ALLAH’IN RAHMETİ VE İNSANIN SORUMLULUĞU: CENNETİN VARLIĞI, CEHENNEMİN İNŞASI

1. KISIM: “İKİSİ DE YOK” YANILGISI VE SİMETRİ TUZAĞI
Günümüzde bazı ilahiyatçıların ve araştırmacıların dile getirdiği, “Cennet de cehennem de henüz yaratılmadı, ikisi de kıyametten sonra kurulacak” iddiası, Kur’an’ın bütünlüğüne dikkatle bakıldığında büyük bir yanılgıyı barındırır. Bu görüşü savunanların düştüğü en büyük hata, cennet ile cehennemi her açıdan birbirinin tıpatıp aynısı yani simetriği olarak görmeleridir. “Biri henüz yoksa, diğeri de yoktur” diyerek düz bir mantık yürütmek, Kur’an’ın bize öğrettiği Allah tasavvuruyla ve ayetlerin dikey anlamıyla uyuşmaz.
Kur’an’ı doğru anlamak için ayetlere iki açıdan bakılması gerekir: Birincisi Allah katından yani yukarıdan bakış, ikincisi ise insan gözünden yani aşağıdan bakıştır. Tıpkı “Salat” kavramında olduğu gibi; yukarıdan bakıldığında Allah’ın kulunu ilim ve rahmetle koruması anlamına gelen bu kavram, aşağıdan yani kulun penceresinden bakıldığında o sarsılmaz ilahi sisteme eylemsel ve bedensel teslimiyet demektir. İşte cennet ve cehennem konusu da bu iki yönlü bakış açısıyla ele alındığında mutlak hakikat ortaya çıkacaktır.

2. KISIM: ALLAH KATINDAN BAKIŞ: ZAMANSIZLIK VE EZELİ RAHMET
Allah, zamandan ve mekândan münezzehtir; O’nun için insan zihnindeki gibi geçmiş, şimdi veya gelecek diye zaman dilimleri yoktur. O’nun katında her şey tek bir an içindedir. Kur’an’da henüz yaşanmamış olan kıyamet sahnelerinin veya cennet-cehennem konuşmalarının geçmiş zaman diliyle anlatılması, Allah’ın zamanın ötesindeki bu yukarından bakışının doğrudan bir sonucudur.

A’râf 50 – “[Cehennem halkı cennet halkına seslendi: Bize biraz sudan ya da Allah’ın size verdiği rızıktan akıtın. Onlar dediler ki: Şüphesiz Allah, bunları gerçeği örtenlere haram kılmıştır]”
Bu ilahi boyutta asıl olan sıfat Rahmettir. Kur’an’da uydurma mecazlar yoktur, zahiri ve batıni boyutta birebir hakikat vardır. Allah’ın esirgeyip bağışlama sıfatları sonsuzdur ve sonradan var olmamıştır. Cennet de bu sonsuz rahmetin somutlaşmış ve mekân bulmuş halidir. Dolayısıyla, “Cennet henüz kurulmadı” demek, Allah’ın o büyük rahmetini geleceğe ertelemek anlamına gelir ki bu mutlak bir yanılgıdır. Cennet, Allah’ın kuluna bir ikramıdır ve daha şimdiden kul için bütünüyle hazırlanmıştır.
A’râf 156 – “[…Allah buyurdu ki: Azabıma dilediğimi uğratırım; rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır…]”
Âl-i İmrân 133 – “[Rabbinizden olan bir bağışlanmaya ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, muttakiler için hazırlanmış bulunan cennete doğru koşuşun]”
Allah’ın Elçisi’nin vahiyle sabit olan ve doğrudan şahit olduğu o apaçık gerçekte, cennetin şu anda da orada mevcut olduğu net bir şekilde beyan edilmiştir.
Necm 15 – “[Ki onun yanında Me’vâ cenneti vardır]”

3. KISIM: İNSAN GÖZÜNDEN BAKIŞ: CEHENNEMİ İNSAN NASIL KURAR?
Cennet, Allah’ın kuluna daha baştan hazırladığı bir huzur yuvası ve ana vatandır. Cehennem ise Allah’ın durduk yere yarattığı bir ceza evi değil, tamamen İlahi Adaletin bir sonucudur. Geleneksel teolojinin gözden kaçırdığı asıl büyük gerçek buradadır: Cehennem, Allah’ın insanları içine atmak için önceden hazırlayıp beklettiği bir işkence odası değildir; insanın dünyada kendi eliyle işlediği kötülüklerin, haksızlıkların ve zulmün somut bir yansımasıdır.
Kur’an ayetlerini yine Kur’an ile açıkladığımızda, bu durumu şu iki ayet sarsılmaz bir şekilde ispatlar:
Yûnus 44 – “[Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Fakat insanlar kendi kendilerine zulmederler]”
Tahrîm 6 – “[Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan bir ateşten koruyun…]”

4. KISIM: NİHAİ SONUÇ VE CEHENNEMİN İNŞASI
Bu iki ayet yan yana konulduğunda Kur’an süzgeci bize şunu söyler: Cehennemin yakıtı, dışarıdan getirilen odunlar veya kömürler değildir. Cehennemin yakıtı, insanın bizzat kendisi ve dünyada yaptığı haksızlıklardır. Allah, ortada henüz hesabı görülmemiş bir insanlık tarihi varken durduk yere cehennemi aktif bir azap mekânı olarak var etmez.
Kehf 49 – “[…Rabbin hiçbir kimseye asla zulmetmez]”
Her insan, dünyadan ahirete kendi ateşini bizzat kendisi taşır. Bir kişi yeryüzünde ne kadar kötülük yapar, ne kadar kul hakkı yer ve ilahi hudutları çiğnerse, aslında kendi cehenneminin duvarlarını kendi elleriyle örüyor demektir. Dolayısıyla, bizim zaman algımıza göre cehennem henüz kurulmamıştır; çünkü onu şu an, her saniye insanoğlu kendi yaptıklarıyla bizzat inşa etmektedir. Kıyamet günü ise insanın kendi eliyle kurduğu bu cehennemin kapılarının açılacağı andır.
“Cehennem henüz kurulmadıysa o halde cennet de yoktur” demek, Kur’an’ın sınırları içinde geçerli bir iddia değildir. Cennet, Allah’ın sonsuz rahmetinin bir sonucudur; ezelden beri vardır ve hazırdır. Cehennem ise kulun kendi zalimliğinin bir bedelidir; insanlık tarihi boyunca bizzat insanlar tarafından inşa edilmektedir ve hesaptan sonra tam anlamıyla kurulacaktır. Kul cennete kendi ameliyle değil, zaten hazır olan ilahi rahmet sayesinde girer; fakat cehenneme tamamen kendi emeğiyle, kendi kurduğu o karanlık sistemle girer. Bu yüzden cennet ilahi bir başlangıç, cehennem ise insani bir sonuçtur. Sonucun henüz tamamlanmamış olması, başlangıcın da yok olduğu anlamına kesinlikle gelmez.
Lokmân 27 – “[Eğer yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem olsaydı, deniz de arkasından yedi deniz daha katılarak mürekkep olsaydı, yine de Allah’ın kelimeleri tükenmezdi…]”

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir