MODERN ÇAĞIN AYNASINDA CARİYELİK: SÖMÜRÜ MÜ, SOSYAL BİR EMANET Mİ?
➕ EK BÖLÜM: MÜKÂTEBE VE SOSYAL REHABİLİTASYON HUDUDU
Muhammed 4 – “Savaşta gerçeği örtenlerle karşılaştığınızda… Sonunda onlara bütünüyle üstünlük sağlayıp güçlerini kırınca bağı sıkı bağlayın (esir alın). Sonra ya karşılıksız olarak ya da fidye alarak onları salıverin. Savaş, ağırlıklarını bırakıncaya kadar hüküm budur…”
Vahiy, savaş sonrasında ortada kalan kadınların ve esirlerin rastgele katledilmesini veya istismar edilmesini engellemek için öncelikle esir alma hukukunu anayasal bir düzene bağlamıştır. Dönemin şartlarında gidecek hiçbir yeri olmayan, ailesini kaybetmiş ve hürriyetini satın alamayacak durumda olan çaresiz kadınlar için bu himaye sistemi, onları sokağa atılmaktan, tecavüzden ve fuhşiyattan kurtaran muazzam bir “Sosyal Sığınma ve Rehabilitasyon Modeli” olmuştur.
Bu koruma sisteminin en muazzam ve sitemizin özünü oluşturan benzersiz halkası ise Mükâtebe hukukudur:
Nûr 33 – “…Ellerinizin altında bulunanlardan özgürlük sözleşmesi (mükâtebe) yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir hayır görürseniz, hemen sözleşme yapın. Allah’ın size verdiği maldan siz de onlara verin…”
Vahiy, esaret altındaki kadına kendi hürriyetini talep etme hakkı tanımış ve efendinin bu talebe engel olmasını kesinlikle yasaklamıştır. Üstelik efendiyi ve toplumu, o kadın özgürlüğüne kavuşurken ona kamu ya da şahsi bütçeden nakdi yardım yapmakla mükellef kılmıştır. Bu anayasal hüküm, Kur’an’ın bu kadim sömürü düzenini içeriden, ekonomik ve hukuki olarak nasıl radikal bir biçimde tasfiye ettiğinin en somut, en net ve benzersiz ispatıdır.
