KAPANIŞ: İLİM DERYASINDA BİR ZERRE VEYA KULUN MUTLAK ACZİYETİ

KAPANIŞ: İLİM DERYASINDA BİR ZERRE VEYA KULUN MUTLAK ACZİYETİ
Bu kitabın kapağını kapatırken bütünüyle müşahede etmekteyiz ki; burada satırlara dökülen her bir kelime, Kur’an’ın kendi kavramlarını yine kendi ayetleriyle milimetrik olarak açıkladığı o muazzam kendi kendini tefsir etme mucizesinin karşısında, nihayetsiz bir ilim deryasındaki küçük bir zerreden ibarettir. Bizler, beşerî sığlığın ve asırlık dogmaların ötesine geçerek, Allah’ın sarsılmaz hudutlarının gerçeklerini bizzat Kendi kelamının dikey ekseninde ortaya çıkarmak için naçizane, Kendi çapımızda ve gücümüzün yettiği nispetle gayret gösterdik. Ancak mutlak ilmin ve belagatin yegane sahibi karşısında kul olarak acziyetimizin, eksikliğimizin ve zafiyetimizin bilincindeyiz. Kalemlerin tükeneceği, kelimelerin ise asla bitmeyeceği o muazzam ilahi deryada, kulun cüzi aklıyla ortaya koyduğu her cehd, ancak o sonsuz nurdan sızan küçücük bir parıltıdır.
Kehf [109] – “De ki: ‘Eğer Rabbimin kelimelerini yazmak için denizler mürekkep olsaydı, Rabbimin kelimeleri tükenmeden önce, bir o kadarını daha destek olarak getirsek bile o denizler kesinlikle tükenirdi.’”
Bizim bu araştırmalarda bütünsel bir felsefeyle vurguladığımız ve gün yüzüne çıkardığımız dikey hakikatler, gelecekte bu kutlu bayrağı devralacak olan nesillerin bulacağı daha büyük, daha derin ve muazzam gerçeklerle birleşecektir. Gelecek kuşakların, taklitçi ve nakilci sığ fıkıh kalıplarına hapsolmak yerine, bu kitaptaki metodolojiyi bir basamak olarak kullanarak çok daha ileri boyutlarda ilim tahsil edeceklerine olan inancımız tamdır. Kul olarak sorumluluğumuz; önümüze konan donmuş beşerî yorumları dinleştirmek değil, zamanı ve zemini aşan o sarsılmaz ilahi nizamın şifrelerini Kur’an’ın kendi sağlama mantığıyla çözmektir. Eğer bu zerre miktar gayretimiz, gelecek nesillerin zihninde tek bir dogmayı bile un ufak etmeye ve daha büyük hakikatlerin kapısını aralamaya vesile olabildiyse, ilahi adalet terazisindeki yerini bulmuş demektir.
Şuarâ [192-195] – “O, alemlerin Rabbi tarafından dikey eksende indirilmiştir. Uyarıcılardan olasın diye onu duru ve apaçık bir Arapça belagat diliyle senin kalbine güvenilir ruh indirilmiştir.”
Fâtır [28] – “İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böylece farklı olanlar vardır. Kullarından ancak ilimde derinleşenler, Allah’a karşı derin bir saygı ve sorumluluk bilinci duyarlar. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.”
Nihai kelamda, niyetimizi ve naçizane çabamızı alemlerin Rabbi olan Allah’ın mutlak adaletine ve takdirine arz ediyoruz. Biz sadece gücümüzün yettiği kadarıyla ilahi hudutları korumaya ve saptırılmış kelimelerin dikey eksenlerini açığa çıkarmaya çalıştık. Hatalarımız ve eksiklerimiz kendi acziyetimizden, duru ve sarsılmaz olan tüm gerçekler ise doğrudan Furqân’ın kendi kendini açıklayan o muazzam mucizesindendir.
Hûd [88] – “Şuayb dedi ki: ‘Ey kavmim! Eğer ben Rabbimden apaçık bir delil üzerindeysem ve O bana Kendi katından güzel bir rızık vermişse, buna ne dersiniz? Size yasakladığım şeylere kendim aykırı davranarak size muhalefet etmek istemiyorum. Benim tek amacım, gücümün yettiği kadar ıslah etmekten ibarettir. Benim başarmam ise ancak Allah’ın desteğiyledir. Ben yalnızca O’na tevekkül ettim ve her an yalnızca O’na yönelirim.’”