KUR’AN IŞIĞINDA İLAHİ ADALET VE EBEDİ UYARICI: “BANA HABER GELMEDİ” MAZERETİNİN ÇÜRÜTÜLMESİ
İnsanoğlunun sorumluluktan kaçmak için en çok sığındığı mazeretlerden biri, “Bilmiyordum” veya “Görmedim” iddiasıdır. Ancak konu inanç ve ilahi sorumluluk olduğunda; Kur’an bir bütün olarak ele alındığında, bu düşüncenin hem mantık dışı hem de ilahi gerçeklerle çelişen temelsiz bir bahane olduğu açıkça görülür.
1. Fiziksel Olarak Elçiyi Görmek İnanmanın Garantisi midir?
Saf [6] – “Meryem oğlu İsa da şöyle demişti: Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah’ın size gönderdiği bir elçiyim… Fakat o, kendilerine apaçık delillerle gelince: ‘Bu, apaçık bir sihirdir’ dediler.”
Mülk [8] – “Öfkesinden neredeyse çatlayacak gibi olur! Her ne zaman bir topluluk oraya atılsa, onun bekçileri onlara sorar: ‘Size bir uyarıcı gelmedi mi?’”
Mülk [9] – “Onlar derler ki: ‘Evet, bize bir uyarıcı gelmişti fakat biz yalanlamıştık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz demiştik!’”
“Görseydim inanırdım” diyenlerin düştüğü en büyük yanılgı, hidayeti sadece fiziksel bir şahitliğe bağlamalarıdır. Oysa Kur’an bize elçilerle aynı havayı soluyan, onların getirdiği ayetlere bizzat şahit olan ancak yine de “Bu apaçık bir sihirdir” diyerek sırtını dönen toplulukları anlatır. Cehennem ehlinin kıyamet günündeki feryatlarına verilen ilahi cevap nettir: Uyarıcı gelmişti ama siz bilerek ve isteyerek yalanlamayı seçtiniz. Demek ki mesele fiziksel olarak görmek değil, kalbin ve aklın hakikate açık olmasıdır.
2. Kur’an: Zamanı Eskimeyen Canlı Uyarıcı
Ahzâb [40] – “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; fakat o, Allah’ın Elçisi ve nebi zincirinin son mührüdür (Hâteme’n-Nebiyyîn). Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.”
Hicr [9] – “Şüphesiz o zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Ve onun koruyucusu da elbette biziz.”
Allah, son elçiyle peygamberlik zincirini mühürlemiştir. Bu bir eksiklik değil, tebliğin evrensel ve kusursuz bir mükemmelliğe ulaştığının ilanıdır. 1400 yıl önce inen Kur’an, koruma kalkanı altındaki ayetleriyle bugün de ilk günkü tazeliğiyle aramızdadır. Fiziksel bir elçinin varlığına ihtiyaç duymayacak kadar açık, evrensel ve korunmuş bir hitap karşımızdayken; “Bana uyarıcı gelmedi” demek, güneşe gözünü kapayıp “Güneş yok” demeye benzer.
3. Teknoloji ve Tebliğin Evrenselliği
Allah’ın mutlak adaleti, mesajın insana ulaştırılmasını gerektirir. Günümüz dünyasında ilmin, iletişimin ve teknolojinin ulaştığı seviye, ilahi mesajın ulaşmadığı hiçbir karanlık köşe bırakmamıştır. İnsanoğlu uzayın derinliklerini keşfedecek, her türlü bilgiye saniyeler içinde ulaşacak küresel imkanlara sahipken; ebedi kurtuluş reçetesi olan Kur’an’dan haberdar olmadığını iddia etmesi akıl ve mantık çerçevesinin dışındadır. Allah’ın ilmi ve tebliği, zaman ve mekan sınırlarını aşarak her kula bir şekilde mutlaka dokunmaktadır.
4. Velayet ve Varislik Üzerinden Yapılan Manipülasyonlar
Elçi’den sonra gelen bilgi sahipleri ve araştırmacılar, mesajı sonraki nesillere taşıyan birer aktarıcı hükmündedir. Ancak bu durum, asla onları elçilik makamına yaklaştırmaz veya yeni bir din dili, yeni bir kutsal sınıf inşa etmelerine izin vermez.
Bazı çevrelerin bu kavramları manipüle ederek şahısları elçi gibi konumlandırması ve onlara mutlak itaat talep etmesi, Kur’an’ın çizdiği “Son Nebî” çizgisine taban tabana aykırıdır. Uyarıcı tektir; o da vahiydir. Rehberler ise sadece insanları bu vahyin sınırlarına çağırdıkları müddetçe değerlidir.
Sonuç
Allah’ın adalet sistemi, kuluna güç yetiremeyeceği yükü yüklememeyi ve ona doğruyu her an göstermeyi gerektirir. Allah bunu son kitabıyla ve evrensel mesajıyla eksiksiz yapmıştır. “Ben görmedim, duymadım” bahanesi, sorumluluktan kaçmak isteyen bencil nefsin bir kurgusudur. Kur’an hala konuşuyor, hala uyarıyor ve kıyamete kadar gelecek her insana hitap etmeye devam ediyor. Kaçış yok; çünkü hakikat her an karşımızda duruyor.
