HAKİKATE İLK ADIM: BİREYSEL SORUMLULUK VEYA AKIL ETME HUDUDU (KİTAP ÖNSÖZ / 2. BÖLÜM GİRİŞİ)
İnsanlık tarihi boyunca insanı ayakta tutan en büyük ilahi emanet; ne sahip olduğu dünyevi zenginlikler ne de körü körüne mensubu olduğu toplumsal kalabalıklar ve mezheplerdir. İnsanı hayvani beşer seviyesinden çıkarıp hakiki makamına ulaştıran yegâne güç; Allah’ın her bir bilince müstakil olarak bahşettiği “akıl” ve bu aklı kullanmaktan doğan “bireysel sorumluluk” bilincidir.
1. Zihne Vurulan Ağır Prangalar: Atalar Kültü İllüzyonu
Bakara 170 – “Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denildiğinde: ‘Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız’ derler. Ya ataları hiçbir şey akıl edememiş ve doğru yolu bulamamışlarsa?”
Bugün, insanlığın etrafını kuşatan kulaktan dolma bilgiler, atalardan miras kalan körü körüne alışkanlıklar ve “başkaları ne der?” şeklindeki elalem korkusu, zihinlere vurulmuş en ağır prangalardır [Bakara 170]. Oysa Yaratan, mesajını bencil bir gruba ya da sadece seçkin bir din sınıfı zümresine değil; doğrudan doğruya akıl sahiplerine hitaben göndermiştir. Bu evrensel hitabın yegane muazzam muhatabı doğrudan sensin.
2. Müstakil Hesap Verme Zorunluluğu: Şahsiyet Binası
Meryem 95 – “Ve onların hepsi, kıyamet günü O’nun huzuruna tek başlarına (müstakil olarak) geleceklerdir.”
Her bilinç, yarın hesap gününde kendi özgür tercihlerinin ve kendi arayışının hesabını tek başına, yapayalnız verecektir [Meryem 95]. “Ben falanca lidere uymuştum, falan cemaatin arkasındaydım” ya da “Herkes öyle yapıyordu, topluma uydum” şeklindeki aciz savunmalar, akıl gibi devasa bir ilahi imkânın bütünüyle reddedilmesi anlamına gelir.
İnanç ve teslimiyet (salat), başkasının omuzlarında taşınacak taklidi bir yük değildir; her bireyin kendi kalbiyle ve aklıyla bizzat inşa etmesi gereken sarsılmaz bir “şahsiyet binası”dır.
3. Akıl Etme Hududu: İman Yolculuğunun Pusulası
Vahyin defalarca sorduğu “Hâlâ akıl etmez misiniz?” sorusu, sıradan bir hatırlatma değil; yerine getirilmesi mecburi olan anayasal bir emirdir. Akıl etmek; sorgulamak, doğrudan ilk hakiki kaynağa inmek, duyduğunu vahyin ve gerçeğin süzgecinden geçirmek ve taklidi bütünüyle terk etmektir.
Akıl, iman yolculuğunun tek güvenilir pusulasıdır; o pusulayı bencilce başkasına emanet edenler, fırtınalı toplumsal denizlerde başkalarının karanlık rotalarına mahkûm olurlar. Bu kitapta ve seride; kulaktan dolma efsanelerin ötesine geçerek, vahiyle inşa edilmiş mantıklı bir duruşun izini süreceğiz. Amacımız sadece kuru bir bilgi aktarmak değil; okuyucunun eline kendi zihin prangalarını kıracak o mutlak anahtarı, yani kendi aklını kullanma cesaretini vermektir.
