HÜSN-Ü ZAN: BİR KURTULUŞ BİLETİ Mİ, YOKSA YAŞAM YAKITI MI?
Toplumda sıkça anlatılan geleneksel bir hurafe vardır: Hataları yüzünden cehenneme götürülen bir kul, sürekli arkasına bakıp Allah’tan ümit kesmediğini söyler ve bu hüsn-ü zan (güzel düşünce) sayesinde son anda cennete gönderilir. İlk bakışta beşeri duygulara hoş gelen ve ilahi rahmeti müjdeleyen bu anlatı, aslında üzerinde derinlemesine düşünülmesi gereken büyük bir mantıksal ve inançsal risk barındırıyor.
1. Sünnetullah ve Adalet Terazisi Hududu
Yâsîn 70 – “Diri olanları uyarsın ve gerçeği örtenlerin (kafirlerin) üzerine o söz (azap hükmü) hak olsun diye bu Kur’an indirilmiştir.”
Allah’ın bu kainatta koyduğu fiziksel ve manevi yasalar, yani Sünnetullah nettir. Nasıl ki buğdayı toprağa ekmeden, sulayıp bakımını yapmadan biyolojik bir mahsul beklemek doğa yasalarına aykırıysa; ömrünü Allah’ın çizdiği hudutların dışında geçirip, ahirette bedelsiz ve emeksiz bir ödül beklemek de ilahi adalete aykırıdır.
Vahiy ölüler için veya hesap günü bitmiş olanlar için değil, henüz nefes alan diriler için indirilmiş tek hidayet rehberidir [Yâsîn 70]. Dolayısıyla kurallar, sınırlar, sorumluluklar ve müjdeler sadece dünya hayatı için geçerlidir.
2. Mizan Hududu ve Emânî (Boş Kuruntu) İllüzyonu
Müminûn 102 – “Artık kimin tartıları (mizanı) ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”
Müminûn 103 – “Kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerine yazık edenlerdir; cehennemde ebedi kalacaklardır.”
Bakara 78 – “Onlardan bir kısmı da ümmîlerdir. Kitab’ı bilmezler, bütün bildikleri bir takım boş kuruntulardır (emânî). Onlar ancak zanda bulunurlar.”
Vahiy bize kimin günah tartısı ağır basarsa ebedi cehennemliklerden olacağını ve Allah’ın vaadinden asla dönmeyeceğini net olarak ihtar eder [Müminûn 103]. Eğer defteri solundan verilmiş, hesabı görülmüş ve mizan terazisinde hatası ağır gelmiş bir kişi sadece son andaki kuru bir temenni ile yer değiştirebiliyorsa; o zaman ilahi mizan neden kurulur? [Müminûn 102] Ömrünü sorumluluk bilinciyle (taqva) geçirenlerin emeği nerede kalır?
Allah’ın koyduğu bu kesin hükümlerin esnetilmesi, ilahi sistemin ve anayasanın ciddiyetini bütünüyle sarsar. Ömrü “nasıl olsa affedilirim” diyerek vurdumduymazlıkla tüketmek hüsn-ü zan değil; Kur’an’ın bizi şiddetle uyardığı “emânî”, yani içi boş kuruntulardır [Bakara 78].
3. Vakit Varken Hüsn-ü Zan: Dünyevi Yenilenme Enerjisi
Hüsn-ü zan, ilahi sistemde çok kıymetlidir ancak geçerlilik alanı dünyadır. Yaşarken yapılan hatalardan dolayı pişman olup “Rabbim beni affeder, önümde temiz bir sayfa var” diyerek tövbeye ve dürüst eylemlere (salih amele) sarılmak, kişiyi ayağa kaldıran muazzam bir yenilenme gücüdür. Bu eylem, Allah’ın Rahmân ve Rahîm sıfatına sığınarak hayatı düzene koymaktır.
Hesabı görülmüş, biyolojik mühleti bitmiş bir insanın son andaki çaresiz bakışı, işleyen ilahi sistemi değiştiren bir imtiyaz olamaz. Çünkü Allah mutlak adalet sahibidir ve vaadi haktır.
Sonuç
Bizim için asıl olan; bu dünyada yaşarken, henüz nefes alıyorken pişmanlık duyup Allah’ın rahmetine sığınmak ve bu hüsn-ü zannı hayatımızı, ahlakımızı, eylemlerimizi düzeltmek için bir yaşam yakıtına dönüştürmektir. Unutmamalıyız ki; Allah’ın rahmet kalkanı her şeyi kuşatmıştır; ancak O’nun adaleti de her şeyi hakkaniyetle tartan sarsılmaz ve saptırılamaz bir terazidir. Gerçek kurtuluş, bu terazinin ciddiyetini dünyadayken kavrayıp sınırlara sahip çıkanlar içindir.
