İSLAM’DA ÖZGÜRLEŞME DEVRİMİ: ESALET İFTİRALARINA VE MODERN KÖLELİĞE KUR’ANÎ CEVAP

İSLAM’DA ÖZGÜRLEŞME DEVRİMİ: ESALET İFTİRALARINA VE MODERN KÖLELİĞE KUR’ANÎ CEVAP
Günümüzde bazı çevreler, vahyin evrensel adalet anlayışını ve insan onuruna verdiği değeri gölgelemek adına “kölelik ve esaret” kurumunu manipülatif bir dille kullanmaktadır. Toplumu ve gençleri kendi sığ saflarına çekmek amacıyla sosyal medyada “Bu nasıl din ki insanları ayırıyor, köle ve cariye diye sınıflara bölüyor?” şeklinde yalan ve saptırıcı paylaşımlar yapılmaktadır. Bu iddiaları ortaya atanlar iki büyük gerçeği kasten gizlemektedirler: Vahiy köleliği icat etmemiş; Roma’dan Pers’e kadar tüm dünyada var olan vahşi bir sömürü düzenini devralmıştır. İlahi sistem köleliği meşrulaştırmamış; aksine o günün dünyasında aniden yasaklanması imkansız olan bu devasa ekonomik ve sosyal çarkı, getirdiği katı hudutlar ve ayetlerle zaman içinde eritip yok etmeyi hedeflemiştir.

1. Adalet ve Eşitlik Çerçevesinde Kur’anî Cevap: Taqva Hududu
Hucurât 13 – “Ey insanlar! Şüphesiz biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışasınız diye sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı sorumluluk bilinci (taqva) en yüksek olanınızdır. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.”
Vahye “insanları sınıflara ayırıyor ve küçük görüyor” iftirası atanlara en büyük darbeyi doğrudan Kur’an vurmaktadır. İlahi mizan içinde ne ırk, ne cinsiyet ne de sosyal statü bir üstünlük sebebidir [Qamer 49]. Allah katında bir köle, eğer sorumluluk bilinci (taqva) olarak hür bir insandan üstünse, o köle hür insandan katbeqat daha değerlidir. Vahiyde sınıf ayrımı yoktur; sadece ahlaki üstünlük vardır. Nitekim Allah’ın Elçisi, azatlı bir köleyi orduların başına komutan tayin ederek bu hukuki ve sosyal eşitliyi fiilen hayata geçirmiştir.

2. Kölelik Kapısının Mühürlenmesi ve Savaş Esirliği Hududu
Muhammed 4 – “Savaşta gerçeği örtenlerle karşılaştığınızda… Sonunda onlara bütünüyle üstünlük sağlayıp güçlerini kırınca bağı sıkı bağlayın (esir alın). Sonra ya karşılıksız olarak ya da fidye alarak onları salıverin. Savaş, ağırlıklarını bırakıncaya kadar hüküm budur…”
Eleştirenlerin en büyük yanılgısı, vahyin yeni köle edinimine izin verdiğini sanmalarıdır. Oysa Kur’an, köleliğin o dönemdeki tek kaynağı olan savaş esirliği konusunda son sözü söylemiş ve kapıyı mühürlemiştir. Bu ayet, savaş esirlerinin köleleştirilmesini değil, özgürleştirilmesini emreder. Kur’an’ın hiçbir yerinde yeni bir hür insanı köleleştirmeye izin veren tek bir kelime yoktur.

3. Köleliği Bitirme Eylemi ve “Sarp Yokuş” Hedefi
Beled 11 – “Fakat o, sarp yokuşu aşamadı.”
Beled 12 – “O sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin?”
Beled 13 – “Bir boynu (köleyi) zincirinden, esaretinden kurtarmaktır.”
Kur’an, köle azat etmeyi alelade bir davranış değil, cennete giden yoldaki en büyük ahlaki zirve olarak tanımlamıştır. İslam karşıtları “İslam’da neden kölelik var?” derken, Kur’an’ın köleyi hürriyetine kavuşturmayı ibadetin merkezine koyduğunu gizlemektedir. İlahi sistem, köleliği bitirmeyi sarp yokuşu aşmak gibi yüce bir eylemsel gaye haline getirmiştir.

4. Kusurların Cezasını Köle Azat Etmeye Bağlayarak Sistemi İçeriden Eritmek
Nisâ 92 – “Hata ile olması müstesna, bir müminin bir mümini öldürmesi öngörülemez. Kim bir mümini kazaen öldürürse, mümin bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ölenin ailesine diyet ödemesi gerekir…”
Mâide 89 – “Allah, kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz; fakat bilerek yaptığınız yeminlerden sizi sorumlu tutar. Bunun kefareti… bir boynu (köleyi) özgürlüğüne kavuşturmaktır…”
İlahi sistem, insanların işlediği sosyal veya dini kusurların hukuki cezasını (kefaretini) “köle özgürleştirmek” olarak belirleyerek sistemi içeriden tasfiye etmiştir. Dünyada hiçbir hukuk sistemi ve anayasa, kendi müntesiplerinin hatalarını köleleri özgürleştirmeye bağlamamıştır. Vahiy, müminlerin günahlarını bile kölelik kurumunu tamamen eritmek için birer vesile kılmıştır.

5. Modern Kölelik: Zincirlerden Borç Kıskacına
Tevbe 60 – “O sürekli paylaşımlar (sadakalar/kamu gelirleri); ancak yoksullar, çaresizler, o sistem üzerinde çalışan görevliler, kalpleri ısındırılacak olanlar, özgürlüğünü satın almaya çalışan köleler (fir-riqâb), borçlular, Allah yolunda olanlar ve yolda kalmışlar içindir. Bu, Allah tarafından konulmuş bir zorunluluktur…”
Haşr 7 – “Allah’ın o kent halkından elçisine verdiği ganimetler; Allah’a, elçiye, akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Öyle ki bu mallar, içinizden sadece zenginler arasında dönüp duran bir güç haline gelmesin…”
Necm 39 – “Ve şüphesiz insan için kendi emeğinden ve çabasından başkası yoktur.”
Bugün güya “özgürlükçü” geçinen ve vahye dil uzatan modern dünya; insan kaçakçılığı, çocuk işçiliği, faiz/borç sarmalı ve emek sömürüsü gibi yollarla milyonlarca insanı gizli köle olarak sömürmektedir. Oysa Kur’an, daha 1400 yıl önce kamu bütçesinden (infak ve paylaşım fonundan) pay ayırarak kölelerin özgürleşmesini kanunlaştırmıştır.
Ekonomik Kölelik: Faiz ve riba sarmalıyla insanları sermayeye mahkûm eden düzene karşı Kur’an, paranın sadece zenginler arasında dönen bir güç olmasını yasaklayarak bu bağımlılığı kırar.
Emek Sömürüsü: İnsanı ucuz iş gücü olarak gören düzen, Kur’an’ın emeğin karşılığı ve insan onuru ilkesiyle taban tabana zıttır.
Zihinsel Kölelik: “Lâ İlahe İllallah” ilkesi, insanı sadece Allah’a kul yaparak; onu arzularının ve popüler kültürün kölesi olmaktan kurtarır.

Sonuç
Vahye saldıran odakların kölelik üzerinden yürüttüğü propaganda, tamamen tarihi bağlamından koparılmış bir cehalet ürünüdür. İslam, cariye adı altında ortada kalmış kadınları koruma altına almış; köleleri ise azat etmeyi en büyük ibadet sayarak bu çağdışı kurumu tarihe gömmüştür.
Kur’an’ın hudutları zulmü değil, merhameti ve adaleti emreder. Cahil bırakılarak vahyin aydınlığından uzaklaştırılmaya çalışılan kitlelere bu Kur’ani hakikatleri anlatmak her müminin sorumluluğudur.