığından ve toplumsal huzursuzluktan dert yanılmaktadır. Ancak bu meseleyi sadece dışsal faktörlerle açıklamak eksik ve hatalı bir sonuç doğurur. Ortada hem modern dünyanın dayattığı acımasız bir sistem, hem de bu sistemin karşısına konulan iddialarla taban tabana zıt düşen beşeri pratikler ve adalet ihlalleri vardır.

1. “Eşitlik” Maskesi Altında Ezilen Kadın ve Fıtratın Tıkanışı

Nisâ 34 – “Erkekler, Allah’ın bazısını bazısına üstün kılması ve mallarından harcamaları sebebiyle kadınların koruyup kollayıcılarıdır (kavvâmdır)…”

Nisâ 4 – “Kadınlara mehirlerini hiçbir karşılık beklemeden, bir hak olarak gönül hoşluğuyla verin…”

Modern dünya insana özgürlük ve eşitlik vaat etti. Ancak bu yapay vaat, özellikle kadınlar için hayatı kolaylaştırmak bir yana dursun; omuzlarına çok daha ağır bir yük bindirdi. Geçim ve barınma maliyetlerinin matematiksel olarak tıkandığı bu modern düzende ortaya atılan sahte eşitlik kavramı, kadını hayatın tüm acımasız ekonomik yükünün tam ortasına fırlattı.

Vahyin adalet modelinde kadın mali olarak tamamen koruma altındadır [Nisâ 34]. Babası, abisi veya kocası onun tüm geçiminden sorumludur. Kadının kendi malı, kazancı veya mirası sadece kendine aittir ve eve harcamak zorunda değildir. Bugün ise kadın sadece bir eş veya anne değil; aynı zamanda bir geçim kaynağı haline getirilmiş durumdadır.

Eskiden kadının geleceğini garanti altına alan mehir hakkı varken [Nisâ 4], bugün sahte eşitlik gereği evlilik masrafları ve borçlar bölüşülmektedir. Çiftler hayata devasa borçlarla başlamakta ve kadın kendini güvende hissetmek yerine, borç ödemek için çalışmak zorunda kaldığı bir döngüye girmektedir. Kadın dışarıda erkekle aynı fiziksel ve ruhsal tempoda çalışıp, yaşam alanına geldiğinde bir de ev işi ve çocuk yükünü omuzladığında ortaya fıtri olarak çökmüş bir insan çıkmaktadır. Bir annenin evde evladını sükunetle, sevgiyle ve vakit ayırarak yetiştirmesi o ülkenin en büyük yatırımıdır. Bugün ise anne ve baba dışarıda hayatta kalma mücadelesi verirken çocuklar sahipsiz büyümektedir. Yapay haklar verilirken aslında fıtri huzur gasp edilmektedir.

2. Söylemimiz Vahiy, Eylemimiz Menfaat: Miras Zulmü

Nisâ 7 – “Ana-babanın ve yakınların geriye bıraktığı mirastan erkekler için bir pay vardır; ana-babanın ve yakınların geriye bıraktığı mirastan kadınlar için de, azından çoğundan belirlenmiş bir pay olarak bir pay vardır.”

Nisâ 11 – “Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe kadının payının iki katını tavsiye eder…”

Modern sistemi, kadını köleleştirdiği ve fıtratından uzaklaştırdığı için eleştiren sığ dindar çevrelerin dönüp kendi eylemlerine bakması mecbburiyettir. Vahyin kadına verdiği haklar dilde savunulurken, uygulamadaki samimiyetsizlik can acıtıcıdır. Yaşamadığımız coğrafyada erkek kardeşler, Allah’ın ayetle sabit kıldığı ve hak olarak belirlediği mirası bile kendi zimmetlerine geçirmektedirler [Nisâ 7]. Üstelik dindar olduğunu iddia eden aileler de buna çanak tutmakta; “Kızım sen yabancıya mı gideceksin, senin kocan baksın” diyerek adaletsizliğin üstünü örtmektedirler. Söylemler son derece İslami, eylemler ise tam aksi menfaate dayalıdır. Allah’ın hukukunu kendi menfaatimize geldiğinde yok sayıp, sonra da toplumdaki ahlaki çöküşten dert yanmak tam bir ikiyüzlülüktür. İlahi adalet, bizzat geleneksel ellerle çiğnenmektedir.

3. Hakiki Özeleştiri Hududu

Eğer bir koca eşine insanca bakabilecek ekonomik bilince ve güce sahip olsaydı, kamu otoritesi bu adalet modelini destekleseydi ve en önemlisi aile içinde adalet tesis edilip kadınların miras ve mehir hakları gasp edilmeseydi; bugün toplumdaki bu gerginlik yerini daha huzurlu bir aile yapısına bırakabilirdi.

Kadınları dışarıda çalışıp kendi ayakları üzerinde durmaya mecbur bırakan şey, sadece modern sistemin hırsları değildir; onları koruması gereken babaların, abilerin ve kocaların adalet ihlalleridir, hak gasplarıdır. Vahyin aile modelini savunacak zihinler, önce kendi içlerindeki bu büyük zulümle ve hak gasplarıyla mücadele etmelidir. Söz ile öz birlenmediği müddetçe, bu tıkanmış düzenden çıkış yolunu bulmak hukuken ve aklen mümkün olmayacaktır.