KUR’AN’IN APAÇIKLIĞI VE REHBERLİK: ZİKİR EHLİ VEYA HİDAYET HUDUTLARI➕ EK BÖLÜM: SEVGİ İLE KUTSALLAŞTIRMA ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİ: EVLİYALIK VE DUA HUDUDU

KUR’AN’IN APAÇIKLIĞI VE REHBERLİK: ZİKİR EHLİ VEYA HİDAYET HUDUTLARI

➕ EK BÖLÜM: SEVGİ İLE KUTSALLAŞTIRMA ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİ: EVLİYALIK VE DUA HUDUDU

Toplumlar, sevdikleri ve saygı duydukları insanların manevi makamlarını beşeri duygularla arşa çıkarmaya meyilli bir fıtrata sahiptir. Tarihsel ve kültürel figürlerin zihinlerde müstesna yerler edinmesi doğaldır; ancak kendi hevâ ve hislerimizden değil de doğrudan vahyin süzgecinden bakıldığında, bu aşırı sevgi dilinin insanı farkında olmadan çok tehlikeli bir sınıra, yani gizli bir ortak koşma (şirk) riskine taşıdığı görülür.

1. Manevi Derecelendirmede Mutlak Gayb Sınırı

Necm 32 – “…Kendinizi temize çıkarmayın! O, sorumluluk bilincine sahip olanı (taqva sahibini) en iyi bilendir.”

Kehf 22 – “Karanlığa taş atar gibi ‘Onlar üç kişidir, dördüncüleri köpekleridir’ diyecekler… De ki: Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Onları pek az kimseden başkası bilmez. Öyleyse onlar hakkında yüzeysel tartışmalar dışında derin bir münakaşaya girme…”

Allah, insanların iç dünyasını, taqvasını ve gerçek manevi derecesini yalnızca kendisinin bildiğini kesin bir dille beyan eder. Vahiydeki bu sarsılmaz uyarı, hiçbir kulun kendi makamını veya bir başkasının manevi derecesini garanti edemeyeceğinin en büyük delilidir [Necm 32].

Bir insan ne kadar dürüst yaşarsa yaşasın, onun kalbindeki ihlasın tam karşılığını ancak her gizliyi bilen Allah takdir edebilir. Tıpkı Kehf suresinde insanların bilmedikleri gayb sahasına dair kesin hükümler vermesinin engellenmesi gibi; bir insanın kalbinin derinliğini ve Allah katındaki mutlak makamını bilmek de beşeri bilginin tamamen dışındadır [Kehf 22].

Eğer bir zihin, kulun dış görünüşüne ya da popülaritesine bakarak kesin bir dille “Bu zat %100 Allah dostudur, kesinlikle evliyadır” derse; Allah’ın yerine geçip o kul hakkında gaybi bir makam kararı vermiş olur. Bu durum ise insanı doğrudan Allah’ın tekeline ait olan bir bilgiyi sahiplenme cüretine ve dolayısıyla şirke sürükler. Hatta bizzat Allah bir kula “Sen benim dostumsun” dese bile, o kulun sahip olduğu sarsılmaz tevazu gereği asla “Ben evliyayım” iddiasında bulunmaması gerekir. Bu, zamansız boyut ile kul arasındaki en mahrem sınırdır.

2. İddia Dilinden Dua Diline Geçiş Hududu

Manevi örnek şahsiyetlerin anılması bir iddia ile değil, sadece bir dua diliyle gerçekleştirilmelidir. Örnek ahlakla yaşayanların hayatlarından ilham alındığında kurulacak Kur’an ahlakına en uygun cümle şu olmalıdır: “Ne kadar güzel bir ahlakla yaşamış. İnşallah Allah’ın evliyası (dostu) olanlardan olmuştur; inşallah sırat-ı müstakim üzere sabit kalanlardan olmuştur.”

Bu duru dua dili, insanları hatasız kabul edip putlaştırmaktan, yani şirke düşmekten koruyan muazzam bir kalkan ve emniyet kilididir. İlahi nizamın özü tevazudur. Allah katında kimin en üstün olduğunu yalnızca Allah bilir. Mümin bireye düşen ise sadece iyi niyet beslemek, dua etmek ve asıl kaynak olan Kur’an’ın çizdiği o dosdoğru yoldan ayrılmamaktır.