EVRENİN KOZMİK YAPISI: KUR’AN’DA GÖKLER, YER VEYA YARATILIŞ HUDUTLARI
➕ EK BÖLÜM: İLAHİ KUSURSUZLUK VEYA DÜNYA İMTİHANINDA BİYOLOJİK FARKLILIKLAR HUDUDU
Yaygın materyalist çevrelerin sorduğu “Allah her şeyi kusursuz yarattıysa neden engelli bebekler veya yapışık ikizler doğuyor?” şeklindeki sığ soru, aslında din algısının ve ilahi nizamın ne kadar dar bir kalıba sıkıştırıldığının göstergesidir. Buradaki temel hata noktası; kusursuzluğu sadece tıbbi, estetik ve anatomik pürüzsüzlük olarak dar bir çerçeveye hapsetmektir. Oysa vahyin özüne inildiğinde karşımıza çıkan asıl tanım şudur: İlahi kusursuzluk; parçada değil, sistemin bütününde, işleyişinde ve varoluş amacına milimetrik hizmet etmesindedir.
1. Sistem ve Amaç Odaklı Kusursuzluk Terazisi
Mülk 3 – “O, biri diğeriyle tam bir uyum içinde yedi göğü yaratandır. Rahmân’ın yaratmasında hiçbir uyumsuzluk (tefâvüt) göremezsin. Gözünü çevir de bak, hiçbir çatlak (kusur) görebiliyor musun?”
Mülk 4 – “Sonra gözünü iki kere daha çevir de bak; gözün aradığı kusuru bulamayarak bitkin ve yorgun bir halde sana geri dönecektir.”
Kusursuzluk parçadaki yapay pürüzsüzlükte değil; kainatın muazzam bütünsel uyumunda, dengesinde ve adalet terazisindedir [Mülk 3]. Bir varlığın mükemmelliği, kendi dünyevi konforuna göre değil; yaratılış amacını yerine getirmesiyle ölçülür. Üstelik bu kozmik sistemde fânilik kanununun işletilmesi, her şeyin biyolojik bir sonunun olması da mizan kurallarının kusursuz bir parçasıdır.
2. Dünya Hayatının Doğası ve Kolektif Sorumluluk Sınırı
Dünya hayatı mutlak bir konfor veya cennet mekânı değildir; burası insanın zihinsel ve ahlaki olarak eğitildiği bir sınav merkezidir. Eğer her birey genetik ve anatomik olarak tamamen aynı ve pürüzsüz doğsaydı; insan ruhunu ayağa kaldıran sabır, şefkat, fedakarlık, yardımlaşma (mâûn) ve sürekli paylaşım (infak) gibi evrensel erdemler tamamen anlamsız kalırdı [Mâûn 7, Bakara 274].
Doğuştan gelen her biyolojik farklılık ve engel, sadece o bireyin şahsi imtihanı değil; asıl olarak ailesinin, tıp dünyasının, bilimin ve toplumun kolektif merhamet ve liyakat sınavıdır. Toplumun bu özel canlara karşı takınacağı adalet tavrı, ilahi sorumluluk hudutlarının sahadaki en büyük tescilidir.
3. Sünnetullah Yasası ve Sebepler Dairesi
Bakara 216 – “…Savaş, hoşunuza gitmediği halde üzerinize yazıldı (farz kılındı). Olur ki bir şey hoşunuza gitmez ama o sizin için hayırlıdır; olur ki bir şeyi de seversiniz ama o sizin için bir şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
Allah kainatı fiziksel, kimyasal ve biyolojik kurallara, yani sarsılmaz Sünnetullah yasalarına bağlamıştır. Tıbbi süreçlerdeki genetik mutasyonlar, çevre kirliliği, radyasyon veya beşeri hatalar; bu biyolojik kuralların fiziki sebepler dairesindeki kaçınılmaz birer neticesidir. İlahi irade, insan imtihanını ve irade özgürlüğünü iptal edecek şekilde sisteme her an olağanüstü müdahaleler yapıp doğa kanunlarını askıya almaz.
İnsani bakış açısıyla kusur olarak nitelenen durumlar, sadece dünyevi konfor algımıza dayanır. Bizler zaman ve mekan balonunun içinden resmi sadece küçük bir kareden görürüz; Allah ise geçmişi, anı ve geleceği tek bir mizan olarak kuşatmıştır [Bakara 216]. İlahi kusursuzluk; her hücrenin hatasız kopyalanması değil, kurulan muazzam dengenin ve insan bilincini eğiten mekanizmanın mükemmelliğidir. Biyolojik farklılıklar, bu büyük okulun birer dersi ve insanın manevi tekamül
