KUR’AN IŞIĞINDA ALLAH’IN HUDUTLARINI AŞMAK: PARALEL YASA UYDURMALARI
İslam dünyasında asırlardır süregelen, Kur’an’ın özüne aykırı ve adeta Allah adına hüküm verme cüretine dönüşen geleneksel bir söylem vardır: “İçki içenin 40 gün namazı kabul olmaz.” Bu iddia, sadece sıradan bir dini yanlış anlama meselesi değil; Allah’ın rahmetine set çekmek, O’nun koyduğu net hudutları çiğnemek… kişiyi bütünüyle teslimiyetten uzaklaştırmaktır.
1. Kur’an’町のÇizdiği Net Hudut: Sarhoşluk Sınırı
Nisâ [43] – “Ey iman edenler! Sarhoş iken, ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüp iken de -yolcu olmanız müstesna- yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın…”
Allah, sarhoşluk ve o Büyük Teslimiyet Şemsiyesi (Salat) ilişkisini net bir sınırla belirlemiştir. İlahi irade bu yasağı “40 gün” gibi uydurma bir süreye değil, “ne söylediğini bilme” bilincine ve zihni berraklığa bağlamıştır. Kişi ayıldığı, idraki yerine geldiği andan itibaren sorumluluk hudutlarına dönmekle mükelleftir. Bu ilahi hükmün üzerine 40 günlük bir red süresi eklemek, Allah’ın eksik bıraktığını iddia etmek ve O’nun yasasına paralel bir kural koymaktır. Allah’ın kanunlarının üzerine hüküm koymak ise açıkça ilahi sisteme meydan okumaktır.
2. Rivayet Dünyası ve Vahiy Süzgeci
[Tirmizî, Fiten 7; Nesâî, Eşribe 43; İbn Mâce, Eşribe 4] gibi geleneksel kaynaklardaki rivayetler incelendiğinde sarsılmaz bir kaide vardır: Herhangi bir söz ya da rivayet, Kur’an’ın apaçık ve net ayetiyle çelişiyorsa, o sözün Allah’ın Elçisi’ne ait olması hukuken ve aklen mümkün değildir. Geçmişte “caydırıcılık” amacıyla üretilen bu tür uydurmalar, Allah adına paralel sınır belirleme noktasına ulaştığı için ağır bir saptırma vebali taşır. Bir hatayı engellemek adına daha büyük bir hataya imza atıp “Allah adına yalan uydurmak”, dini bütünüyle tahrif etmektir.
3. Merhamet Kapısını Kapatan İnsan İradesi
Hûd [114] – “Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın saatlerinde namazı ikame et. Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.”
Tevbe [104] – “Allah, tövbeleri çokça kabul edendir, esirgeyendir.”
Allah, dürüst ve yapıcı eylemlerin hataları sileceğini bildirerek kuluna her an net bir çıkış yolu sunar. Bir hatanın hemen ardından yönünü ilahi sınırlara dönmek, o hatanın temizlenmesine vesile olacakken; “40 gün sistem dışısın” demek, kulun elinden yenilenme imkânını zorla almaktır. Bu anlayış, Allah’ın merhametinden ziyade kendi dar cezalandırma dürtülerini dine dayatanların uydurmasıdır. İnsan, kendi sığ görüşüyle Allah’ın geniş rahmet kalkanına engel olamaz.
4. Dil Barikatı ve Hakikati Gizleme Arzusu
Bu tür asılsız inançların günümüze kadar taşınmasının en büyük sebebi, toplumların Kur’an’ı kendi ana dillerinde doğrudan anlamalarının önüne set çekilmesidir. “Sen anlamazsın, sadece bilmediğin bir dilde seslendir” denilerek hakikatler perdelenmiş; insanlar Kur’an’ın duru mesajı yerine uydurma kuralların esiri edilmiştir. Vahiy anlaşılmasın ki, hurafe zincirleri sarsılmasın istenmiştir. Oysa Kur’an’ı kendi dilinde akleden bir zihin, Allah’ın kapısının hiç kimseye yapay sürelerle kapatılmayacağını net olarak bilir.
Sonuç
Hiç kimse Allah’ın hudutlarının dışında yeni bir hudut ve süre belirleyemez. “40 gün kabul olmaz” söylemi, kişiyi ibadetten ve sistemden tamamen soğutan, İslam’ın kolaylık ve sığınma ilkesini baltalayan beşeri bir prangadır. Müminin görevi, rivayetleri ve geleneksel kabulleri Kur’an süzgecinden geçirmek ve her ne hata işlemiş olursa olsun, ayıldığı ve zihni berraklaştığı anda yönünü tekrar Rabbine dönmektir.
