KUR’AN IŞIĞINDA AİLE SORUMLULUĞU VE KADININ HÜRRIYETİ

KUR’AN IŞIĞINDA AİLE SORUMLULUĞU VE KADININ HÜRRIYETİ

İslam hukukunda aile yapısı, sınırları Allah tarafından çizilmiş (hudûdullah) ve karşılıklı hak-sorumluluk dengesine dayalı bir akit, yani sözleşme üzerine kuruludur. Bu dengenin doğru anlaşılması, özellikle çocukların sorumluluğu ve kadının hürriyeti konusundaki yanlış algıları ortadan kaldırır.

1. Soy ve Maddi Yükümlülük Babanın Omuzlarındadır

Bakara [233] – “Anneler, emzirmeyi tamamlamak isteyenler için çocuklarını tam iki yıl emzirirler. Onların (annelerin) mâruf (örfe uygun) ölçülerde yiyeceği ve giyeceği, çocuk kendisinin olan babaya aittir. Hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklenmez…”

Kur’an’da nesep, yani soy erkek üzerinden yürür; dolayısıyla o soyun devamı için gereken her türlü maddi bedel babaya aittir. Ayet bu hududu şüpheye yer bırakmayacak şekilde çizer. Bu hüküm, babayı ailenin ve çocukların mutlak maddi hamisi ve sorumlusu kılar.

2. Evlilik Dönemi: Akdi Sadakat ve Hizmet Sorumluluğu

Evlilik akdi devam ettiği sürece, bu sözleşme taraflara karşılıklı sorumluluklar yükler. Erkek dışarıda rızık peşinde koşarken, kadın da yuvanın iç düzeninden, ortak yaşam alanının korunmasından ve eşlerin birbirine olan sadakat bağından sorumludur. Bu süreçte çocukların bakımı ve emzirilmesi, evlilik akdinin doğal bir gereği ve “maruf” olan hakkaniyetli bir görev paylaşımıdır.

3. Boşanma Sonrası: Emzirme ve Bakım Hürriyeti

Talâq [6] – “O kadınları, gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde barındırın. Onları sıkıştırmak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hamile iseler, yüklerini bırakıncaya (doğum yapıncaya) kadar nafakarını verin…”

Talâq [6] – “…Eğer sizin için (çocuğu) emzirirlerse, onlara ücretlerini verin. Aranızda mâruf (örfe uygun) ölçülerde güzelce anlaşın. Eğer güçlükle karşılaşırsanız, o zaman çocuğu baba hesabına başka bir kadın emzirecektir.”

Mesele boşanma, yani akdin feshedilmesi noktasına geldiğinde Kur’an’ın kadına tanıdığı hürriyet zirveye çıkar. Boşanma ile birlikte kadının eski eşine karşı hizmet borcu tamamen biter. Artık çocukların temizliği veya bakımı konusunda hukuki bir mükellefiyeti kalmaz. Kur’an, boşanmış annenin çocuğunu emzirip emzirmemesini bir emir değil, bir pazarlık ve rıza konusu yapar. Eğer anne bakmak veya emzirmek istemezse, baba ona zorla baktıramaz. Baba, bedelini bizzat ödeyerek bir süt anne veya bakıcı bulmakla mükelleftir. Bu, kadının boşanma sonrası o soya dair bedelsiz bir hizmetçi olmadığının en somut kanıtıdır.

4. Mülkiyetin Dokunulmazlığı ve Tasarruf Yetkisi

Kur’an’da kadın, ekonomik bir birey olarak tam bağımsızdır. Kendi mal varlığı (mehir, miras veya kazanç) üzerinde mutlak tasarruf hakkına sahiptir. Yaşarken malını dilediği çocuğuna verip dilediğine vermeme hürriyeti vardır. Kimse onun mülküne el koyamaz veya onu harcama konusunda zorlayamaz. Ancak ölüm gerçekleştiği an şahsi irade hududu biter ve Allah’ın farz kıldığı miras taksimi başlar.

5. “Bakmadın” Sitemi ve İlahi Adalet

Bakara [233] – “…Ne bir anne çocuğu yüzünden zarara uğratılsın, ne de child kendisinin olan baba çocuğu yüzünden zarara sokulsun. Mirasçının üzerindeki sorumluluk da bunun gibidir…”

Evlatların, yuvayı terk eden veya boşanmış olan annelerine “Bize bakmadın” diyerek sitem etmesi, Kur’an’ın hukukunda yer bulmaz. Çünkü Kur’an, çocukların korunma, barınma ve büyüme sorumluluğunu tamamen babaya yüklemiştir. Eğer bir child mağdur olduysa, bunun hesabı imkanı olduğu halde çözüm üretmeyen babaya sorulur. Anne boşanma sonrası bakıyorsa bu onun bir lütfu ve iyiliğidir; ama baba bakıyorsa bu hukuki bir zorunluluktur. Bu yüzden vebal, görevi olmadığı halde yapmayan annede değil; görevi olduğu halde sorumluluğunu ihmal eden babadadır.

Sonuç

Kur’an, kadını evliyken yuvasına sadık bir sorumlu, boşandığında ise hakları ve mülkiyeti korunmuş tamamen hür bir birey olarak tanımlar. “Annen bakmak zorundaydı” demek yerine “Baban sağlamak zorundaydı” demek, Kur’an’ın adalet hudutlarına sadık kalmanın tek yoludur.