Modern dünyanın getirdiği yeni iş kolları, popüler kültür ve sanat dalları, beraberinde daha önce karşılaşılmamış ahlaki ve hukuki soruları da getirmektedir. Bu sorulardan en çok tartışılanı, dizi ve sinema sektöründe “meslek icabı” veya “senaryo gereği” adı altında namahrem kişilerin birbiriyle yakınlaşması, öpüşmesi ve tensel temas kurması durumudur. Bu mesele genellikle modern seküler normlar veya sığ bir yasak mantığıyla ele alınmaktadır. Oysa sarsılmaz bir bakış açısı, meseleyi insan fıtratı ve Kur’an-ı Kerim’in çizdiği mutlak sınırlar çerçevesinde ele almayı gerektirir. Bu makalede, söz konusu eylemlerin ilahi kelamın kendi kendini tefsir etme (bütünlük) metoduyla analizi yapılacak ve fıtrat-hüküm ilişkisi ortaya konacaktır.
1. Kavramsal Doğruluk: Zina ve Mahremiyet İhlali Ayrımı
İlahi nizamın usulüne göre bir konuyu çözüme
kavuştururken ilk adım, kavramların yerli yerine oturtulması, yani adaletin sağlanmasıdır.
17:32 > “Ve zinaya yaklaşmayın. Şüphe yok ki o, apaçık bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.”
Bu dikey tanımdan hareketle, ekran önünde icra edilen rol gereği tensel yakınlaşmalar, ilahi hukukun teknik olarak tanımladığı nihai cinsel birliktelik (Zina) kapsamında değerlendirilmez. Ancak bir eylemin teknik olarak o son sınıra ulaşmamış olması, onun helal veya meşru olduğu anlamına kesinlikle gelmez. Kur’an-ı Kerim, sapmanın sadece nihai noktasına değil, o nihai noktaya götüren tüm ara yollara da set çeker. Ayette “Zina yapmayın” denmemiş, “Zinaya yaklaşmayın” buyrularak, harama götüren her türlü tensel temas, bakış ve yakınlaşma peşinen sınırlandırılmıştır.
2. Kur’an Bütünlüğünde “Haram” ve “Günah” Kavramlarının Mahiyeti
İnsanoğlu, nefsinin hoşuna giden veya çıkar sağladığı eylemleri “Bu sadece bir rol” diyerek rasyonalize etmeye, yani kılıf uydurmaya meyillidir. Bu noktada haram ve günah kavramlarının özünü kavramak gerekir. Allah Teâlâ, kullarına keyfi yasaklar koymaz. Kur’an’ın bir şeyi haram kılması, o şeyin insanın ruhuna, onuruna, nesline veya toplumsal dokusuna kesin bir zarar vermesi sebebiyledir.
İnsanın iç dünyasında bu tür sahneleri izlerken veya değerlendirirken hissettiği o rahatsızlık duygusu, tesadüfi bir reaksiyon değildir.
91:08 > “Sonra da ona (nefse), onun fücurunu (fıtrattan sapmasını) ve takvasını (korunma bilincini) ilham edene yemin olsun.”
İnsan fıtratı temiz kaldığı müddetçe, ilahi sınırlarla tam bir uyum içinde çalışır. Dolayısıyla bu eylemler, kişisel bakış açılarımıza veya çağın esneyen değerlerine göre değil; Allah’ın mutlak bakışına ve insan fıtratına göre birer sapmadır.
3. Kul Hakkı, Emanet ve Evlilik Akdi (Mîsâqan Ğalîzâ)
Meseleyi Kur’an’ın kendi kendini tefsir etme yöntemiyle derinleştirdiğimizde, karşımıza üç temel ilahi ilke çıkar:
Ağır Sözleşmeye Sadakat: Kur’an-ı Kerim, evlilik akdini sıradan bir imza değil, sarsılmaz bir bağ olarak tanımlar. Bu sözleşme, iki insanı birbirine mahrem ve özel kılar. Gelecekte veya şu anda başkasının eşi olan/olacak bir insanın bedenine rol icabı dokunmak, bu ağır sözleşmenin kutsiyetini ihlal etmektir.
04:21 > “Ve onu birbirinizden nasıl alırsınız ki? Oysa birbirinizle kaynaşmıştınız ve onlar sizden mîsâqan ğalîzâ (çok ağır, sarsılmaz bir sözleşme) almışlardı.”
Emanet Bilinci: Gerçek müminlerin vasıfları sayılırken, onların emanetlerine olan yüksek sadakatleri vurgulanır. İnsanın bedeni, iffeti ve eşine olan sadakati en büyük emanetlerdendir. Profesyonellik adı altında bu emanetin sınırlarını çiğnemek Kur’anî ahlakla bağdaşmaz.
23:08 > “Ve onlar ki, emanetlerine ve ahitlerine riayet edenlerdir (sadakatle sahip çıkanlardır).”
Haddi Aşma ve Eziyet: İlahi hukukta yer alan “birbirinizin haklarını haksız yere yemeyin” ilkesi, sadece maddi malları değil, manevi hakları da kapsar. Bir kimsenin, eşinin veya gelecekteki eşinin onurunu zedeleyecek şekilde başkasıyla tensel temasta bulunması, karşı tarafa psikolojik bir eziyet ve haksızlıktır.
33:58 > “Ve onlar ki, mümin erkeklere ve mümin kadınlara yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet ederler; işte onlar, apaçık bir iftirayı ve günahı yüklenmişlerdir.”
4. “Meslek İcabı” Savunmasının Geçersizliği
İlahi hukuk programında (Dîn) bir yasağı geçici olarak mubah kılan tek unsur Zaruret halidir. Zaruret ise; ölüm tehlikesi, açlıktan ölme aşamasına gelme veya ağır bir hastalık gibi hayati kriz durumlarını ifade eder.
Geçim sağlamak, popülarite kazanmak, kariyer yapmak veya sanatsal bir ideali gerçekleştirmek asla bir zaruret sayılmaz. Bu nedenle, eylemin başına “rol icabı” veya “meslek gereği” gibi seküler sıfatlar getirmek, o eylemin Allah katındaki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Kulun kendi zihninde ürettiği gerekçeler, ilahi terazide hükmü değiştirmeye yetmez.
Sonuç
Kur’an sınırları çerçevesinde gerçekleştirdiğimiz bu bütüncül analiz göstermektedir ki; dizi ve filmlerdeki yakınlaşma sahneleri teknik olarak nihai zina sınıfına girmese de, Allah’ın kesin olarak yasakladığı mahremiyet ihlali, harama dokunma, emanete sadakatsizlik ve kul hakkına tecavüz sınırları içerisindedir.
Sonuç olarak bir eylemin ahlaki niteliğini belirleyen şey insanların dönemsel kabulleri değil, Allah’ın mutlak kelamıdır. İnsan zihni ne kadar kılıf uydurursa uydursun, ilahi sınırlar sabittir ve bu sınırları aşmak insanı özünden ve fıtratından uzaklaştıran apaçık bir sapmadır.
Bir yanıt yazın