HAYALİN ÖTESİNDEKİ HUDUT: KAİNATIN GENİŞLEMESİ VEYA MÜHLETİN ANATOMİSİ

HAYALİN ÖTESİNDEKİ HUDUT: KAİNATIN GENİŞLEMESİ VEYA MÜHLETİN ANATOMİSİ

İnsanlık, evrenin genişlemesini “nereye?” sorusuyla sorgularken, modern materyalist bilimin sunduğu “hiçlik” cevabı aslında bir son değil, bir gizlemedir. Tıpkı görme engelli bir insanın renkleri hiçlik olarak algılaması gibi, beşeri fizik kuralları da Allah’ın katındaki o muazzam zamansız ilmi tanımlayamadığı için ona hiçlik adını vermiştir. Oysa bu, ilahi boyutun başladığı mukaddes bir perdedir.

1. Kozmik Genişleme Hududu

Zâriyât 47 – “Göğü biz çok sağlam bir şekilde bina ettik ve şüphesiz onu genişletmekteyiz.”

Evren, kendi içinde genişleyen bir balon; insan ise o balonun içindeki aciz bir zerredir. Balonun dışına, yani kainat fizik kurallarının ötesine çıkmadan, o balonun hangi odaya genişlediğini görmek imkansızdır. Bu durum, Allah’ın kendisini dünya gözüyle görmeyi neden imkansız kıldığının fiziksel ispatıdır. O’nu doğrudan gözlemleyebilmek için bu zaman ve mekan balonunun dışına çıkmak, yani biyolojik ölüm eşiğini aşmak şarttır.

2. Zaman Kabı ve Mühletin Doluşu

Ahkâf 3 – “Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre (mühlet) için yarattık. Gerçeği örtenler ise uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.”

Genişleme, sonsuz bir boşluğa değil; Allah’ın belirlediği bir vadeye, yani sınıra doğrudur. Evreni bir kaba, zamanı ise içine dolan bir sıvıya benzetirsek; o kap dolduğunda genişleme duracak ve zaman kavramı bizzat sona erecektir. Bu durum, kapağın kapandığı ve insana tanınan mühletin bittiği andır.

3. İbrâhimî Bir Hayret: Fizik Ötesi İlim

Bakara 260 – “Hani İbrâhim: ‘Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster’ demişti. Allah: ‘İnanmadın mı?’ buyurdu. İbrâhim: ‘Hayır, inandım; fakat kalbimin mutmain olması için’ dedi. Allah buyurdu ki: ‘Öyleyse kuşlardan dördünü al, onları kendine alıştır, sonra her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları çağır; sana koşarak geleceklerdir.’ Bil ki, şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

İbrâhim’in kuşları parçalayıp geri çağırması ve canlanmaya şahit olması gibi, Allah’ın “Kün” (Ol) emri, beşeri fizik kurallarının çok ötesindedir. Evrenin genişlemesi de böyle bir ilahi emir ve kodlama altındadır; insan aklının izah edemediği her kırılma noktası, aslında Allah’ın kozmik yazılımının bir komutudur. İnsan, akıl ve mantığıyla bu kozmik mize şahitlik ederek kalbini mutmain kılmakla mükelleftir.

4. Bilinçli İnkâr ve “Hiçlik” Sığınağı

Bilim dünyasının ilahi boyut veya zamansızlık yerine “hiçlik” terimini seçmesi, gerçeği örtbas edenlerin inkârına zemin hazırlayan bilinçli bir terminoloji düzenidir. Matematiksel olarak kusursuz bir Yaratıcı ve Tasarımcı görseler de; mucizelere “apaçık bir sihirdir” diyen eski saptırıcılar gibi, bugünküler de “tesadüf” diyerek mazeret üretirler. Oysa her genişleyen santimetre, kaçışı olmayan mutlak bir delildir.

5. Mutlak Hakimiyet Eşiği ve Ölüm Perdesi

Allah, kainatın tüm kapılarını, yani uzayın genişlemesini, atomun sırrını, evrenin matematiksel yapısını ilim ve fen ile açılması için insana aralamıştır; ancak kendi Zatı’na giden kapıyı ölüm eşiğine kadar kapalı tutmuştur. Bu, mutlak bir hakimiyetin gereğidir: İnsan zihni en büyük kozmik sırları keşfetse de Sanatçı’yı reddetme cüretini gösterebilir.

Allah her şeyi bilimin önüne sererek insana “Beni görmeden de bulabilirdin” der. Ancak O’nu bizzat görmek; inkârın nefesinin kesildiği, bahanelerin bittiği ve imtihanın kapandığı mutlak andır.

Halis Kulların Seyir Makamı

Kıyamet koptuğunda, bu dünyadaki kısıtlı mühlet içinde Allah’ın hudutlarına riayet eden halis kullar için bu dehşet anı bir korku değil, derin bir içsel saygı (huşû) içinde izlenecek bir kavuşma sahnesidir. Onlar, hayal edilemeyene bu dünyadayken akıl ve kalple iman etmiş ve zerre kadarlık mühleti sonsuzluğun anahtarı kılmışlardır.