TEK BİR KÖKENDEN GENETİK ÇEŞİTLİLİGE: 8 KAN GRUBUNUN VE IRKLARIN ZUHURU
Kur’an-ı Kerim, muhatabını durağan bir taklitten ziyade dinamik bir tefekkür ve araştırmaya davet eder. Ayetlerde sıkça zikredilen hitaplar, insanın varlığı ve kâinatı anlamlandırması için bilimi bir vesile kılmaktadır. Yaratılış gerçeğini felsefi veya biyolojik düzlemde sorgulayan bireylerin en çok sorduğu sorulardan biri, eğer insanlık tek bir anne ve babadan türedi ise, bugün yeryüzünde var olan sekiz farklı kan grubu, zıt ten renkleri ve morfolojik çeşitlilik nasıl açıklanabilir sorusudur. Bu sorunun cevabı, ne tek başına teolojik dogma ile ne de Kur’an’ı göz ardı eden pozitivist yaklaşımla tam olarak verilebilir. Hakikat, Kur’an’ın hudutları içinde bilimin derinliklerine inildiğinde zuhur etmektedir.
Kur’an-ı Kerim’in dil mucizesi gereği, yaratılışı anlatan hiçbir kelime rastgele seçilmemiştir ve hiçbir kelime bir diğerinin tam eş anlamlısı değildir. İnsanın ham maddesi ve gelişim evreleri kronolojik bir zenginlikle aktarılır. İnsanın yaratılışı turâb yani inorganik mineraller, tîn yani su ve toprağın kimyasal bileşimi ve salsâl yani gözenekli, şekil almış kemik yapısına işaret eden kuru kil kelimeleriyle tarif edilir. Bu çeşitlilik, ilk insanın harcında yeryüzünün tüm coğrafyalarından mineral ve element izleri barındırdığını gösterir. Biyolojik çeşitlilik evreleri ise tek bir hücre formunun kendi içinde milyarlarca farklı dokuya ayrışma potansiyelini belgeler.
Nisâ [1] – “Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan, ondan da eşini var eden ve ikisinden birçok erkek ve kadın türetip yayan Rabbinizden sakının.”
Rûm [22] – “Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için ibretler vardır.”
Mü’minûn [12] – “Andolsun, biz insanı süzme bir çamurdan yarattık.”
Mü’minûn [13] – “Sonner onu sarsılmaz bir karargâhta bir nütfe kıldık.”
Hac [5] – “Ey insanlar! Eğer dirilişten şüphedeyseniz, bilin ki biz sizi topraktan, sonra bir nütfeden, sonra bir alaqtan, sonra da yapısı belli belirsiz bir mudgadan yarattık ki size açıklayalım.”
Bu terminoloji bize göstermektedir ki; Hz. Âdem ve eşi, günümüzün tekdüze genetiğine sahip sıradan birer insan değil; tüm insanlığın biyolojik kodlarını bünyesinde barındıran muazzam birer gen bankasıdır. Modern popülasyon genetiği, ilk insan çiftinin melez ve zengin bir genetik yapıda yaratılması durumunda, bugünkü sekiz kan grubunun daha ilk nesilde eksiksiz ortaya çıkabileceğini matematiksel olarak kanıtlar. Bu iki ilahi tasarım ürünü gen havuzunun çaprazlanması neticesinde, doğacak çocuklarda oluşacak kombinasyonlar hiçbir dış evrimsel müdahaleye ihtiyaç duyulmaksızın, genlerin bağımsız açılımı kanunuyla daha ilk çocuklarda zuhur edebilmektedir.
İlk insan çiftinde hazır bulunan bu muazzam çok genli potansiyel, insan neslinin yeryüzüne dağılması ve iklimsel faktörlerle izole olması neticesinde belirli bölgelerde kristalleşmiştir. Güneş ışığının yoğun olduğu bölgelerde melanin pigmentini artıran genlerin baskınlaşması, soğuk bölgelerde ise beyaz ten genlerinin öne çıkması tamamen bu saklı potansiyelin coğrafi şartlarla belirmesi olayıdır. Aynı durum kan grupları için de birer hayatta kalma kalkanıdır. Eğer ilk insan tekdüze bir kan yapısına sahip olsaydı, tarih sahnesinde yaşanan büyük bir salgında tüm insanlık aynı anda kırılabilirdi. Bazı kan gruplarının sıtmaya karşı dirençli olması, insan soyunun zorlu dünya şartlarında devam edebilmesi için tasarlanmış biyolojik bir emniyet subabıdır.
Matematiksel dizilim havuzundaki bu muazzam ilahi tasarımı bir tablo ile somutlaştırmak gerekirse, ilk insan çiftinin heterozigot yapısı şu genetik açılımı gerçekleştirir:
Hz. Âdem Genotipi: AO / Rh (+ -)
Hz. Havva Genotipi: BO / Rh (+ -)
Bu iki zengin kaynağın çaprazlanma kombinasyonları şu şekilde neticelenir:
A ve B geni ile (+ + / + -) birleşimi → AB Pozitif (AB+)
A ve B geni ile (- -) birleşimi → AB Negatif (AB-)
A ve O geni ile (+ + / + -) birleşimi → A Pozitif (A+)
A ve O geni ile (- -) birleşimi → A Negatif (A-)
B ve O geni ile (+ + / + -) birleşimi → B Pozitif (B+)
B ve O geni ile (- -) birleşimi → B Negatif (B-)
O ve O geni ile (+ + / + -) birleşimi → O Pozitif (O+)
O ve O geni ile (- -) birleşimi → O Negatif (O-)
Fâtır [27] – “Görmedin mi, Allah gökten bir su indirdi. Onunla renkleri çeşit çeşit meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı, simsiyah çeşit çeşit renklerde yollar vardır.”
Fâtır [28] – “Aynı şekilde insanlardan, binek hayvanlarından ve davarlardan da renkleri böyle çeşit çeşit olanlar vardır. Kulları içinde Allah’tan ancak alimler hakkıyla korkar.”
Hucurât [13] – “Ey insanlar! Şüphesiz biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık.”
İnsan, ön yargılardan sıyrılarak bilimsel verileri satır satır okuduğunda, ulaştığı her sonuçta Kur’an’ın işaret ettiği o eşsiz sınırları ve tasarımı bulmaktadır. Türlü türlü topraklardan süzülen yaratılış özü, bugün insanlığın damarlarındaki moleküler zenginliğin ve tenlerindeki renk cümbüşünün asıl kaynağıdır. Bilim, Kur’an’ın alternatifi değil; O’nun araştırmaya yönelik ayetleriyle bizi yönlendirdiği laboratuvarda, ilahi sanatı hece hece okuma faaliyetidir. Yerin üstünde yürüyen her bir insan, damarlarında akan farklı kan gruplarıyla ve taşıdığı farklı renklerle bu muazzam ilahi kod açılımının canlı birer kanıtıdır.
Bir yanıt yazın