DİNLERİN ÇEŞİTLİLİĞİ BİR “HATA” MI, YOKSA BİR “METODOLOJİ” MI? (DÎN ≠ ŞERÎAT HUDUDU)
Son zamanlarda sığ çevrelerde sıkça rastlanılan “Allah neden bu kadar çok elçi gönderdi, neden tek seferde yapamadı?” şeklindeki yaklaşımlar, aslında inancın fıtri doğasını ve insanlık tarihinin sosyolojik gelişimini bütünüyle ıskalamaktadır. Bu durumu bir deneme-yanılma süreci olarak görmek yerine; vahyin bütünsel yapısı, insan psikolojisi ve evrensel adalet terazisi (mizan) çerçevesinde ele almak şarttır [Qamer 49].
1. İnsanlığın Pedagojik Gelişimi: Okul Müfredatı Hududu
Nasıl ki bir çocuk eğitim hayatına ilk başladığında ona doğrudan kuantum fiziği veya ağır felsefi metinler anlatılmazsa, insanlık tarihi de zamansal akış içinde kendi fıtri gelişim sürecini izlemiştir. İlk ilkel topluluklardan günümüzün karmaşık sosyo-ekonomik yapılarına kadar; hukuk, ahlak ve toplumsal kurallar bütünü, insan kalabalıklarının algı kapasitelerine göre zamansız boyuttan gönderilmiştir.
Bu durum ilahi sistemin bir başarısızlığı değil; eğitimin aşamalılığı, yani tedricilik yasasıdır. İlahi anayasanın müfredatı çağlara göre güncellenmiş; ancak kurulan o evrensel mektep her zaman aynı kalmıştır.
2. Programlanmış Robot Değil, İrade Sahibi Bir Varlık: İnsan
İlahi sistemde insan, bütünüyle özgür irade ve sorumluluk bilinciyle var edilmiştir. Eğer Yaratıcı insanı önceden programlanmış mekanik bir robot gibi kodlasaydı, tek bir sesleniş ve komut sonsuza kadar yeterli olurdu.
Ancak insan fıtratı; unutan, bencil hırsları için kuralları değiştiren, tahrif eden ve kendi hevasına göre vahyi bükmeye çalışan dinamik bir yapıya sahiptir [Câsiye 23]. Tarih boyunca gönderilen binlerce elçi, ilahi yazılımın bir hatasını değil; insanın yoldan sapma ve sınırları çiğneme eğilimine karşı gösterilen mutlak ilahi sabrı ve rehberliğin kesintisiz devamlılığını belgeler.
3. “Dîn” Tek ve Sabittir; Değişen Sadece “Şerîat”tir
Şûrâ 13 – “O: ‘Dîni dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin’ diye Nûh’a emrettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrâhîm’e, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya emrettiğimizi sizin için de bir şerîat (hukuk yolu) kıldı…”
Mâide 48 – “…Sizden her biriniz için bir şerîat (hukuk yolu) ve açık bir yöntem belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı; fakat size verdikleriyle sizi sınamak için (böyle yaptı). Öyleyse hayırlarda yarışın…”
Vahiy felsefesinde ve kelime yasalarında Dîn tektir, mutlaktır ve asla değişmez [Kelimelerin Dikey Ekseni]. Nûh’un da, İbrâhîm’in de, Mûsâ’nın, Îsâ’nın ve son elçinin de insanlığa anlattığı temel inanç çekirdeği, yani Dîn her çağda sadece “Tevhid”, yani Allah’ın teklik hudududur [Şûrâ 13]. Çağlara, toplumlara ve coğrafyalara göre değişen şey din değil; sadece şerîattır, yani uygulama yöntemleri, ibadet ritüellerinin biçimleri, toplumsal helal-haram sınırları ve hukuk kurallarıdır [Mâide 48].
Bu durum, muazzam bir yazılımın temel sistem çekirdeğinin (kernel) her zaman tamamen aynı kalıp; kullanıcı arayüzünün (UI) zamana, ihtiyaca ve çağın şartlarına göre modernize edilerek güncellenmesine benzer. Çekirdek yazılım Dîn; arayüz tasarımı ise Şerîat’tir.
Sonuç
Olayı “olmayınca kural değiştiriliyor” şeklindeki sığ materyalist bir ateizm algısına indirgemek, tarihsel, mantıksal ve sosyolojik gerçekleri tamamen göz ardı etmektir. Bir öğretmenin bir hakikati sınıfa kırk kez farklı yöntemlerle anlatması, öğretmenin cehaletini değil; öğrencilerin konuyu anlama, kavrama ve sahada uygulama sürecindeki zorluklarını ve o öğretmenin öğretme azmini gösterir.
Bilgi sahibi olmadan fikir yürütmek sığ bir cehalet; vahyin bu kusursuz (Dîn / Şerîat) anayasal ayrımını bildiği halde gerçeği çarpıtmaya yeltenmek ise s
